128 Milyar Dolar ve Ölü Taklidi Yapan Medyamız

128 Milyar doların kısa hikayesi: “Zor durumda kaldık döviz sattık denecek zaruri bir durum yoktu. Fakat iktidar için gerçekten zaruri bir durum vardı: 31 Mart Yerel Seçimleri"

Meşhur “128 milyar dolar nerede?” tartışmasında artık konunun neredeyse her açısı incelendi.

Yine de “işi” derli toplu anlamak isteyenlere, meseleyi ta en başından beri gündeme getiren iki ismin yeni yazılarını önereceğim.

Deneyimli bankacı ve şimdi çiçeği burnunda siyasetçi Kerim Rota’nın paraanaliz.com’daki “Rulet Masasına Geri Dönüş Mümkün mü?” yazısı (Bkz.)

Eski TCMB çalışanı ve eski Hürriyet Gazetesi yazarı Uğur Gürses’in kendi blogundaki “128 Milyar Dolara Ne Oldu?” yazısı… (Bkz.)

BİR EKONOMİ DEDEKTİFLİĞİ HİKAYESİ

Gerçekten de şu 128 milyar meselesinin esrarını çözmek aylar süren Sherlok Holmesvari bir araştırma gerektirdi. Çok kısaca özetleyeyim. Ayrıntıları yukarıda verdiğim kaynaklarda var.

Aslında söz konusu tutarın net miktarı bir hesaplamaya göre 126,3 milyar dolar, bir başka hesaplamaya göre 140 milyar dolar civarıdır. Fakat bir şekilde 128 milyar rakamı oturdu.

İşin en kısa özeti şu. 2018 Ağustosu Rahip Brunson krizi ile döviz 7 TL’yi geçince ve vatandaşlar ile yabancıların TL satıp dövize dönme eğilimi hızlanmaya başlayınca, belki hemen değil ama özellikle 2019’un martından itibaren yerli- yabancı bankacılar arasında ve sosyal medyada Türk kamu bankalarının, döviz piyasasında geceleri bile nöbetçi dealer’lar görevlendirdiği; bunların döviz kurunun yükselmesini önlemek için döviz sattıkları dillendirilir oldu.

Kamu bankalarının öyle müthiş bir döviz kaynağı olmadığı için pek anlamlı bulunmadı bu yapılan iş…

Fakat hayret verici bir şekilde, gelen döviz talepleri, kaynağının ne olduğu bilinmeyen bir döviz arzı ile karşılanıyor ve dolar kuru 7 TL’dan indiği 5-5,5 civarlarına oturmuş gibi gözüküyordu.

Piyasada haliyle “Nereden geliyor bu değirmenin suyu?” sorusu sorulmaya başlandı.

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerine bakıyordunuz, hepsi de yerli yerindeydi. Vatandaş da döviz satmıyordu. Öyleyse dövizin kaynağı neresiydi?

Önce TCMB’nin döviz rezervleri hususunda bazı şüpheler ortaya çıktı.

Ekonomist Haluk Bürümcekçi hazırladığı profesyonel amaçlı raporlarda TCMB rezervlerinde bazı “kaçaklar”dan bahsetti.

Uluslararası Bloomberg ajansı web sitesinde Mart ayında bu konuyu gündeme getirdi. 2019’un mart ve nisan aylarında aynı konu Financial Times’da da ele alındı.

Yine nisan ayında Uğur Gürses bu konuyu bütün basının önünde Enflasyon Raporu toplantısında TCMB Başkanı Çetinkaya’ya sordu. Cevap yoktu. Bir sonraki başkan Murat Uysal daha sonra benzer bir toplantıda olayı yarım ağız kabul edecekti.

Artık rezaleti Mısır’daki Sağır Sultan duymuştu.

Fakat mekanizma hâlâ çok ayrıntılı şekilde ortaya konmuş değildi.

Çok geçmeden o da Kerim Rota’nın paraanaliz.com’da artık klasik sayılan bir yazısında ortaya kondu. Yazının başlığı Con Ahmet’in Devridaim Makinesi Döviz Piyasası’nda başlığını taşıyordu. (Bkz.)

İşin esası şöyleydi… TCMB yasalara yönetmeliklere aykırı şekilde, el altından resmi dövizleri kamu bankalarına aktarıyor; onlar da bu kıt kaynağı kendi ya da müşteri döviziymiş gibi piyasada yabancı veya yerlilere satıyorlardı. Böylece döviz düşük seviyelerde kalırken TCMB dövizleri de yerinde duruyor sanılıyor ve döviz piyasasının kendi kendine dengede durduğu, yani işlerin iyi gittiği, ekonominin tıkırında olduğu iddia olunuyordu.

Peki rezervler nasıl “yerinde duruyor” gözüküyordu?

Çok basit TCMB, “swap” denilen bir türev ürün (finansal araç) yoluyla bankalardan döviz kiralıyordu.

Sattığı dövizlerin yerine kiralık dövizi koyuyordu.

Türev ürün denilen finansal araçların bir özelliği bilanço dışı hesaplarda takip edilmeleridir.

Yani oradaki yükümlülükler TCMB bilançosunda gözükmüyordu.

Daha doğrusu borç alınan dövizler bilanço içinde gözüküyor, buna karşılık yükümlülükler bilanço dışında kalıyordu.

O zaman daha ortada pandemi vs yok!

Yani “zor durumda kaldık döviz sattık” denecek hakikaten zaruri bir durum da yok.

Fakat iktidar için gerçekten zaruri bir durum vardı: 31 Mart Yerel Seçimleri. Özellikle İstanbul seçimi, yenilemelerle Haziran’a kadar sürüncemede kaldı. İşte o Mart-Haziran arası da rezervlerin en hızlı eridiği aylar oldu. Ekonomi iyi gidiyor görüntüsü vermek için el altından TCMB dövizleri (kimlere olduğu hâlâ açıklanmıyor) satıldı ve yerlerine, sanki çalınan kıymetli tarihi eserin camekanına imitasyonunun konması gibi kiralık swap dövizleri kondu.

Tabi bu Zihni Sinir projesi, anlattığımız gibi, daha ilk başlarda hem uluslararası hem de ulusal bankacılık çevrelerinde afişe oldu. Öyle olunca da satılan dövizler hedeflediğinin tam tersine TL’ye karşı bir spekülasyon atağını tetikledi. Çünkü bu yöntemin sürdürülemeyeceği ve işin sonunun bir döviz kuru şoku ile biteceği ayan beyandı.

İşin saçmalığı gitgide arttı.

Bu kez “iş”, pandemi öncesindeki yine kamu bankaları öncülüğündeki ucuz kredi kampanyaları ile, çökmüş ekonomik durumdan bir ekonomik büyüme imal etme hevesine dönüştü.

Bunun sonucu dövize talep daha da arttı. El altından döviz satışları bu defa 6,80 hattını savunmak adına katlana katlana devam etti. İşte böyle böyle o meşhur 128 milyar dolara ulaşıldı

2020 yaz sonuna “devridaim makinesinin” daha fazla dönmeyeceği aşağı yukarı anlaşılmıştı.

Tıpkı 2018 aynı aylarındaki gibi dolar kuru yeniden yukarı doğru hareketlendi hem de o kadar el altı, kapı arkası satışa rağmen.

Bu başarısızlıkta kabak Damat Berat Bey’e ve onun Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ın başlarına patladı. İkincisi görevden alındı, diğeri istifa etti.

MEDYA BUNUN NERESİNDE

Peki bu yazının başlığında niye “medya” var?

Bu başlıkta medyanın varlığının sebebi medyanın yokluğu!

Evet, bütün bu rezaletler olup biterken Türkiye medyası neredeydi?

Özellikle de sabahtan akşama “piyasa”nın en incik boncuk meselelerini büyük bir ciddiyetle saatlerce ekranlarda konuşan, sütunlarda yazan ekonomi medyası neredeydi?

Birkaç istisna dışında medyamız ölü taklidi yapıyordu.

Mesela Bloomberg.com… Uluslararası İngilizce site (Bloomberg.com) bütün bu olup biteni, tıpkı Financial Times gibi ayrıntılarıyla yazıyordu fakat Türkiye’deki Bloomberg sitesi (Bloomberght.com) ve Habertürk’ün kardeş kuruluşu Bloomberg TV, konuyla ilgili tek kelime edemiyorlardı.

Sadece onlar mı?

Bilumum ekonomi kanalı, gazetesi ve sitesinde başka ülkede olsa kıyametlerin kopacağı bu konuda neredeyse ölüm suskunluğu yaşanıyordu.

İstisnalar vardı tabi.

Öncelikle T24’te Barış Soydan konuyu ilk gündeme getirenlerden biriydi. (Bkz.)

Uğur Gürses ve Kerim Rota’yı kendi kişisel gayretleri ile saydım. Gürses artık bir büyük gazetede yazamıyor. Yazabilenler ise yazmaları gerekenleri yazmıyor, yazamıyor.

Paraanaliz.com bu konuyu ve ekonomideki gerçekleri gündeme getirmeyi sürdürdü.

Bendeniz önce 2019’da Halk TV’de kendi programlarımda bu el altından satılan dövizlerin hele de kredi pompalama yöntemiyle beraber uygulandığında yaratacağı felaket konusunda sürekli uyarıda bulundum. Benzer uyarıları Tele 1 TV’de de sürdürdüm.

Fakat konu sanki pek önemsizmiş gibi, çok da fazla gündeme gelemedi.

Ta ki CHP bu konuyu siyasi bir kampanyaya dönüştürene kadar…

Gelelim bu kıssadan çıkacak hisseye…

Türkiye’de halkın üç kuruşlarından biriktirilen, yabancıdan borç alına alına kenara ayrılan ülkenin döviz rezervleri cayır cayır yakılırken bu medya korkakça susmasaydı böyle olur muydu?

Dünya tarihinde görülmemiş bir aptallığın, kendini kurnaz sananlarca siyasi ikballeri için göz göre göre icra edilmesi mümkün olur muydu?

Şimdi salgının orta yerinde, hani Uzay Yolu’nda koruma kalkanları düşmüş uzay gemisi gibi havaya uçmayı bekler durumda olur muyduk?

Gerçek bir medya sadece demokrasinin değil, ekonomik refahın da güvencesiymiş değil mi?

Omurgasız, ahlaksız bir medya ise, kendini akıllı sanan Prof. Zihni Sinir misali ekonomi yöneticilerinden sonra bir ülkenin başına gelebilecek belki de en kötü şeymiş.

Bir Cevap Yazın

Gazeteci, İktisat Dr.
3,786BeğenenlerBeğen
126,360TakipçilerTakip Et
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...

YAZARIN DİĞER YAZILARI