Yoksulluk Sınırının Altında Asgari Hayatlar

Bir ülkede çalışanların büyük çoğunluğunun yoksulluk sınırı altında ücret alması insanların köleleştirildiğinin göstergesidir. Sendikaların bu durumu sineye çekmeleri, ölçü almaları işçi sınıfı adına utançtır.

sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; bizi yoksulluğu ve açlığa alıştırıyorlar… asgari ücret tartışmalarının gündemde olduğu bugünlerde sendikalardan muhalefet partilerine kadar “en iyi” öneri 3.800 tl’yi geçmiyor; ne yazık ki 4.000- 5.000 tl. olsun diyen yok…

bakmayın 4.000-5000 tl. yazdığıma; yoksulluk sınırının 8.000 tl.yi geçtiği düşünülünce çalışan işçilere verilecek zammın ‘açlık sınırı’ dikkate alınarak tartışılması bile saçmalık. asgari ücret yoksulluk sınırının altında olmamalı… çünkü ücret emekçilere verilen sadaka, yardım değil; yaptıkları işin karşılığıdır. ekonomik kriz ortamında üstelik, patronların kazançları düşmüyorken çalışanların ücretleri (alım güçleri) düşüyorsa açlık sınırının ölçü alınması haksızlıktan öte itiraftır. “biz patronların yanındayız”, “biz zenginleri severiz”, “her mahallede milyoner yaratırken, milyonları açlığa tutsak ederiz” demektir.

TÜİK ÜZERİNDEN İKTİDAR DESTEĞİ

başta asgari ücret olmak üzere sözleşmelerde ve 6’şar aylık ücret artışları tartışılırken “TÜİK’in verilerle oynadığını” söylemiyor muyuz? hatta TÜİK’in dışında sendika ve konfederasyonların mutfak harcamaları hesaplamalarını örnek vermiyor muyuz? öyleyse neden asgari ücretin belirleneceği bugünlerde TÜİK’in verileri, Merkez Bankası’nın enlasyona ilişkin açıklamalarını reddetmiyoruz? hala daha açlık sınırı üzerinden yapılacak her öneri iktidara destek, onay anlamına gelir… bu meşrulaştırmaktır…

orta gelir grubunun (sendikaların hesaplamalarına göre) yoksulluk sınırının altında ücret aldığı, emekli maaşlarının asgari ücretin altına düştüğü koşullarda ülkemizdeki gelir dağılımını, toplu iş sözleşmelerindeki taleplerimizi yeniden gözden geçirmek ve bunun bilgisini, gerçekliğini, gerekliliğini örgütlemek zorundayız…

KRİZE DEĞİL REFAHA ORTAK OLMAK

mart 2020’den bu yana milyonlarca işçi ya tam ücret alamadan çalıştı ya da ücretsiz izin veya kısa çalışma ödeneğine tutsak edildi. patronlar ve iktidar sebebi ve sorumlusu olmadığımız krize ortak olmamızı istiyorlar. oysa patronlar büyümeye devam etti, iktidar ve yönetici kadro yüksek maaşlarından bir şey yitirmedi. bizi ortak etmeye, kabul etmediğimizde baskıyla kabul ettirmeye çalıştıkları krizler bize yoksulluk, onlara varsıllık getiriyor…

hem iktidara hem patronlara “8.000 dolar olan ulasal gelirden payımıza düşen dolar’lar nerede?” diye sormak zorundayız. patronlarla pazarlık yapmamızı, grevlerimizi, haklı eylemlerimizi bile engelleyen iktidara da “ya çoğunluktan, emekçilerden yana ol, ya da gölge etme” diyebilecek cesareti gösterip bunun araçları yaratmalıyız…

İNSANCA YAŞAYACAK ÜCRET

ne TÜİK, ne Merkez Bankası verileri bizi ikna etmemeli… kişi başı gelirin 8.000 dolar olduğu ülkemizde 4 kişilik bir aileninin 32.000 dolar hakkı var yaratılmış her değerde. bunun yarısının gelir vergisi, SGK primi vd. kesintilere gittiğini varsayarsak; geriye 16.000 dolar kalır. bu da kabaca 120.000 tl eder. kişilerin yaptığı işin ağırlığı, kıdemi gibi bazı farklılıklar da dikkate alınarak bu gelir bölüştürülmelidir…

bir ülkede açlık sınırı üzerinden hesap yapmak, ücret belirlemek utanılacak bir şeydir… bir ülkede çalışanların büyük çoğunluğunun yoksulluk sınırı altında ücret alması insanların köleleştirildiğinin göstergesidir… sendikaların bu durumu sineye çekmeleri, ölçü almaları işçi sınıfı adına utançtır…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salim Çalık
Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
156TakipçilerTakip Et

Bilge Sayıcı ile Karşı Hukuk – Siyasetin Gölgesinde Hukuk

Mukavemet TV'nin yeni programı Bilge Sayıcı ile Karşı Hukuk başladı İlk bölümde gazeteci Canan Coşkun ve Avukat Birsen Avcı'yla siyasetin gölgesindeki hukuk konuşuldu Karşı Hukuk her...
Koronavirüs salgının oldukça sert bir şekilde vurduğu Hindistan bir süredir ülke gündemine oturan çiftçi protestoları ile sarsılmaya devam ediyor. Öyle ki yüzbinlerce öfkeli çiftçi...
Mukavemet TV'nin yeni programı Bilge Sayıcı ile Karşı Hukuk başladı İlk bölümde gazeteci Canan Coşkun ve Avukat Birsen Avcı'yla siyasetin gölgesindeki hukuk konuşuldu Karşı Hukuk her...
Sezai Sarıoğlu ile Terspektifler'in üçüncü bölümünde “Hafıza Mekânı” olarak Sinop Zindanı anlatısı devam ediyor.  Bu bölümde sürgün şehri olarak Sinop'a yolu düşen Refik Halit Karay,...
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildiler. Ölümlerinin üzerinden geçen 48 yıl geçti; ne...

YAZARIN DİĞER YAZILARI