Eller Kalkar Eller İner… Yapma Aylar Doğar Güneş Doğarken

Günümüz Türkiye’sinde “süreç”, “proserdür”, “kural” denilen şey, “ellerin kalkıp, inmesi” kadar basit bir şey. TBMM karar almıyor, eller alınan kararı onaylamak/alkışlamak üzere kalkıp iniyor

TBMM Başkanı Mustafa Şentop gazetecilerin sorusu üzerine, 33 fezlekenin 23 Şubat akşamında TBMM’ye ulaştığını açıkladı. Bu fezlekelerden 28’i HDP’ye ait. Cumhurbaşkanı da partisinin grup toplantısından sonra fezlekelerle ilgili sürecin düğmesine basıldığını ifade ederek “Bu konular Meclis’e gelir, Meclis Komisyonları müzakerelerini yapar. Genel Kurul’da da eller hemen iner kalkar.” dedi.

Onun da ifade ettiği gibi, günümüz Türkiye’sinde “süreç”, “proserdür”, “kural” denilen şey, “ellerin kalkıp, inmesi” kadar basit bir şey. TBMM karar almıyor, eller alınan kararı onaylamak/alkışlamak üzere kalkıp iniyor “Cumhurbaşbakanlığı Sistemi” Türkiye’sinde; hoş eskiden de durum pek farklı değildi ya, neyse. Meclise gönderilen fezlekeler ile ilgili olarak haberleri kurcalarken yukarıdaki ifadeleri okuyunca aklıma birden Nazım’ın “İşler atom reaktörleri işler yapma aylar doğar(geçer) güneş doğarken” leitmotifi etrafında işlediği şiiri geldi aklıma. Şöyle bitiyordu şiir: “İşler atom reaktörleri işler /Yapma aylar geçer güneş doğarken/Ve güneş doğarken hiç umut yok mu?/ Umut umut umut/ Umut insanda”… Meclis Komisyonları müzakerelerini yapar. Genel Kurul’da da eller hemen kalkar, iner ve işler atom reaktörleri işler…

İşte o meşhur “eller kalkar, iner” süreci şöyle. Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden bir fezlekeyi -yani ana hatlarıyla dile getirilen suçlama özetini- Adalet Bakanlığına verir. Bu talep Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığından da TBMM Başkanlığına iletilir. İşte gelinen aşama tam da burası. Bundan sonrası da TBMM İçtüzüğüne göre daha doğrusu “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “Yasama Dokunulmazlığı” alt-başlıklı birinci bölümündeki usule göre işliyor. Cumhuriyet Başsavcılığı-Adalalet Bakanlığı-Cumhurbaşkanlığı-TBMM kanalı üzerinden gelen talep, Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden müteşekkil, Karma Komisyona havale edilecek. Burada karar alınırsa (yani eller kalkar inerse) Karma Komisyon toplanacak ve hangi fezlekeye ait dosyanın değerlendirileceğine karar verilecek (yani eller kalkıp inecek). Karma Komisyon, dosyaları Hazırlık Komisyonuna gönderecek ve bu komisyon en geç bir ay içinde bir rapor hazırlayarak kararını Karma Komisyona havale edecek (yani yine eller kalkıp inecek) Karma Komisyon da yine “en geç” bir ay içinde Hazırlık Komisyonu raporu ile ilgili olarak kendi kararını şekillendirecek (yani eller yine kalkacak, yine inecek) Karma Komisyonun raporu Genel Kurul gündemine girecek. Genel Kurul’da hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması için Başsavcılığın fezleke düzenlediği ve Hazırlık ve Karma komisyonlardan geçerek Genel Kurul’a gelen talepler her bir milletvekili için ayrı ayrı görüşülecek. Dokunulmazlığın kaldırılması, Karar Yeter Sayısı üzerinden karara bağlanacak (yani yine, yine eller kalkıp inecek).

Milletvekilinin dokunulmazlığı bu süreçte kaldırılsa da milletvekilliği devam edecek ama hakkındaki dava da görülmeye devam edecek. Ancak mahkeme, dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili için hapis cezasına hükmederse bu hüküm Genel Kurulda okunacak ve o zaman o milletvekilinin milletvekilliği de düşürülmüş olacak. Özetle, Erdoğan’ın da altını çizdiği gibi, bakmayın siz bu sürecin benim burada -daha da özet halde- yazdığım kadar uzun oluşuna oysa  “eller kalkacak, eller inecek”, “süreç işleyecek”… “yapma aylar doğacak güneş doğarken”

İyi Parti CHP’nin Düştüğü Fezleke Çukuruna Düşer mi: Sazan Sarmalı-II

Erdoğan’ın 6-8 Ekim 2014’deki Kobani Olayları’ndan Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tutması üzerine 2016 yılında dokunulmazlık tartışmaları başlamıştı. O dönemde altı üstü sadece bir BOŞbakan olduğunu, 2019’da Gelecek Partisi’ni kuruduğu zaman anlayabilecek olan dönemin Başbakanı ve hatta “Prof. Dr.” Ahmet Davutoğlu da Kılıçdaroğlu’na çağrı yaparak dokunulmazlıkların kaldırılması için bir kamuoyu oluşturmaya çalışmıştı. Yine ve her zaman olduğu gibi “Ya HDP’ye arka çıktığımız düşünülürse! Hâlimiz n’icolur?” endişelerinin akıl, izan ve siyasî ahlâka galebe çaldığı bir CHP toplantısından sonra Davutoğlu’nun önerisi kabul görmüştü. Selahattin Demirtaş’ın tüm milletvekillerinin tüm dokunulmazlıklarını kaldıralım önerisi ise -ki bu da kâfi miktarda popülizm kokan bir teklifti- kabul görmeyecekti.

Politik “sazan sarmalının” ilk merhalesini başarıyla atlatan AKP, Anayasa’nın 83. maddesine, geçici madde eklenerek, parlamentoda bulunan tüm fezlekelerle ilgili dokunulmazlıkların kaldırılmasını önerdi. Kabul edilerek Anayasa’ya eklenecek olan Geçici Madde’ye dair kanun şu şekildeydi:

Kanun No. 6718                                                                            Kabul Tarihi: 20/5/2016

MADDE 1 – 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 20 – Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.”

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde oylanır.

Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında “içlerine sinmese de Anayasa değişikliğine destek vereceklerini” açıkladı. Sebebi basit, yukarıda da yazdım, CHP’nin bir türlü aşamadığı şu “Ya HDP’ye arka çıktığımız düşünülürse! Hâlimiz n’icolur?” sendromu. Bu, CHP için, gerçekten de baş edilmesi zor bir ikilemdi; hâlâ da kısmen öyle: Çünkü, HDP (‘ye destek olmak ya da olmamak) CHP’nin kendi içindeki fay hattı; HDP (‘ye destek olmak ya da olmamak) CHP’nin temel kırılma noktası.

AKP de CHP’nin bu yumuşak karnını gayet iyi tespit etmiş durumdaydı. Anayasa değişikliği için AKP’ye destek vermediği zaman korktuğu şey genel anlamda “seçmenin” CHP’ye yönelik tepkisi değil, bizzat CHP’nin kendi içindeki (partinin ulusalcı olarak anılan) kesimlerinin ve onların harekete geçireceği kendi tabanının tepkisiydi. CHP her şeyden önce parti içindeki bu çevrelerin ve bizzat kendi tabanındaki ulusalcı kesimlerin tepkisini çekmemek için AKP’nin sazan sarmalına girdi, girmek zorunda kaldı; bile bile lades dedi. CHP’nin de desteği ile dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Anayasa değişikliği referandum gerektirmeyecek bir çoğunlukla (367 üzeri) TBMM’den geçebildi.

Anayasa değişikliği mayısın sonunda kabul edilmişti Türkiye bir buçuk ay sonra 15 Temmuz darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. Bunu HDP’ye yönelik tutuklama operasyonları takip etti. Darbe girişiminden 20 gün sonra da (4 Kasım 2016) HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil, çok sayıda HDP milletvekili tutuklanarak cezaevine konuldu; 26. Dönem’de, haklarında kesinleşen yargı kararları nedeniyle çok sayıda HDP milletvekilinin TBMM üyeliği sona erdi. Sazan sarmalının son hamlesi CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun, 14 Haziran 2017’de tutuklanması oldu.

“Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş” ya, Berberoğlu’nun tutuklanması başta Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’lilerin Ankara’dan İstanbul’a protesto yürüyüşleri (Adalet Yürüyüşü) ile son buldu. Haklarını yemeyelim, 25 günde 420 kilometre yol yürüyerek Berberoğlu’nun tutuklu bulunduğu Maltepe Cezaevi önünde sona erdirdikleri bu yürüyüş, Türkiye’nin son dönemlerindeki en büyük, en göz dolduran, en renkli politik eylemlerinden biri oldu.

CHP akıllandı mı, “akılsız başın cezasını ayaklar çekince”, CHP’nin başı, “aklını başına devşirdi” mi; bu çok tartışılacak bir mevzu ama en azından bu defa (Sazan Sarmalı-II) CHP, evet oyu vermeyeceğini, sarmala girmeyeceğini beyan etti. AKP, hakkında “terör” suçlamasıyla fezleke hazırlanan bazı HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için TBMM’yi devreye sokarken, Devlet Bahçeli HDP hakkında “kapama davası” açılmasını istiyor.  Hakkını yememeli Bahçeli hiç değilse bu konuda tutarlı; “MHP’ye Genel Başkan olmak bir şereftir” diyen Perinçek’e “Çay bile içemeyiz!”  derken de öyle.

Sıra İyi Parti de. Meral Hanım, ileride duran muz kabuğuna bakarak “Tüh! biraz sonra o muz kabuğuna basıp yere yuvarlanacağım.” mı diyecek, muz kabuğuna basıp ardından bin pişman olacak ve Ankara’dan Ötüken’e kadar mı yürüyecek; yoksa olmaz denilen şey olacak da bu kez belagat ve racon değil ahlâk ve etik mi kazanacak. Aslında İyi Parti’nin bunlardan hangisini seçeceği, partinin kendini nasıl tanımladığı ve siyasal yelpazede nereye oturttuğu ile ilgili de bir sorun. Dokunulmazlıklar ile ilgili tavır İyi Parti’nin bir “yeni-merkez sağ” parti mi yoksa MHP’nin yerine oynayan, “MHP’nin İyi’si” bir parti mi olduğu hakkında da karar vermesini gerektirecek.

Otuz iki kısım tekmili birden Sazan Sarmalı-II’de

Coming soon…

İyi pazarlar…

Mete Kaan Kaynar Imza2

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

PAZAR PAZAR

Mete Kaan Kaynar
Akademisyen, Yazar
2,738BeğenenlerBeğen
1,275TakipçilerTakip Et

10. Adam – AKP Öncesi/Sonrası (İktisat Politikaları)

Çavlan Erdoğan ile 10. Adam'da AKP öncesi ve sonrası tartışmaya açılıyor. Bu hafta İktisatçı Nazır Kapusuz ile AKP'nin iktisat politikalarını konuştuk Yayınlarımızı takip etmek için: Youtube Destekleriniz...
Efsanedeki Sisifos ile Camus'nün Başkaldıran İnsan'ı ilk bakışta birbiriyle bağdaşmaz görünür, adeta birbirinin zıddı gibidirler. Camus'nün bir kitap boyunca, Sisifos Söyleni'nde, anlatmaya çalıştığı “uyumsuz”...
Johann Sebastian Bach denince ne geliyor aklınıza? Çoğunuzun “klasik müzik” ya da “Barok müzik” dediğini duyar gibiyim. Sanatla içli dışlı olanlar ise Bach’ın eserlerini...
Meşhur “128 milyar dolar nerede?” tartışmasında artık konunun neredeyse her açısı incelendi. Yine de “işi” derli toplu anlamak isteyenlere, meseleyi ta en başından beri gündeme...
İran yazı dizisi 2. Bölüm. İran’ın yirminci yüzyıl başında yaşadığı 1906 devrimini anlamadan, günümüz İran’ının sosyal, kültürel, siyasi şifrelerini çözmenin mümkün olmadığı kanısındayım. Öyle sanıyorum...

YAZARIN DİĞER YAZILARI