Perşembe, Mayıs 26, 2022
spot_img

Yoksuldan Alıp Varsıla Vermek

Biz iktidarı, sermayeyi ürkütmedikçe, hakkımız olanı almak için bir araya gelip hep bir ağızdan ‘nerede bizim payımız?’ demedikçe açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasına sıkıştırılacağız…

yaşadığımız dönem yol açtıkları etkileriyle, yapılması gerekeni yap/a/mayışımızla, ileriye yönelik yarattığı hasarlarla yıllarca aklımızdan çıkmayacak… 2. dünya savaşı sırasında, 70’lerdeki petrol krizinde, 70’lerin sonuna doğru ülkemizde yaşanan yokluklar bugünlerde yaşananların yanında hafif kalacaklar/ kalıyorlar diye düşünüyorum…

bu karşılaştırmalara karşı çıkanlar olabilir. fakat baştan söyleyeyim olayların kendi zamanı, koşulları için değerlendirmek ve karşılaştırmalarda da buna dikkat etmek gerekir… tüm dünyanın savaşın içinde bulunduğu, üretimin gıda ve askeri alanla sınırlandığı koşullarda yokluk ve yoksulluk kaçınılmazdır… benzer bir durum petrol krizi için de geçerli. moda deyimle küresel bir krizden etkileniyorduk. buna Kıbrıs nedeniyle uygulanan ambargonun etkisini de eklememiz gerekir…

bugün yaşadıklarımıza ben anlam veremiyorum. seçim arifesinde bile bir iktidarın aklı, mantığı zorlayan, bilimsellikten uzak uygulamalarda ısrar etmesi, bir avuç sermaye sahibi dışında bütün ülkeyi (üstelik gelecek 10- 15 yılı da içerecek biçimde) yoksullaştırması nasıl açıklanabilir? savaş yok, ambargo yok, küresel bir kriz yok… elbette iktidarın Ortadoğu başta olmak üzere dış ilişkilerdeki tutarsızlığı, güç odakları arasındaki karşıtlıkları kullanarak kendi gelecek çıkar hesaplarını yapması gibi nedenler bir yalnızlaşmayı beraberinde getirdi… OHAL sonrası en asgari düzeyde liberal uygulamaların bile terk edilmesi ve sermayenin ürkütülmesi bugünleri hazırladı…

faizin adı kur farkı

elbette kazananlar var… hem çok kazanıyorlar. öncelikle garantili ihaleleri alanlar, inşaatçılar, içerden ve dışarıdan bilgi alabilen para satıcıları/ alıcıları, iktidar yandaşları ve iktidara uyum sağlayabilenler çok kazanıyorlar… yani ortada bir kriz yok, bir sermaye transferi var. bu satırları yazarken ‘dolarda sert düşüş’ diye alt yazı geçiyordu tv… mevduata faizle birlikte dövizdeki kur artışına bağlı farkını vereceğiz anlamına gelen açıklamadan sonra dövizdeki sert düşüşten kimler kazandı? faize kur farkını eklemek için gerekli kaynağın bütçeden karşılanacağı açık; bunun yükünü kimler çekecek? geçmişteki saadet zinciri, kar payı uygulamaları aklıma geldi. yatırım bankacılığı da öyle değil mi? ‘faiz vermiyoruz, kar payı dağıtıyoruz’ diyerek nas’ı atlatıp, günahtan kurtuluyorlar…

faizdeki paraya kur farkının altında kalması durumunda kur farkı kadar ödeme yapacağız demek faize kulp takmaktır… bu da iktidarın kurnazlığı. fakat birkaç sorun var; öncelikle güven ve ortaya çıkacak kur farkının ne zamana kadar karşılanabileceği, oluşacak enflasyonun sonuçlarının kime fatura edileceği…

Hazine ve Varlık Fonu’nun bu işlemler için seferber edileceği anlaşılıyor; ekonominin kırılganlığı, yukarıda belirttiğim kaynak girişinin olmayışı, sistemin kendi kurallarına uymama gibi nedenler ortadan kalkmadıkça Hazine ve Varlık Fonu bu işlemleri ne kadar sürdürebilir? üretimin bile büyük ölçüde ithalatla sağlandığı koşullarda seçimlere kadar görüntüyü düzeltmek uğruna atılan bu adımların bedelini hep birlikte ödeyeceğiz…

asgari ücret meselesi

asgari ücretin belirlenmesi sırasında muhalefetin ve sendikaların da talepleri arasında yer alan asgari ücretin vergi dışı bırakılacağı ve damga vergisi alınmayacağı açıklandı… zaten artışın önemli bir kısmı bu yolla sağlandı… her ne kadar iktidar tüm ücretlerin asgari ücret kadar olan tutarının vergi dışı bırakılacağı yönünde açıklama yapsa da daha önce Meclis’te bu yönde muhalefetin verdiği önergenin reddedildiğini biliyoruz.

eğer bu konuda bir düzenleme yapılmazsa brüt maaşı 5004 tl’yi geçen ücretlilerden gelir vergisi ve damga vergisi kesileceği için çalışanların önemli bir kısmının (brüt maaşı 5.500 tl’nin altında olanların) alacağı net tutar asgari ücretin net tutarının (4253 tl) altında kalacaktır… aradaki fark asgari ücrete tamamlanacaktır. dolayısıyla görünürde asgari ücretli olmayan 5005 tl ve üzerinde brüt maaşı olan çalışanların önemli bir kısmı uygulamada asgari ücretli olacaktır.

kesintiler sonrası asgari ücretin altına düşen net ücretin asgari ücret seviyesine çıkarılması için Hazine’den ödeme yapılacağı belirtiliyor… göründüğü kadarıyla, asgari ücrete yapılan zammın bir kısmını ve brüt asgari ücretin biraz üzerinde ücrete sahip olanlara yapılacak zammın bir kısmını vergi mükellefleri ödemiş olacak… ayrıca vergi muafiyeti nedeniyle asgari ücretlilere Asgari Geçim İndirimi ödemesi de yapılamayacak.

bu arada belirtmek gerekir ki asgari ücrete getirilen vergi muafiyeti işverenlere de getirildi… sanırım yukarıda belirtmeye çalıştığım ücretlilerin asgari ücret tutarı kadar olan ücretlerine uygulanacak vergi muafiyeti işverenlere de uygulanacak… kazancı/ geliri bize bölüştürmeyen iktidar bize verdiğinden daha fazlasını sermayeye veriyor ve bize veriyormuş gibi yapıyor… gelir dağılımında adalet ve bugüne kadar düşen alım gücümüzü karamak yerine var olan durumu, yoksullaşmayı ve adaletsizliği sürdüren bir uygulama bu…  kişi başı yıllık gelirin 8.500 dolar olmasıyla övünenler bu gelirin yarısını bile bize çok görüyorlar…

yazının sonuna gelirken dolar 14 tl’nin altına düşmüştü. bugüne kadar dolar artışına bağlı olarak iğneden ipliğe yapılan zamlar dolardaki düşüş kadar geri çekilir mi? sanmıyorum… algı yaratmak için 50-60 kuruşluk indirimlerle geçiştirirler… peki aradaki fark kimin cebine girecek? peki bu durum ne kadar sürdürülebilir? yani mal ve hizmet üretimi ve buna bağlı bir kazanç var fakat mal ve hizmeti üretenlerin, halkın geliri düşmeye devam ediyor… biz iktidarı, sermayeyi ürkütmedikçe, hakkımız olanı almak için bir araya gelip hep bir ağızdan ‘nerede bizim payımız?’ demedikçe açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasına sıkıştırılacağız… yoksuldan alıp varsıla veren bu düzeni değiştirmek dışında bir seçeneğimiz yok…

Bir Cevap Yazın

Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
504TakipçilerTakip Et
Bu yazının konusu başlığından da anlaşılacağı üzere mitsel bir hikâyeye ve onun psikoloji literatürüne kazandırdığı bir teoriye dayanıyor. Öyleyse, öncelikle mitoloji ve mitoloji-psikoloji bağlamı...
reşit olmak çocukluktan yetişkinliğe, yasal olarak kendi sorumluluğunu alacak yaşa gelmek olarak açıklanabilir kısaca… eşitlik de fiziksel, sınıfsal, ırksal, dinsel, cinsel, etnik vb. kimliklerin...
Saray/AKP/MHP iktidarının içerde ve dışarda ideolojik, siyasi önceliklerine göre belirlediği, kendine (ideolojik, siyasi, askeri, kültürel) bir egemenlik alanı yaratmayı amaçlayan fakat gerçeklikten kopuk Yeni...

YAZARIN DİĞER YAZILARI