Çarşamba, Eylül 29, 2021
spot_img

Kod: 29 İşçilere Karşı İşlenen Suçtur

İktidarın OHAL kararnameleriyle kendisine muhalif gördüğü binlerce insanı ihraç etmesiyle benzer bir durum yaşanıyor şu anda. Kod: 29 sermayenin KHK’sı, ihraç yöntemidir desek yeridir

emek gündemini izleyenler bilir; korona salgınıyla birlikte işten çıkarma yasağı getirilmiş, iş kanunu’nda işten çıkarmayı düzenleyen 25/2’deki haller kapsam dışı tutulmuştu. uygulamada ise işverenler sendikal örgütlenme içinde olan, işyerinde karşılaştığı haksızlığı dile getiren, ücretsiz izin uygulamalarına itiraz eden işçilere karşı 25/2’yi bir silah olarak kullanmaya yöneldiler…

ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlar nedeniyle işten çıkarmayı düzenleyen 25/2’den işten çıkarılan işçilerin bildirimi kod:29 olarak düzenleniyor ve işçilerin kayıtlarına işleniyor… kod: 29’la işten çıkarılan işçiler kıdem tazminatı, ihbar öneli, işsizlik maaşı gibi tüm haklarını yitirdikleri gibi yeni bir işe girmeleri de olanaksızlaşıyor. iktidarın OHAL kararnameleriyle kendisine muhalif gördüğü binlerce insanı ihraç etmesiyle benzer bir durum yaşanıyor şu anda. kod: 29 sermayenin KHK’sı, ihraç yöntemidir desek yeridir. çünkü kod: 29’la işçilerin çalıştığı döneme ait haklarını ortadan kaldırmakla kalmıyor, gelecek döneme ilişkin çalışma hakkını elinden alıyor… dolayısıyla işçi ailesiyle birlikte açlığa, sefalete tutsak ediliyor…

salgınla iyice derinleşen ekonomik kriz koşullarında sermaye yalnızca ekonomik gerekçeyle değil, ideolojik gerekçeyle de işçilerin yalnızca emeğini sömürmekle kalmıyor bir tehdit aracına dönüştürdüğü kod: 29’la işçilerin bilincine, bireysel varlığına, anayasa ve yasalarla, uluslararası sözleşmelerle tanınmış en temel haklarına saldırıyor… iktidarın kurduğu OHAL rejiminin işyerlerindeki yansıması kod:29 olarak karşımıza çıkıyor…

“döğüşenler de var bu havalarda”

durduğu yerde gelecek güzel günlerin beklentisi ve düşleriyle umudu bilincine kelepçe yapmak yerine, işyerlerinde, sokaklarda sermayenin saldırılarına ve iktidarın göz yummasına, sermayeyle iş tutmasına karşı direnen, haklarını için savaşan, bugünle birlikte yarınları için de söz söyleyen insanlar ve sendikalar da var… “Döğüşenler de var bu havalarda/ El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem/ Ümit, öfkeli ve mahzun/ Ümit, sapına kadar namuslu”* dizelerine selam çakarcasına gözaltına alınmalar, soruşturmalar karşısında direnenler…

bu yazıya başlamadan önce Migros’ta örgütlü DGD Sen üyesi işçiler kod: 29 ve ücretsiz izin uygulamasına karşı Migros patronu Tuncay Özilhan’ın evinin önünde basın açıklaması yapmak isterlerken polis şiddetiyle karşılaşıp gözaltına alındılar… kaymakamlığın Migros patronunun evinin bulunduğu yerde her türlü eylem, basın açıklaması vb. toplantı ve gösteriyi yasaklayan bir karar alması, bunu da “salgınla mücadele” olarak gerekçelendirmesi bir taraf belirleme anlamı taşıyor…

PTT Sen üyelerinin de eylemi vardı. PTT’de çalışan işçilerin örgütlü sendikası PTT Sen’in yöneticileri ve destek açıklayan üyeleri ya ücretsiz izine çıkarıldılar ya da kod:29’la işten atıldılar… yetki alma aşamasına gelmiş, bazı işyerlerinde çoğunluğu sağlamış bir sendikanın örgütlenmesini kırmak için yapılan bu işçi kıyımı PTT’de yaşanıyor… işçiler devleti yöneten, yetki ve makam sahiplerine “sendikal örgütlenmenin hak olduğunu söylüyorsunuz. sendikal örgütlenme nedeniyle işten atılmamıza susuyorsunuz. o zaman kaldırın bu yasaları” diye seslendiler… Çalışma Bakanlığı’nın, İşkur Müdürlükleri’nin, SGK’nın gözleri önünde yaşanan bu açık hukuksuzluk karşısında savcılar da kendiliğinden işlem yapabilecekken susuyorlar… anayasal düzene uymak ve hukuk düzenini korumak için işçilere ödev ve borç çıkaranlar, yurttaşlar arasında eşitlik ilişkisini kurmak konusunda sorumluluk duymuyorlar…

Nakliyat İş sendikası da birçok kentte hem örgütleniyor, hem direniyor, hem de hukuk savaşı veriyor. Muğla Tüvtürk direnişi (970 gün), Samsun-Çorum Ambarlı grevi (442 gün) Kastamonu Reysaş Tüvtürk direnişi (494 gün), Milas Kömürcüoğlu (324 gün), Şanlıurfa Tüvtürk/ Polçak direnişi (872 gün)… dikkat ettiniz mi, bir inat hikayesi yazıyor işçiler… Nakliyat İş Yemek Sepeti işyerlerinde de örgütlendi; ancak patron Çalışma Bakanlığı’nın da işbirliği ile işçilerin yarıya yakınının işkolu değiştirerek ‘şimdilik’ zaman kazandı. fakat işçilerin işkolunun değiştirilmesine rağmen aynı işi yapıyor olmaları karşısında bakanlığın göz yummasını da dikkate alarak atıyorlar adımlarını…

Bağımsız Maden İş sendikası Soma ve Ermenek’te geriye dönük kıdem tazminatları, iş kazası ödemeleri, maaş vd. hakları ödenmeyen işçilerle 2019’dan bu yana Soma’da, 2020 Ekim ayından bu yana Ermenek’te direniyor… Soma’da önemli ölçüde kazanımlar elde edilmesini de sağladı. ancak, yıllardır “kıdem tazminatının günah” olarak belletildiği, iktidarın has adamlarının işlettiği Ermenek madenlerinde çalışan işçilere aylardır bir araya gelme yasağı uyguluyor kenti yönetenler… başlangıçta Ermenek’te basın açıklaması yapmalarına ses çıkarmayan yöneticiler korona salgınını da bahane edip sendika yöneticilerini kente sokmadıkları gibi, madencilerin bir araya gelmesini de ‘yasakladılar’… işçiler Ermenek’in dağlarında, kırlarında toplanıp sözlerini söylediler, sosyal medya üzerinden “buradayız” dediler…

daha çok sayıda işçi direnişleri var… hiçbirinin hakkını yemek istemem. şu an eylemleri nedeniyle gündemde olan ve yoğun baskı gören sendika ve işçileri yazmaya çalıştım. gözümden kaçanlar olduysa affola…

örgütsüzlük de öldürüyor

kapitalizm yarattığı sömürü sistemi ve kurduğu tahakküm ilişkileriyle daha çok kazanmak uğruna işçilerin canını almaktan çekinmiyor. her yıl artarak süren iş cinayetlerinde geçtiğimiz yıl 2427 emekçi yaşamını yitirdi… İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin düzenli olarak hazırladığı yıllık raporlara baktığımızda  1923 işçinin öldüğü 2018 yılına göre 2020 yılında yaklaşık 500 kişilik artış bir işçi kırımı yaşandığını gösteriyor. bu sayılara meslek hastalığı sonucu ölenler dahil edildiğinde korkunç bir durum çıkıyor karşımıza…

geçtiğimiz günlerde İSİG sekiz yılda 502 işçinin canına kıydığını açıkladı… ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, yarın kaygısı, mobbing gibi nedenlerle işçiler canlarına kıyıyorlar. bence kendi canlarına kıymış olmaları bunların bir cinayet olduğu gerçeğini değiştirmiyor… içinde yaşadığımız sömürü düzeni, siyasal iktidarın yarına yönelik beklenti ve umutları köreltmesi gibi temel sebepleri görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz…

ücretsiz izin, kod:29, açlık sınırının altında (sömürü koşullarında) çalışmak zorunda kalışımız, iş cinayetleri gibi ahlaksız, insanlık dışı, emeği değersizleştiren, bizi kendimize ve birbirimize yabancılaştıran bu düzen karşısında örgütlü olmak, örgütlenmek dışında hiçbir seçeneğimiz ve yolumuz yoktur… bekleyerek umut etmek ve her geçen gün tükenmek/ tüketilmek yerine, adım atarak umudu yaratmak, büyütmek ve yaşamı kurmak zorundayız… sermayenin ve iktidarın örgütlü saldırısına, suskunluğuna, canımızı yok saymalarına karşı bizim örgütlü gücümüzden başka bir şeyimiz yoktur…

kod: 29 için

9 Şubat 2021 tarihli “ahlaksız ve kötü niyetli” başlıklı yazımdaki; ‘bir tür fişleme durumu, patronlar arası açık şifre olan kod: 29 kayıtlarını tutan Çalışma Bakanlığı suç ortağı oluyor. işçi işveren ilişkilerini düzenlemekle görevli bakanlık patronlar için kayıt tutar bir durumda… bu yüzden konuştuğumuz arkadaşlar “İş Kanunu değişmeli” diyorlar. sermayenin ahlaksız ve kötü niyetli uygulamalarına çanak tutan tüm mevzuat değişmeli… yetmez; bugüne kadar gördüğümüz, yaşadığımız hukuksuz uygulamaların sorumluları, bunlara sessiz kalıp, göz yuman tüm kamu görevlileri (en azından) yasalara ve anayasaya aykırı davranmaktan, görevi ihmalden yargılanmalı…’ sözlerimi yineleyerek bitirmek istiyorum…

iktidarın beklentisi yönünde karar vermediği için “Anayasa Mahkemesi de kapatılsın” demeye cüret edenlerin olduğu bir ülkede canımız, işimiz ve onurlu yaşam hakkımız için işçilere karşı yasadışı uygulamalara imza atanlar, göz yumanlar yargılanmalıdır… üstelik işçilere karşı örgütlü davrandıkları için çete suçundan yargılanmalıdır…

 

*Ahmed Arif /Karanfil Sokağı

Bir Cevap Yazın

SAlim Calik
Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
287TakipçilerTakip Et
Bu haftaki yazımı ressamların resimleri ve antik çağ buluntularının görselleriyle destekleyeceğim değişik bir konuya ayırmak istedim. Tüm dünyada oldukça seveni olan biranın antik ve...
Soma Katliamı sırasında yaralı çıkarılan madenci ambulansa bindirilirken “çizmelerimi çıkarayım mı?” diye sormuş ve içimizin burkulmasına yol açmıştı… can pazarından çıkarılan bir insana bunu...
Almanya'da hafta sonu seçim var ve Merkel'in liderliğindeki büyük koalisyon nihayetleniyor. Yerine hangi liderin ve koalisyonun geleceği henüz belirginleşmiş değil. Siyaseten ülkemizi en fazla...
Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,akar suyun,meyve çağında ağacın,serpilip gelişen hayatın düşmanı.Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:- çürüyen diş, dökülen et -,bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp...

YAZARIN DİĞER YAZILARI