Pazar, Aralık 5, 2021
spot_img

Covid-19: Okulda!

Dünyamızı yöneten siyasi iklim, Covid-19 pandemisiyle mücadelede etkili olabilecek enstrümanlara sahip değildir

Covid-19 pandemisi tüm dünyada can almaya devam ediyor. Resmi kayıtlara göre SARS-CoV-2 virüsü geçtiğimiz 9 ay içerisinde yerküremizde 1 milyondan fazla insanı öldürdü[i]. Üstelik bu rakam ülkelerin sağlık otoriteleri tarafından bildirilen ve gerçeği yansıtmayan rakamların toplamından oluşuyor. Pekâlâ biliyoruz, pek çok ülke salgına ait sayısal verileri manipüle ediyor. Bağımsızlıklarını korumayı başarmış bilim insanları, epidemiyolojik verilere dayanarak gerçek sayının açıklananın çok üstünde olduğunu söylüyorlar.

Salgının ülke, kıta, bölge ve hatta sosyal/ekonomik farklılaşmaların olduğu mahallerde bile oldukça değişik bir seyir izlediğini biliyoruz. Hastalığın hem seyri hem de yayılmasındaki farkın, virüsün yapısına ve insan fizyolojisindeki çevresel/ırksal değişikliklerden kaynaklanmadığını söyleyebilecek verilere sahibiz. COVID-19 hastalığı toplu taşıma araçlarını kullanan, kalabalık işyerlerinde ve konutlarda çalışan/yaşayan, yetersiz sağlık hizmeti alan yoksulları; cezaevi, yaşlı bakım evi, kadın sığınağı gibi toplu yaşam alanlarında yaşayanları ve hastalıkla her gün burun buruna mücadele eden sağlık çalışanlarını öldürmeyi sürdürüyor. COVID-19 kaynaklı ölümlerin çoğunun “ülkelerin sağlık sigortaları üzerinde büyük yük olduğu düşünülen kişiler” olduğu anlaşıldıktan sonra insan yaşamını korumak, dünyayı yöneten siyasi karar mercilerinin önceliği olmaktan çıkmıştır!

Covid-19 pandemisi nedeniyle okulların açılması veya tamamen kapatılması konusunda dünyanın dört bir yanında sert tartışmalar yaşanıyor. Nedir, eğitim konusunda alınan kararlarda ve ileri sürülen argümanlarda epidemiyolojik modellemelerin, virolojik analizlerin ve klinik çalışmaların göz önüne alınmadığını veya manipüle edilmiş bazı verilere dayandırılmaya çalışıldığını rahatça söyleyebilirim. Bu konudaki tartışmalar büyük oranda sosyal, ekonomik, siyasi ve bazen pedagojik kaygılara dayandırılıyor. Bazı durumlarda ise farklı ülkelerin okulların açılması konusundaki stratejileri ön plana çıkarılıyor.   Örneğin, okullar açılması konusunda Eylül ayında AKP MKYK toplantısında partinin Sosyal Politikalar Başkanı Fatma Betül Sayan Kaya bir sunum gerçekleştirdi. Kaya, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde okulların açık olduğunu ve çocukların virüsten az etkilendiklerini belirterek okulların açılması önerisinde bulundu[ii]. Oysa çocukların “virüsten az etkilendikleri” varsayımı klinik gözlemlerin sadece bir yüzünden ibarettir. Hele Almanya, İngiltere ve Türkiye okullarının fiziksel koşullarını, çocukların okuldan sonra döndükleri evlerin, çok kuşaklı ailelerin yapısını karşılaştırmadan bu argümanın ileri sürülmesi bir doğrudan iki yanlış çıkarıldığını göstermektedir.

Covid Dunya Haritasi

UNESCO tarafından hazırlanan, 13 Ekim 2020 itibarı ile tüm dünyadaki okulların açık/kapalı oluşlarını gösterir harita[iii].

Geçtiğimiz aylar içinde çocukların pandeminin yayılması konusundaki rolleri hakkında bilim insanları tarafından çok sayıda tıbbi araştırma yapıldı ve sonuçları saygın bilim dergilerinde yayımlandı. Bu çalışmaların en önemlilerinden biri, dünyanın en önemli bilim dergileri arasında sayılan Journal Of Pediatrics’de 20 Ağustos 2020 tarihinde yayımlanan makaledir[iv]. Makaleye konu edilen çalışma, Massachusetts General Hospital’da 192 çocuk (ortalama yaş 10.2 ± 7 yıl) üzerinde yapılan araştırmaya dayanmaktadır. Araştırmanın ayrıntılarını, inceliklerini öğrenmek isteyenler dipnotlarda verdiğim linki tıklayarak makalenin tamamını okuyabilirler. Ben olabildiğince herkesin anlayabileceği bir dille araştırmanın sonuçlarını özetleyeceğim:

192 çocuk üzerinde yapılan çalışmaya göre, SARS-CoV-2 virüs enfeksiyonu geçiren çocuklar, yetişkinlerde görülenden önemli ölçüde daha düşük ölüm oranı ve daha hafif semptomlarla hastalığı geçirmektedirler. Araştırmanın sadece bu cümlesine atıfta bulunursanız gönül rahatlığı ile okulları açma kararı alabilirsiniz. Ama dahası var; yapılan araştırma, pediatrik popülasyondaki bulaşıcılık yükü ve bulaşıcılık potansiyelini anlamak, mevcut pandemiye yönelik halk sağlığı politikaları geliştirmek için kritik öneme sahip bazı sonuçlara ulaşmamızı sağlamıştır. Özcesi şudur: Hastalığı asemptomatik[v] veya çok hafif geçiren çocuklardaki virüs yükü ve dolayısı ile bulaştırıcılık potansiyeli entübe edilmiş yetişkinlerden bile yüksek bulunmuştur. Çocuklarda SARS-CoV-2’nin semptomları spesifik değildir ve COVID ile ilişkili olmayan hastalıklarla önemli ölçüde örtüşmektedir. Çocuklarda SARS-CoV-2 enfeksiyonunu tespit etmek, polen alerjisi mevsimi ve bu sonbaharda grip mevsimi boyunca daha da zorlaşacaktır. Ayrıca, bazı çocuklar semptomlar gelişmeden önce çok yüksek viral yükler taşımaktadırlar. Çocuklardaki viral yük, yaştan bağımsız olarak yüksektir. Yani, bebeklerle ergenler arasında bulaştırıcılık potansiyelleri açısından fark görülmemiştir. Çocuklardaki viral yük ile semptomlar arasındaki korelasyon eksikliği, Covid-19 pandemisinin kontrol stratejilerini karmaşıklaştırmaktadır.

Yapılan araştırmanın çok önemli sonuçlarından biri de SARS-CoV-2 virüsüne maruz kalan çocuklardan bazılarında gelişen mültisistem enflamatuvar sendrom ve kardiyak komplikasyonların varlığının gösterilmiş olmasıdır. Akut SARS-CoV-2 enfeksiyonunu hafif veya asemptomatik geçirmiş bile olsa bazı çocuklarda birkaç hafta sonra öldürücü olabilen multisistem enflamatuar sendrom veya kardiyak komplikasyonlar gelişebilmektedir. Şu anda elimizde olan verilere dayanarak bu tür komplikasyonların ortaya çıkma oranını söyleme olanağı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak; dünyamızı yöneten siyasi iklim, Covid-19 pandemisiyle mücadelede etkili olabilecek enstrümanlara sahip değildir. Hastalığa ilişkin verileri toplumdan gizleyerek, yapılan bilimsel çalışmaları manipüle ederek, aşı veya ilaç bulunacağı umutlarını sürekli gündemde tutarak, alınacak katı önlemlerin halkı yoksulluğa ve açlığa mahkûm edeceğini ima ederek ve salgının büyümesindeki sorumluluğu halka yükleyerek pandemiden çıkış yolu bulunamaz. Salgının geldiği bu aşamada, bilimin sunduğu apaçık verilere ve okulların mevcut fiziksel koşullarına rağmen sınıf düzenindeki yüz yüz eğitimin sürdürülmesi, hastalığın siyasallaştırıldığının, insan yaşamının/sağlığının yok hükmünde görüldüğünün en açık kanıtıdır.

Dipnotlar

[i] 12 Ekim 2020 itibarı ile 1,082,680 kişi. Kaynak: https://www.covidvisualizer.com

[ii] Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/okullar-ne-zaman-acilacak-ekimde-basliyor-mu-cumhurbaskani-erdogandan-oneriye-cevap-6313985

[iii] Kaynak: https://en.unesco.org/covid19/educationresponse

[iv] https://www.jpeds.com/article/S0022-3476(20)31023-4/fulltext

[v] Asemptomatik: Hastalık bulgusu olmadan.

1 Yorum

Comments are closed.

4,573BeğenenlerBeğen
2,371TakipçilerTakip Et
9,078TakipçilerTakip Et
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...

YAZARIN DİĞER YAZILARI