Salı, Temmuz 16, 2024
spot_img

Soru ve Cevaplarla Deprem Hurafeleri

Bugün alkışlanan, normalleştirilen şiddet görüntüleri yarın rejim muhaliflerine dönmez mi sanıyorsunuz. Bu “hırsız, yağmacı” güruhuna gösterilen tepkinin onda biri deveyi havuduyla yutanlara gösterilseydi başka bir Türkiye’de yaşıyor olurduk.

Soru ve Cevaplarla Deprem Hurafeleri

Kolay okunur bir tür “deprem broşürü” hazırladım. Üzerinde mutabakat olduğunu düşündüğüm konulara girmedim. Yanlış bilinen veya üzerinde çok da kafa yorulmamış alanlara odaklandım. Başlıyoruz:

HAARP diye bir komplo teorisinden bahsediliyor. Bu deprem yapay olarak “dış güçler” tarafından üretilmiş olabilir mi?

OLAMAZ!

İddialara göre “ABD’ne ait bir HAARP gemisi 2 Şubat günü İstanbul Boğazı’na demirledi, konsolosluklar kapatıldı, düğmeye basıldı ve yapay bir deprem oluşturmak için iyonosfere enerji verilmesiyle deprem oluşturuldu.”

HAARP adlı Amerikan araştırma girişimi 1990’ların başından beri aktiftir. Projenin önceliği radyo iletişim teknolojisinin geliştirilmesidir.  HAARP, “Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı” anlamına gelmektedir.  HAARP projesi yapay deprem oluşturmaya yönelik bir çalışma alanına sahip olmadığı gibi böyle bir iddiayı destekleyecek herhangi bir akademik bildiri yayımlanmamıştır.

Enkaz kaldırma çalışmalarına gönüllü gitmek istedim, “gelme” dediler. Niye ki?

Afet yönetiminin ilk ve temel ilkesi 12 saat içinde tam teçhizatlı, iyi eğitim görmüş, her türlü koşulda hayatta kalma beceri ve kondisyonuna sahip profesyonellerden oluşan ekiplerin bölgeye hâkim olmasıdır. Kaldı ki 12-24 saat geçtikten sonra bölgede yaşayan gönüllülerin yararı çok azalmaktadır. Dışardan gelen gönüllüler, eğitimli bile olsalar teçhizat yetersizliği ve kendi yaşamlarını da idame ettirmek için ek desteğe ihtiyaç duyduklarından yarardan çok yük oluştururlar. 1999 depreminde AKUT’un başarısının en önemli sebebi, Nasuh Mahruki gibi profesyonel dağcılardan oluşan, yukarıdaki özelliklere sahip ekiplerdir. Deprem bölgesinde başınızın çaresine bakabilecek bireysel beceri ve kondisyonunuz varsa, profesyonel yeteneklerinize ihtiyaç bulunuyorsa afet bölgesine gitmelisiniz; gidin…

Enkazdan çıkarılanlara su verilir mi?

Enkaz altından çıkarılan kişilere olanak varsa damar yolu ile sıvı verilmelidir. Ancak damar yolu açacak koşullar yoksa bilinci açık, oturur veya ayakta durabilen, yutkunma becerisi olan kişilere su verilebilir, verilmelidir.

Bu konu maalesef çok tehlikeli bir mecraya sürüklendi. “Deprem profesörü” Ahmet Ercan geçtiğimiz günlerde bir twit yazdı:

prof. dr. ovgun ahmet ercan

Hemen uyardım; benden sonra başka meslektaşlarım da yazdılar, “bu mesajı silin” dediler. Prof. Ahmet Ercan bu mesajı silmediği gibi benzer başka twitler de yazdı. Sorun şu ki benim uyarım 26 bin kişiye ulaşabilirken “sayın deprem profesörünün” bu tehlikeli ve yanlış mesajı 2,9 milyon kişi tarafından okundu. Bunun tek bir adı var: GÜÇ ZEHİRLENMESİ.

Akademik unvanlı kişilerdeki “güç zehirlenmesi” topluma, bilime, bilim insanlarına çok zarar veriyor. Kendi alanının dışında yazdıklarındaki büyük bir hata o kişinin diğer yazdıklarını da şaibeli hale getirmektedir.

Tekrar ediyorum; enkazdan çıkarılan kişiye o anda damar yolu ile sıvı verilmesi mümkün değilse, bilinci açık, yutkunabiliyorsa SU verilmelidir.

Toplumda depreme karşı duyarlılık oluşturması, insanların gerçeklerle yüzleşmesi için bebeğine sarılıp ölmüş annenin ve hatta başka ölenlerin fotoğraflarını paylaştım, iyi yapmışım değil mi?

Halt etmişsiniz! Ölen kişilerin fotoğraflarını paylaşmanın adı ölüm pornosudur.

Enkazdan çıkarılan çocukların fotoğraflarını, videolarını görünce ağlamaklı oluyorum, hemen paylaşıyorum. Çok mu duygusalım?

Medyada çocuk fotoğraflarını mozaiklemeden kullanma hakkını kim nereden alıyor? Ebeveynlerinden ve hatta kendilerinden onay alındı mı? Sosyal medyada “ama herkes paylaşıyor, ben de başka birinden aldım” diyerek paylaşılan ve normalleştirilen bu çocuk teşhirciliğinin adı çocuk istismarıdır. Çok mu zor o fotoğraflardaki çocukların fotoğraflarını mozaiklemek. Fotoğrafları mozaiklemeyi bilmiyorsanız, öğrenmek de istemiyorsanız paylaşmayıverin çocuk fotoğraflarını[i].

Sağlık Bakanlığı 70 sahra hastanesi kurmuş, fazlasıyla yeter herhalde?

Onlar sahra hastanesi değil POLİKLİNİK.

Evlerde kullanılmayan ilaçları toplayarak deprem bölgesine göndermeyi düşünüyoruz, ne dersiniz?

YAPMAYIN!

Deprem bölgesindeki yağmacıların tekme tokat dövüldüğü videolar izliyoruz, yorumunuz nedir? 

Sosyal medyada yağmacılar için “sıkın kafasına, anladığı dilden konuşacaksın” türünden laflar geziyor. Bir hekim, dövenler için “aman aslanların elleri acımasın, ellerine pomat sürün” yazıyor. Bir videoda kamuflajlı ceket ve kar maskesi giymiş bir adam iç çamaşırlarıyla dizilmiş “yağmacıları” tekme tokat dövüyor. Milyonlarca kişi bu videoları beğenmiş, paylaşmış.

DELİRDİNİZ Mİ SİZ ARKADAŞLAR…

Biz ne zaman işkencecileri, yargısız infazcıları alkışlamaya başladık. Bugün alkışlanan, normalleştirilen şiddet görüntüleri yarın rejim muhaliflerine dönmez mi sanıyorsunuz. Bu “hırsız, yağmacı” güruhuna gösterilen tepkinin onda biri deveyi havuduyla yutanlara gösterilseydi başka bir Türkiye’de yaşıyor olurduk.

AHBAP mı AFAD mı? Bağışı nereye yapalım?

1999 yılında getirilen deprem vergileri yerinde kullanılsaydı bu soruyu sormayacaktık. Toplumun Kızılay, AFAD vb. kurumlara güveni sıfırlanınca bu noktaya geldik. Bu depremde AHBAP Derneği büyük bir sorumluluk üstlendi, çadır/konteyner kent, mobil tuvaletler vb. yatırımlara girişmiş bulunuyor. Hem sonra bir halk sözü var, bilirsiniz: “Dere geçilirken at değiştirilmez.” Yani; AHBAP mı AFAD mı? Evet, AHBAP… Ama unutmayalım, buradaki tercih bir çözüm değil, çaresizliğimizin özetidir.

Biz arkadaşlarla afet bölgesine gidecek yardım malzemelerini kolileyip tırlara yüklüyoruz. Depremzedeler bunlara çok sevinecekler değil mi?

Profesyonel ve deprem yardımları konusunda saha deneyimi olan bir organizasyonun içinde değilseniz, ki bunların sayısı inanılmaz derecede az, emeğinize yazık.

deprem siginma

Bulunduğunuz şehirde 30-40-50 kişi bir araya geliyorsunuz ve topladığınız ihtiyaç malzemelerinin kolilere yerleşmesini, kamyon veya tıra yüklenmesini sağlıyorsunuz. Bu yüklediklerinizin hedef noktadaki ihtiyaç sahiplerine ulaşması için gittiği yerde de bu kamyonla ilgilenecek, bu kamyonu karşılayacak 30-40-50 kişi bulunması gerekiyor. Oysa bu çoğu zaman mümkün olmuyor.  Kolileri muhtemelen organizasyonu yapan belediye, kamu kurumu veya STK’nın 1-2 elemanı karşılıyor. Onların da işleri başlarından aşkın. Sizin 50 kişiyle yüklediğiniz kamyonu ve içindeki kolileri değerlendirmeleri mümkün olmuyor. Peki bunun bir yolu yok mu? Elbette var! Öncelikle yüklenen ihtiyaç malzemeleri gidecekleri yerde güçlü bir organizasyon ile karşılanmalıdır. Yüklediğiniz malzemeler ise kesinlikle özelleştirilmiş olmalı. Örneğin bir kamyon dolusu sadece battaniye, bot veya mont gibi. Örneğin 10 bin mont gönderin, karşılayanlar sürpriz yumurta gibi doldurulmuş yardım kolilerini ayrıştırmakla uğraşmasın.

YArdim malzemesi

Yardım malzemesi gönderirken süreci izleyin; ilk günler dış giyim malzemesi ihtiyacı karşılanacak ve hemen ardından iç çamaşırı gerekecektir. İç çamaşırı gereksinimi deprem bölgelerinde süreklilik taşır. Çünkü olasılıkla uzunca bir süre çamaşır yıkama olanağı bulunamayacaktır.

Deprem bölgelerindeki ertelenemez ve süreklilik arz eden ihtiyaçların neredeyse en başında kadınlar için hijyenik pet gelmektedir. Bu deprem için konuşursak afet bölgesinde kabaca günlük 5 milyon hijyenik pet gereksinimi ortaya çıkacaktır. Yani “biz 5 koli gönderdik” ile olmaz, bu malzemenin sürekli akışı sağlanmalı, pet üreten firmalarla erken dönemde bağlantı kurulmalı, bu firmalar sosyal medyada etiketlenerek her gün milyonlarca hijyenik malzeme akışı sağlanmalıdır.

Sosyal medyada gündem oluşturmaya, bölgedeki sorunlara dikkat çekmeye çalışanlara ne önerirsiniz?

Afetin şimdiki aşamasında özellikle iki önemli sağlık sorununa ve alınacak tedbirlere yoğunlaşmak gerekiyor. Öncelikle bölgedeki iklim şartları nedeniyle ortaya çıkan hipotermi ve sindirim yolu ile bulaşan enfeksiyonlar büyük bir sorun olacaktır. Yani çadır ve konteyner barınakların temini, temiz içme suyunun sürekliliği, her türden atığın izalesi ve mobil tuvalet inşası çok ivedi olarak yapılmalıdır. Özellikle sahra tuvaleti yapımı çoğu zaman göstermelik sayılarda yapılmaktadır. Tuvaletlerin sayısı başlangıçta her 30-50 kişiye bir, daha sonra 20 kişiye bir adet olacak şekilde hesaplanmalıdır. Aksi halde dışkı/ağız yolu ile bulaşan dizanteri, kolera, tifo vb. hastalıkların yayılması kaçınılmazdır. Sosyal medya kullanıcıları sahadan gelen veriler ışığında yeterli konteyner/çadır kentlerin kurulması ve sahra tuvaletlerinin inşası konularını sürekli gündemde tutmalıdırlar.

Sosyal medyada aşağıdaki konular gündemin ilk sıralarına çıkarılmalıdır:

Kirli yaralanmaların artması nedeniyle hem çocuklar hem de erişkinler için yeterli sayıda tetanos aşısı temin edilmelidir.

Çocukların rutin aşılama programları aksatılmadan sürdürülmelidir.

Anne sütü alamayan bebekler için mama desteği sağlanmalıdır.

Küçük çocuğu olan ailelerin, gebelerin, kronik hastalığı olanların, yaşlıların çadır/konteyner evlerde barınması risklidir. Bu kişilerin aileleri ile beraber afet bölgesi dışına nakli sağlanmalıdır.

Enkazdan yaralıları çıkarırken tekbir getirmenin faydası var mı?

Bu soruya terbiye sınırlarını aşmadan cevap veremeyeceğim. Ama ünlü şair Mirza Elekber Sabir[ii] bu sorunun cevabını bir asır önce vermiş; buyurun okuyun:

“Yayan yapıldak düşürem yollara,

Çakır dikenler görürem korkmuram.

Seyredirem ıssız biyabanları,

Vahşi hayvanlar görürem korkmuram.

 

Kâh oluram denizlerde kayıkçı,

Dalgalı tufan görürem korkmuram.

Kâh çıkaram sahile, her yanda

Kalaba vahşiler görürem korkmuram.

 

Kâh sabaha dek vururam dağlara,

Yangınlı balkan görürem korkmuram.

Kâh inirem gölgeli ormanlara,

Yırtıcı hayvan görürem korkmuram.

 

Mezarlıklarda tutturam kâh mekân,

Orada hortlak görürem korkmuram.

Menzil olur kâh bana viraneler,

Cin görürem, can görürem korkmuram.

 

Bu küre-i arzda ben muhtasar,

Muhtelif elvan görürem korkmuram.

Yurt dışında da hatta gezip

Çok tuhaf insan görürem korkmuram.

 

Fakat bu korkmazlıkla doğrusu

Ay dadaş vallahi, billahi, tallahi,

Nerde Müselman görürem korkuram!

 

Sebepsiz korkmuram, özrü var,

Neyleyim yahu, bu yok oluşların

Fikrini kan görürem, korkuram,

Korkuram, korkuram, korkuram.”

 

DİPNOTLAR

[i] Her koşulda çocukların çıkarları önceliklidir. Örneğin kaybolan ve kaybolduğu teyit edilmiş çocukların fotoğraflarının paylaşılması istismar olarak kabul edilemez.

[ii] Mirza Elekber Sabir hakkında bilgi için:  https://izafi.org/2017/10/01/hophop/

Bir Cevap Yazın

4,573BeğenenlerBeğen
2,371TakipçilerTakip Et
9,078TakipçilerTakip Et
[td_block_10 limit="6" custom_title="YAZARIN DİĞER YAZILARI" autors_id="10"]