Pazar, Ekim 17, 2021
spot_img

Ali Maske Tak!

Pandemileri engellemenin tek yolu sınırların ve sınıfların olmadığı, ekosisteme “saygılı” bir dünya düzeni kurmaktır. Bunca yalın bir gerçeği kavrayamadığımız ve gereğini yapamadığımız sürece ölmeye devam edeceğiz.

Ali Maske Tak!

Bu yazı aşı olmaktan imtina eden ve çevresindekileri aşı olmamaya çağıran, pandemiyi “plandemi” olarak okuyanlar için uygun değildir.

Salgın tüm hızıyla devam ediyor!

Okullar açık!

Aşısız, eksik aşılı, yetersiz aşılıların sayısı çok yüksek!

Çocukların derslerinden geri kalması en büyük sorun olarak gösteriliyor. Oysa temel sorun bu değil. Okulların uzun süre kapalı kalması telafisi olanaksız ağır toplumsal problemlere domino etkisi yapmış durumda. Pandemiyle beraber kız çocuklarının okullaşması giderek azalıyor. Dar bir çevreye, kısıtlı sosyal ağlara sahip yoksulluk alanlarındaki kız çocukları, kapandıkları evlerde daha çok ihmale, istismara, tecavüze maruz kalıyor, erken yaşlarda evlenmeye zorlanıyorlar. Sosyal medyada tanıştıkları kişilerle evden kaçan kız çocuklarının, kaybolan çocukların sayısında ciddi bir artış olduğu[i], bu çocukların uyuşturucu ve fuhuş alanında pazarlandıkları sanılıyor. Sanılıyor çünkü sayısal veriler yok!

Pandeminin derinleştirdiği yoksulluğun bir sonucu olarak, daha çok çocuğun kaçak işçi olarak çalıştırılmaya başlandığı, çocukların karşı karşıya kaldığı istismar ve yaşadıkları iş kazalarının resmi makamlara ulaşmadan gizlendiği sanılıyor; sanılıyor çünkü veri yok!

Çocuklarda giderek artan obezite, kaygı ve uyku bozukluğu, depresyon ve diğer ruhsal sorunların, kabul edilebilir sınırları çok aştığı yurtiçi ve yurtdışındaki akademik yayınlarda gösterilmiş durumda. Ama ülkemizdeki bu sorunun büyüklüğüne dair elimizde veri yok!

Öte yandan okula giden çocuklarda ihmal ve istismarın daha kolay tespit edilebildiği, çocuk işçiliğini kısmen de olsa azalttığı ve kız çocuklarını erken evliliklerden bir süre için de olsa koruduğu apaçık bir gerçek.

Another Brick In The Wall

Örgün öğretimin belki de tek sorunu “insan yetiştirme” veya “eğitim” gibi bir derdi olmamasıdır. Tüm dünyada! Pink Floyd’un 1979 tarihli The Wall albümünün ünlü şarkısını hatırlar mısınız? Another Brick In The Wall[ii]… Uzun yıllar boyunca tüm Dünya’da öğrencilerin isyan şarkısı oldu; çocukların ve gençlerin tek boyutlu insan yetiştiren, kontrole, güç ve iktidar ilişkilerine dayalı öğretim sistemine karşı çıkışlarının sembolü oldu. Pek çok ülkede yasaklandı, hiç kuşkusuz 1968/1978 kuşağının isyan, devrim ve özgürlük düşlerinin en güzel şarkılarından biridir:

Duvardaki Bir Başka Tuğla

Eğitime ihtiyacımız yok

Düşünce denetimine de ihtiyacımız yok

Sınıflarda aşağılanmaya da

Öğretmenler rahat bırakın çocukları

Hey öğretmen! Rahat bırak o çocukları

Hepsi hepsi, yalnızca duvardaki bir başka tuğla

Hepsi hepsi, yalnızca duvardaki bir başka tuğlasın sen.

Batı Avrupa ülkeleri yıllar içinde “Avrupalılar için” bir seri eğitim reformu gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye devam ediyor. ABD “paran kadar okuyabilirsin” modelinde karar kıldı; ülkemizde ise heyhat: Öğrenci kredisi faizlerinde artış, öğretmen yetiştirmede kalitesizlik, yoksullaşan öğrenciler, öğretim kurumlarının siyasallaştırılması, barınacak yer yokluğu… Özgür düşünceden, araştırmadan günbegün uzaklaşan mevcut öğretim sistemine yüksek doz “imam hatip” enjekte edilerek kötünün en kötüsü bir eğitim modeline sahip olduk.

1 3
Antalya’da Hurma Ortaokulu- 16 Eylül 2021

https://halktv.com.tr/gundem/ogrencilere-agzinizi-yuzunuzu-dagitirim-diyen-mudur-yardimcisi-hakkinda-karar-ver-472526h

“Allah rahmet eylesin!”

Toplumun pandemiye yanıtı ile vaka ve ölüm sayıları arasında bir akıl tutulması yaşandığı söylenebilir:

-Geçen hafta kuzenimi koronadan kaybettik!

-Aşı yaptırmış mıydı?

-Allah rahmet eylesin!

Çocuklar ve Covid-19

Pandeminin ilk günlerinden bu yana Sars-CoV-2 virüsünün çocuklarda daha az hastalığa sebep olduğu, hasta olanlar arasındaki fatalite hızının erişkinlere göre çok daha düşük olduğu pek çok akademik çalışmada gösterildi. Ama çocukların virüse karşı dirençli olmalarının taşıyıcı olmalarına engel olmadığı da anlaşıldı. Hatta bazı çalışmalarda çocukların kendileri hastalık belirtisi göstermese bile çok yüksek virüs yüklerini taşıyabilecekleri görüldü[iii]. Dünyada kaç çocuğun ebeveynlerinin ölümüne sebep olduğunu bilmiyoruz ama bu sayının az olmadığına eminiz.

Aşısızların veya eksik aşılıların oranının yüksekliği sonucu oluşan yeni varyantlarla mevcut aşıların koruyuculuğu azalıyor.  Öte yandan ileri yaş gruplarındaki aşılama oranlarının artmasına koşut olarak yeni virüs varyantlarının orta ve genç yaşlarda mortalite oranını yükselttiği görülüyor. Görünen odur ki pandemi daha genç bir nüfusa ve hatta çocuklara sirayet etme yolunda ilerliyor. Özcesi, virüsün yeni hedefi okullardır.

Ali maske tak!

Maske kullanımının virüsün bulaşmasını %20 ile 70 arasında koruduğu biliniyor. Koruyuculuğundaki bu fark maskenin uygun bir biçimde takılıp takılmadığına, hangi sıklıkla değiştirildiğine ve maskenin standartlara uygun olup olmadığına göre değişiyor. Özcesi Ali’nin maske takması yeterli değil; gördüğüm kadarıyla okullarda yukarıda saydığım üç koşuldan hiçbiri yerine getirilmiyor, getirilemiyor. Üstelik maskeyle bitmiyor; virüs bulaşını engellemek için sınıf ve koridorların iyi havalandırılması, sınıflarda ve öğrenci servislerinde öğrenci sayısının azaltılması, okuldaki öğretmenler, servis, kantin ve temizlik görevlilerin mutlaka aşılı olmasının sağlanması, sınıf anneleri dahil olmak üzere velilerin okula girişlerinin sınırlandırılması şart… Batı Avrupa ülkeleri sınıflarda hava temizleme cihazları kullanımı için harekete geçerken ülkemizdeki sınıfların pek çoğunda güvenlik amacıyla pencere kanatlarının sabit yapıldığı, havalandırmanın sadece küçük bir vasistas ile sağlandığı görünüyor.

Lafı uzatmanın anlamı yok: Ülkemiz okullarının hemen hiçbiri pandeminin hızını kesecek, yavaşlatacak koşulları sağlamıyor!

Yalanın üç hali: Yalan, kuyruklu yalan, istatistik![iv]

Eski Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Birol Aydemir’in açıklaması fevkalade önemli; kendisi hiç şüphesiz ülkemizde istatistiksel verilerin kamuoyuna nasıl açıklandığını “en iyi bilen” kişilerden biri:

“Korona nedeniyle ölenlerin gerçek sayısını söylemek istemiyorlar. Ama istatistiklerle oynamak ülkenin dünyadaki itibarını bitirmek demektir. Korona nedeniyle ölenlerin sayısını söylemek istemiyorlar çünkü sürekli olarak verileri geciktiren, verileri yanlış söyleyen bir idare ile karşı karşıyayız. Vaka sayılarını gizlediler. Ölenleri korona diye yazmadılar. Hastanelere talimat verildi, hastanelere ölümle gelene korona yazılmadı. Ölüm sayısı çok olunca bu insanlar neden öldü diye soracaklar. Bir ülke düşünün ki ölü sayısını açıklamıyor.”

Epidemiyoloji eğitimi alanlar hastalık ve ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığını daha pandeminin ilk günlerinde görmüşlerdi. Ardından bazı Büyükşehir Belediye yetkilileri, bünyelerindeki Mezarlıklar Müdürlüğü verileri ile Sağlık Bakanlığının resmi ölüm sayılarının örtüşmediğini açıkladılar. Türk Tabipler Birliği korona sebebiyle ölen pek çok kişinin farklı teşhisler konarak defnedildiğini belgeleriyle ortaya koydu. Sonuç olarak eski TUİK başkanının açıklaması, eşeğin şeyine kelebek kondurmaktan ibaret oldu.

Pandemiyle beraber yaşamak!

“Pandemiyle beraber yaşamayı öğrenmeliyiz” sözü acımasız bir gerçeği sinsice gizler. Çünkü bu söz, virüsle birlikte yaşamayı “öğrenme” şansı ve koşulları olmayan milyonlarca insanın ölümüne onay vermekten ibarettir.

Ne yapmalı?

ÖNCE BİR HATIRLATMA:

Küresel bir afeti ulusal düzeydeki tedbirlerle durduramazsınız. Ekonomisi güçlü, sağlık sistemleri koruyucu sağlık hizmetlerine yatkın bazı ülkeler, vatandaşlarını kısmen koruyabilirler. Homo Sapiens’in virüs pandemilerine karşı ilk ve en önemli silahı, refleks hızıyla organize olması gereken küresel düzeyde tam kapanmadır. Kısmi, yetersiz veya geç kalmış kapanmalar pandeminin süresini uzatmakta, virüslere aşıdan kaçabilen yeni mutasyonlar üretmesi için zaman kazandırmaktadır. Bu ilk fırsat kaçırılmıştır; “Evde kal- Stay home” stratejisi sadece üst ekonomik seviyedeki elitler için uygulanabilmiştir. Küresel sermayeyi korumak için fabrikaların çarkları ve bantları dönmeye, onları taşıyan toplu ulaşım araçları çalışmaya devam etmiş, kapitalizm, gözünü kırpmadan yerküremizdeki 5 milyon[v] insanın ölümünü izlemiştir.

Ya şimdi?

Okullar her şeye rağmen açık mı kalmalı?

Okullar kapatılmalı mı?

Vaka sayılarının arttığı okulları mı kapatmalı?

Bütün bu ve benzeri sorular, ülkemiz sağlık yönetiminin ve mevcut siyasal erkin içine düştüğü acizlik tarafından üretilmiştir. Bu tür sorular da onların olası cevapları da anlamlarını yitirmiştir.

Ve?

Virüs pandemilerinin en önemli sebebi sömürüye dayalı dünya düzeninin yol açtığı ekolojik emperyalizmdir. Pandemi, yerkürenin tüm insan topluluklarının mutlak iş ve güç birliği olmadan kontrol altına alınması mümkün olmayan bir afetin adıdır. Pandemiler, çok kısa bir süre içinde kontrol altına alınmazsa sindemiye neden olur. COVID-19 pandemisi, sonucun virüslerin insafına bırakıldığı bir sindemiye[vi] dönüşmüştür.

Pandemileri engellemenin tek yolu sınırların ve sınıfların olmadığı, ekosisteme “saygılı” bir dünya düzeni kurmaktır. Bunca yalın bir gerçeği kavrayamadığımız ve gereğini yapamadığımız sürece ölmeye devam edeceğiz.

DİPNOTLAR

[i] Türkiye’de günde ortalama 32; her yıl ise 10.000 çocuk kayboluyor. Kaybolan veya kaçırılan çocukların tam olarak sayısı bilinmiyor ve düzenli raporlar yayınlanmıyor. Kayıp çocukların yüzde 98’i bulunuyor ancak bulunamayan çocukların sayısı da çok fazla. Birçok aile yıllardır çocuklarını arıyor ve her gün bir belirsizliğin içerisinde mücadele veriyor. Yasin, Bayram, Ebru ve Betül bulunamayan binlerce çocuktan sadece dördü… Çocukları kaybolan aileler aynı anda hem derneklerle, hem medya kuruluşları ile, hem de kolluk kuvvetleri ile çocuklarını bulmaya çalışıyor. Birçok çocuk ilk günler içerisinde bulunabilirken, bazı çocuklar yıllardır bulunamıyor. Aileler ise kendi ifadelerinde, 24 saat kuralı ve zaman aşımı gibi konularının çocuklarının bulunmasına kötü bir etkisi olduğunu belirtiyor. Kayıp çocuklar meselesi, Türkiye’nin bir gerçeği olmaya devam ediyor… Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi. https://youtu.be/gGzdPMY9Bcs

[ii] Pink Floyd – Another Brick In The Wall:

https://www.youtube.com/watch?v=YR5ApYxkU-U

[iii] Massachusetts General Hospital’da 192 çocuk üzerinde yapılan çalışmaya göre, SARS-CoV-2 virüs enfeksiyonu geçiren çocuklar, yetişkinlerde görülenden önemli ölçüde daha düşük ölüm oranı ve daha hafif semptomlarla hastalığı geçirmektedirler. Araştırmanın sadece bu cümlesine atıfta bulunursanız gönül rahatlığı ile okulları açma kararı alabilirsiniz. Ama dahası var; yapılan araştırma, pediatrik popülasyondaki bulaşıcılık yükü ve bulaşıcılık potansiyelini anlamak, mevcut pandemiye yönelik halk sağlığı politikaları geliştirmek için kritik öneme sahip bazı sonuçlara ulaşmamızı sağlamıştır. Özcesi şudur: Hastalığı asemptomatik veya çok hafif geçiren çocuklardaki virüs yükü ve dolayısı ile bulaştırıcılık potansiyeli entübe edilmiş yetişkinlerden bile yüksek bulunmuştur. Çocuklarda SARS-CoV-2’nin semptomları spesifik değildir ve COVID ile ilişkili olmayan hastalıklarla önemli ölçüde örtüşmektedir. Çocuklarda SARS-CoV-2 enfeksiyonunu tespit etmek, polen alerjisi mevsimi ve bu sonbaharda grip mevsimi boyunca daha da zorlaşacaktır. Ayrıca, bazı çocuklar semptomlar gelişmeden önce çok yüksek viral yükler taşımaktadırlar. Çocuklardaki viral yük, yaştan bağımsız olarak yüksektir. Yani, bebeklerle ergenler arasında bulaştırıcılık potansiyelleri açısından fark görülmemiştir. Çocuklardaki viral yük ile semptomlar arasındaki korelasyon eksikliği, COVID-19 pandemisinin kontrol stratejilerini karmaşıklaştırmaktadır. Yapılan araştırmanın çok önemli sonuçlarından biri de SARS-CoV-2 virüsüne maruz kalan çocuklardan bazılarında gelişen mültisistem enflamatuvar sendrom ve kardiyak komplikasyonların varlığının gösterilmiş olmasıdır. Akut SARS-CoV-2 enfeksiyonunu hafif veya asemptomatik geçirmiş bile olsa bazı çocuklarda birkaç hafta sonra öldürücü olabilen multisistem enflamatuar sendrom veya kardiyak komplikasyonlar gelişebilmektedir. Şu anda elimizde olan verilere dayanarak bu tür komplikasyonların ortaya çıkma oranını söyleme olanağı bulunmamaktadır. Araştırma “The Journel of Pediatrics” adlı saygın bilim dergisinde yayımlanmıştır. Makalenin tamamını okumak için:

https://www.jpeds.com/article/S0022-3476(20)31023-4/fulltext

[iv] Bu söz bana ait değil. 30 küsur yıl önce bir kongre yemeğinde istatistik uzmanı bir akademisyenden duydum. Ülkemizde istatistik verileri yayınlayan kurumların durumunu hicvetmek amacıyla söylenmişti.

[v] Verdiğim sayı Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirilen vakalardan ibaret. Gerçek sayının 10 ile 15 milyon arasında olduğu sanılıyor.

[vi] Sindemi, bir toplumda hastalık yükünün aşırı artmasına yol açan birbiriyle sinerjist olarak etkileşen iki ya da daha fazla durumu tanımlar. COVID-19’da olduğu gibi bir pandemi yetersiz önlemlerle dalgalanmaya bırakılır ve belirli ekonomik/sosyal sınıfları korumaya çalışan, sömürü düzenine dokunmayan, hastalıktan/ölümden bile nemalanmayı meşru addeden, aşı gibi hayati bir üründe bile patent yasalarına sımsıkı sarılan siyasi ve ekonomik anlayışlarla yönetilirse SİNDEMİ kaçınılmazdır.

 

Bir Cevap Yazın

4,573BeğenenlerBeğen
2,371TakipçilerTakip Et
9,078TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta yayınlanmaya başlayan Pandora Belgelerinde ülkemizden de onlarca varsılın adının geçtiği offshore hesapları iktidarların ve sermayenin iki yüzlülüğünü ve emek düşmanlığını ortaya koyması...
Mete Kaan Kaynar: Cenk Hocam, Marksizmin Doğu’ya Açılışı: Sömürgecilik, Savaş, Devrim başlıklı kitabınız NotaBene Yayınları’ndan çıktı. Öncelikle, böyle bir kitabı yayın dünyasına kazandırdığınız için teşekkür etmek...
Günel Cantak’ın hazırlayıp sunduğu belgeselde (19 Eylül 2021) “HDP’nin parlamentoda olması çok önemli… Nedeni şu, siyaset kurumunun 35-40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var....
Bir önceki yazımda sosyoloji bölümlerinin tercih edilirliğindeki dramatik düşüşün başlıca nedenlerinin YÖK’ün popülist politikaları, öğrencilerin lisede sosyoloji dersi almadıkları için bu disiplin hakkında bilgilerinin...
özelleştirme, ihaleler, kamu harcamaları, sosyal haklar, özgürlükler gibi konularda söz söylerken, görüş açıklarken basit bir ölçü kullanıyorum… her ne kadar özel mülkiyete karşı olsam...

YAZARIN DİĞER YAZILARI