Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Suç İttifakına Karşı İttifak

Suçun cezasız bırakıldığı, hak ve özgürlük talebinin cezalandırıldığı koşullar altında başta can güvenliğimiz olmak üzere yaşamımızın her alanında daha çok dayanışma, daha çok ortak savaşım için, daha çok mukavemet için bir araya gelmek zorundayız

Birçoğunu bildiğimiz, geçmiş deneyimlerle bugüne ve yarına ilişkin öngörülerde bulunduğumuz olaylar yaşıyoruz. En yıkıcı yanı da bilmemize, öngörülerde bulunmamıza rağmen yaşananları, yaşatılanları önlemek için bir şey yapmıyor, yapamıyor oluşumuzdur. Oysa alanlarda, meydanlarda, salonlarda, ekranlarda, gazete ve dergi sayfalarında dile getirdiğimiz dayanışma, ortak savaşım verme, halkların kardeşliğini savunma, egemenlere ve ataerkil iktidara/ yarattığı iktidar ilişkilerine karşı yoksulların, işçi sınıfının, kadınların, çiftçilerin birlikte davranmasını sağlayacak adımları atamayışımızın payı da var bugün yaşadıklarımızda.

Geçtiğimiz hafta HDP İzmir İl Örgütü’ne yapılan saldırı ve parti binasında bulunan Deniz Poyraz adlı kadının öldürülmesi sonrası ortaya saçılan bilgiler, açıklamalar, fotoğraflar daha önce benzerlerinde rastladığımız gibi bir suç ittifakının yansımasıdır. Katilin medyaya yansıyan sosyal medya profilindeki resimler, katille poz vermiş olan bakan ve devlet görevlilerinin varlığı nasıl açıklanabilir ki? Nerede bir suç ve açığa çıkmış bir suçlu varsa mutlaka iktidar içinden üst düzey ilişkileri de ortaya çıkıyor.

HDP İzmir İl Örgüt’ne saldıran katilin durumu HDP kadar tüm sol/ sosyalist/ devrimci kamuoyunun üzerinde düşünmesini gerektiriyor. Resmi olarak sağlık görevlisi olan bir kişinin nasıl olup da rahatça yurtdışına (Suriye’ye) çıkabildiği, hangi amaç ve görevle çıkarıldığı ilk sorudur. Mevzuat gereği tüm kamu çalışanları her ne sebeple olursa olsun yurt dışına çıkarken bağlı olduğu kurumdan izin almak, görevli personelin de çıkış sebebi açıkça belirtilmek zorundadır. Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yurtdışına çıkışına görevli olarak izin verildiği anlaşılıyor; o zaman görev tanımı, Suriye’de çektirdiği silahlı fotoğrafların nasıl çekilebildiği, hangi işlemlerin yapıldığı, Suriye’ye kimlerle gittiği, orada kimlerle kaldığı, Onur Gencer gibi kaç ‘görevli’ olduğu şeklinde onlarca soru sorulabilir, sorulmalıdır.

Tek başına hiç kimsenin Suriye’ye veya yurtdışına çıkıp elinde silahlarla poz veremeyeceğini, bu görüntüleri açık kaynaklarda paylaşamayacağını, kin ve nefret suçu kapsamındaki sözleri edemeyeceğini biliyoruz. Dolayısıyla bir suçlular ittifakıdır karşımızdaki güçler. Onur Gencer kendisinin de isteğiyle, bilinçli seçimiyle kullanılmış ve elemandır. Bu yanıyla ülkemizdeki çok sayıdaki katliamın faillerinden farkı yoktur. Hatta cinayet sonrası gelişmeler korumaya alındığı, birçok sorunun sorulmadan geçiştirilmeye çalışılacağı izlenimiyle de öncekiler gibidir.

Fakat burada üzerinde önemli durmamız ve bundan sonrası için üzerinde düşünmemiz gereken bir katliam amacının güdülmüş olmasıdır. HDP’li yöneticilere göre cinayet günü ve saatinde planlanan bir etkinlik başka bir etkinliğe katılım nedeniyle erteleniyor. Çok sayıda parti yönetici ve vekilinin olacağı gün ve saatin seçilmesi rastlantı olamaz. Bundan sonrası için hem HDP hem de tüm sol/ sosyalist/ devrimci muhalefet olarak yoğunlaşmamız gereken yer burasıdır. Böylesine kitlesel bir katliamın siyasi, toplumsal sonuçları da dikkate alındığında rejimin veya rejim içindeki güç odaklarından birinin bir çatışmayı planladığını düşündürüyor.

Cinayet sonrası HDP İzmir il örgütünün bulunduğu binanın aranmayışı, polisin katile karşı ‘adın ne abicim’ tavrı, parti örgütünün hemen karşısında polis noktası bulunmasına rağmen bu cinayetin (katliam denemesinin) gerçekleşmiş olması gibi gerçeklikler de düşünüldüğünde suçlular ittifakına karşı ittifakın yaratılması zorunludur. Sol/ sosyalist/ devrimci parti ve bireylerin bu ittifakı yaratırken Millet İttifakı’nı da HDP’nin yanında durması zorlanmalıdır.

Geçtiğimiz hafta açıklanan Berkin Elvan davası kararı bu dediklerimizi açıklar niteliktedir. Mahkeme katil polise önce müebbet hapis verip sonra da 20 yıla düşürmekle yetinmeyerek ‘sanığı gelecek yaşamında telafi edilemez zararlar doğuracağı” gibi bir gerekçeyle cezayı 16 yıl 8 aya düşürmüştür. Sanığın gelecek yaşamını düşünen mahkeme Berkin Elvan’ın 14 yaşında son bulan yaşamını, ailesinin bir evlat yitirmenin acısıyla süren yaşamlarını, kamuoyunun “Berkin Elvan için adalet” çağrısını duymamıştır.

Geçtiğimiz Cumartesi de 130’dan fazla kadın ve LGBTİ+ örgütü “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” diyerek alanlara çıkıp kadın cinayetleri, taciz, tecavüz, cinsiyetçi ayrımlara karşı “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır”, “Vazgeçmiyoruz” sloganlarıyla rejimin cins ayrımcı yanını bir kez daha teşhir ettiler. Ve bu eylemlerde de taleplerin haklılığını gösterircesine polis şiddete başvurmaktan, gözaltı yapmaktan çekinmedi.

Pek çok taciz, tecavüz vakasında da gördüğümüz üzere cezasızlık yerleşik duruma geliyor. Yine pek çok muhalif eylem ve talepte gördüğümüz üzere Saray/ AKP/ MHP iktidarına karşı olan herkes şiddetle yıldırılmaya çalışılıyor, tutukluğun devamı yönündeki kararlarla cezalandırma yoluna gidiliyor. Suçun cezasız bırakıldığı, hak ve özgürlük talebinin cezalandırıldığı koşullar altında başta can güvenliğimiz olmak üzere yaşamımızın her alanında daha çok dayanışma, daha çok ortak savaşım için, daha çok mukavemet için bir araya gelmek zorundayız.

05.4.2021 tarihli ‘Nerden Baksan Tutarsızlık’ başlıklı değerlendirmemizde “Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılması talebiyle savcılığın hazırladığı iddianame esastan reddedip geri göndermesi üzerine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “HDP ile birlikte Anayasa Mahkemesi de kapatılmalıdır” sözü hukuksuz bir düzen istendiğini, faşist düzenin kurumsallaştırılmak istendiğini göstermesi açısından önemliydi. Bu söz başlı başına suç unsuru olmakla birlikte bir işlem yapılmayışı da (tüm yaşananlarla birlikte) hukuksuzluğun norm olduğunu bir kez daha gösterdi.” yazmıştık.

Anayasa Mahkemesi HDP’ne yönelik kapatma davasını görüşme veya görüşmeme kararı için toplanacak. Şu anki koşullarda Saray/AKP/ MHP iktidarı HDP’nin olmadığı veya siyaset yapamayacağı bir siyasi ortam yaratmaya çalışıyor. Bu açıdan Anayasa Mahkemesi’nin kararı ne olursa olsun fiili olarak HDP ve tüm muhalefetin kuşatılmaya çalışıldığı görülüyor. Saadet Partisi’nde Oğuzhan Asiltürk’ün partiyi kongreye getirerek Cumhur İttifakı’na eklemleme çabası da, daha önce CHP ve İYİ Parti’ye yapılan bir operasyonun benzeridir. Saray/ AKP/ MHP iktidarı Saadet Partisi’nden gelecek %1-2 oydan daha çok moral üstünlük çabası içindedir.

18.01.2021 tarihli ‘Her şey İktidar İçin’ başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi; “HDP’yi kapatma davasında ısrar eden MHP ile milletvekillerinin vekilliğini düşürmeyi, seçim yardımını kesmeyi öneren AKP bu konuda anlaşamıyor gibi görünseler de iktidarda kalmak gibi vazgeçemeyecekleri bir ortak noktaları olduğu unutulmamalıdır. Bu açıdan HDP ve Kürt muhalefetini, bileşenlerini siyaset yapamaz duruma getirmek için her yolu deneyeceklerdir. Kobane olayları gerekçe gösterilerek eski ve yeni HDP yöneticilerine açılan davaların ‘uygun ve gerek görülen’ zamanda kurumsal olarak HDP’yi de içerebileceği görülüyor.

AFGANİSTAN’A ASKER YAZILMAK

NATO Zirvesi’nde Biden ile Tayyip Erdoğan’ın görüşmesinin ayrıntıları tam olarak açıklamasa da; Tayyip Erdoğan’ın ‘Hamdolsun’ ifadesi iktidar için beklenenden iyi geçtiğini düşündürüyor. S-400’ler, Suriye, Libya konularında sıkıştırılmamış olmak yeterli olmuş görünüyor. Zirve öncesi ‘ekonomik ve siyasi destek sağlanması koşuluyla Afganistan’da Türk Askeri’nin Kabil Havaalanı ve yabancı misyonların korunmasını üstlenebileceği” yönündeki açıklama ABD ve NATO üyeleri tarafından satın alınmış görünüyor.

Almanya ve Fransa’nın da “Suriye, Libya ve göç sorunlarının çözümü için Türkiye ile çalışmamız gerekiyor” biçimindeki açıklamalar da batının Saray/ AKP/ MHP ittifakının batıya karşı rüştünü ispatlaması için zaman verdikleri yönünde okunabilir. Bu açıklamaların NATO toplantısı sonrası gelmesi de ABD’nin Avrupa üzerindeki etkisi olarak görülmelidir. Türkiye uluslararası sermayenin ve emperyalist finans/ askeri örgütlerin istediği adımları attığı ölçüde kabul görecektir.

Fakat ısrarla üzerinde durulması gereken konu; NATO’nun asker çekmesi sonrası Türk Askeri’nin Afganistan’da görevlendirilecek olmasıdır. Taliban’ın buna karşı çıkmasına rağmen asker göndermek Kore Savaşı’ndakine benzer durumlara yol açabilecektir. Elbette nesnel olarak aynı değildir; ancak Taliban üzerindeki Pakistan’ın etkisi, Pakistan’la Rusya’nın kurduğu ilişkiler, İran ve Çin’in bölgedeki etkisi gibi çok sayıda etken Türk Askeri’nin bir bataklığa gönderildiğini düşündürüyor. Kaldı ki Türkiye’nin ekonomik, askeri, siyasi, bölgesel denge ve güç ilişkileri dikkate alındığında böylesi bir ‘operasyonu’ sürdürme olanağı yoktur, emperyal bir ‘operasyon’ olması nedeniyle de karşı çıkılmalıdır.

Rusya ile de iş tutarak yapamadığı Ortadoğu’da aktör olma hevesi ve bunun iç siyasette kullanılması hevesi doğru değildir. Üstelik ABD ile ilişkileri düzeltmek, batıdan sıcak para/ yatırım çekmek uğruna gönüllü olarak Afganistan’a asker yazılmak Ortadoğu’da halklar arası çatışma riskini de taşımaktadır. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları emperyalizmin hizmetine sunulmamalıdır.

25.01.2021 tarihli ‘Para, Para, Para’ başlıklı yazımızda belirttiğimiz durum gerçekleşmiş görünüyor; “Fakat iktidarı asıl zorlayacak olan korona salgınıyla birleşen ekonomik krizin buhrana dönüşme riskidir. Saray bu sıkışma içinde düne kadar hakaret ettiği Fransa Cumhurbaşkanı’na ‘samimi’ mektup yazarak, AB ülkelerine Türkiye’nin AB hedefinin sürdüğü mesajı vererek, Yunanistan’la 2016’da kesilen istikşafi görüşmeleri yeniden başlatarak yabancı sermayeye ve uluslararası kurumlara ekonomi, hukuk, demokrasi reformları yapılacağını söyleyerek yatırım/ para çekmeyi amaçlıyor. Ancak Tayyip Erdoğan’ın şahsında bugüne kadar yürütülmüş olan dış politikadaki tutarsızlıklar ve ‘batı karşıtlığı’ görüntüsü (Rusya ile geliştirilen ilişkiler, Ortadoğu’da cihadist örgütlerin desteklenmesi vb.) Saray’ın hamlelerine temkinle yaklaşılmasına yol açıyor.

Artık var olan politikaların sürdürülemeyeceğini Saray da görüyor, ABD denetimindeki uluslararası kurum ve ülkeler de görüyor. Taraflardan biri ihtiyaçtan  ‘Para, para, para’ derken diğeri hizaya getirmek için diyor.

Dolar, dolar, dolar…”

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...