Pazar, Aralık 5, 2021
spot_img

Beethoven’ın Trajedisi Müziği Kadar Büyüktü

Beethoven hakkında düşünmek biraz da insanın trajedi karşısındaki tavrı ve bu trajediyle mücadele biçimi hakkında düşünmek demektir. Çünkü Beethoven’in trajedisi, bestelediği anıtsal, öncü senfoniler kadar büyüktü

İki yüz elli sene önce, 1770 yılının 16 Aralık günü Bonn’da doğan Ludwig van Beethoven’in klasik müzik tarihinin kilometre taşlarından biri olduğunu kim inkâr edebilir? On sekizinci yüzyılın klasik üslubuyla on dokuzuncu yüzyılın romantik üslubu arasındaki geçiş sürecini temsil eden Ludwig van Beethoven, 57 yıllık yaşamına, dokuz senfoni, bir opera, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, otuz iki piyano sonatı ve oda müziği eserlerinin de aralarında olduğu önemli, özgün, çığır açan eserler sığdırmıştı.

Klasik müzik dinleyicileri, iki yüz ellinci doğum yıldönümü olması nedeniyle, 2020 senesinde Beethoven hakkında daha çok düşündüler ve daha sık dinlediler onun eserlerini… Beethoven hakkında düşünmek biraz da insanın trajedi karşısındaki tavrı ve bu trajediyle mücadele biçimi hakkında düşünmek demektir. Çünkü Beethoven’in trajedisi, bestelediği anıtsal, öncü senfoniler kadar büyüktü.

Müzisyen bir babanın oğlu olarak Bonn’da doğduğunda, Klasik Müzik dünyasının dev bestecileri Mozart ve Haydn hayattaydı. Zaten Mozart’ın küçüklüğünde babası tarafından Avrupa saraylarında, üstün yeteneğini aristokratlara ilan etmek için, dolaştırılması Beethoven’in babasına da ilham vermişti. Johann van Beethoven, oğlunun üstünden servet elde etmek amacıyla küçük Ludwig’i de “dahi çocuk piyanist” olarak lanse etmeye çalıştı. Bu süreçte oğluna çok baskı yaptığına ve şiddet uyguladığına dair pek çok rivayet var. Belli ki daha çocukluktan başlamıştı Beethoven’in trajedisi. Annesinin ölümü, babasının alkole sığınarak üç oğluyla doğru düzgün ilgilenmemesi de ikinci büyük trajedisiydi muhtemelen. Franz Joseph Haydn’dan ders almak için Bonn’dan Viyana’ya yerleşen Ludwig van Beethoven, annesinin vefat haberini Viyana’da almıştı. Babasının ölümünden sonra iki erkek kardeşinin sorumluluğu da onun üzerine kaldı.

Bu arada müziğin başkenti Viyana’da piyanistlik ve bestecilik yeteneğiyle dikkat çekmeye, taktir görmeye başlamıştı. Beethoven’in ilk dönem besteleri Mozart ve Haydn’ın etkilerini taşıyan, klasik üslupta ve zarif melodileriyle dikkat çeken yapıtlardı.

Beethoven, 1790’lı yılların sonunda hayatının en büyük trajedisiyle karşılaştı. Duyma yetisini yavaş yavaş kaybediyor, sağırlaşıyordu. Bir müzisyenin duyamamasının ne kadar büyük bir acı olduğunu tahmin edebilir misiniz? Duyamazken nasıl piyano çalabilir insan? Hele orkestra yönetmesi nasıl mümkün olabilir?

Beethoven zaman içinde tamamen sağır oldu ve hem piyanistlik hem de şeflik kariyeri son buldu. Sesleri sadece içinde duyuyordu artık. Bunun da etkisiyle gün geçtikçe kabuğuna çekildi ve insanlarla irtibatını büyük oranda kesip kendi dünyasında yaşamaya, üretmeye başladı. İşin ilginç tarafı, sağırlık illetiyle yüz yüze geldikten sonra bestelediği yapıtlarının öncekilere göre çok daha güzel, özgün ve anıtsal olmasıydı.

Müzik literatürünün en etkileyici, ölümsüz senfonilerinden olan 3., 5., 7., 9, senfonilerini, ‘Fidelio’ operasını, ‘İsa Zeytin Dağı’nda oratoryosunu ve daha nicelerini sağır olduktan sonra besteledi. ‘Eroica’ adıyla da bilinen ‘3. Senfoni’si, Beethoven’in özgürlükçü, cumhuriyetçi kişiliğinin ve hayal kırıklığının da nişanesidir. Beethoven, söylemlerinde eşitlik, özgürlük gibi insani değerleri öne çıkaran Napolyon Bonaparte’ı destekliyordu. Hatta Fransa’da doğup Avrupa’nın her tarafını saran bu eşitlik ve özgürlük rüzgârına kendini öyle kapılmıştı ki ‘3. Senfoni’sini, yani ‘Eroica’yı Napolyon’a ithaf etti. Ancak Napolyon’un, gücü eline geçirdikten sonra kendini “imparator” ilan edip eşitlikçi, özgürlükçü söylemlerini bir kenara bırakmasına çok öfkelendi ve Eroica partisyonunun birinci sayfasındaki ithaf cümlesini yok etti. ‘Eroica’, Beethoven’in ve müzik tarihinin en güzel senfonilerindedir.  Görkemli anlatımı ve son bölümündeki zafer havasıyla bir kahramanlık destanı gibidir. “Keşke bu destana ilham veren Napolyon elde ettiği güçle sarhoş olup tiranlaşmasaydı,” diye düşünmeden edemiyor insan.

Beethoven’in trajedilerinden biri ise aşka dair: Bestecinin, adı hiçbir zaman açıklanmayan ve kimliği konusunda çeşitli spekülasyonlar bulunan “ölümsüz aşkı”ndan ayrılması, onun için tam anlamıyla yıkım olmuştu. Beethoven, 1812 yılında “Ölümsüz aşkım” diye hitap ettiği sevgilisine yazdığı mektuplarda aşkının büyüklüğünü ortaya koymuştu.

Beethoven’in bu gizemli sevgilisi, Bernard Rose’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, 1994 yapımı ‘Immortal Beloved’ (Ölümsüz Sevgi) filmine ilham verdi. Ludwig van Beethoven’i usta aktör Gary Oldman’ın canlandırdığı, diğer önemli rollerde Jeroen Krabbé, Isabella Rossellini ve Johanna ter Steege gibi oyuncuların yer aldığı ‘Immortal Beloved’, Beethoven’in yaşamını konu edinen önemli yapımlardan biri. Dönem atmosferinin başarıyla yansıtıldığı filmde Gary Oldman, başarılı bir Beethoven portresi çizmişti. Yaşadığı acıların etkisiyle huysuz, içe dönük bir adam haline gelen Beethoven’in iç dünyasını, müziğini, ailesiyle ve velayetini aldığı yeğeni Karl ile ilişkisini merak edenlere ‘Immortal Beloved’u izlemelerini öneririm.

Peki ya Beethoven’in müzik tarihini en çok etkileyen, öncü eseri 9. Senfoni… Onu bilmeyen yoktur. Dinleyen herkesin coşkuyla eşlik ettiği koro bölümünü, Friedrich Schiller’in ‘An die Freude’ şiirinden bestelemişti, Beethoven. İnsanların kardeş ve bir olduğunu anlatan bu şiirin, Beethoven’in ulvi denebilecek müziğiyle birleşimi öyle güzel bir bütünlük yarattı ki… ‘9. Senfoni’, koronun ve insan sesinin kullanıldığı ilk senfoni olmasıyla da eşsizdir. Dedim ya, Beethoven mevcut kalıpları kırıp yeni anlatım yolları arayan, öncü bir besteciydi.

Madem ki söz ‘9. Senfoni’den açıldı, ‘Copying Beethove’n (Beethoven’i Anlamak) filminden bahsetmemek olmaz. Senaryosunu Stephen J. Rivele ile Christopher Wilkinson’ın yazdığı, Agnieszka Holland’ın yönettiği 2006 yılı yapımı ‘Copying Beethoven’da besteciyi Ed Harris canlandırmıştı. Diğer başrol oyuncusu ise Diane Kruger’dı. Merkezine ‘9. Senfoni’yi alan ‘Copying Beethoven’da, bestecinin, notalarını kopyalayan başarılı konservatuar öğrencisi Anna ile ilişkisi anlatılır. Burada Anna’nın gerçek bir karakter olmadığını belirtmek isterim. Zira bu film, bestecinin son dönemlerinden yola çıkılarak yapılmış bir kurgu. Beethoven’i oynayan Ed Harris’in ‘9. Senfoni’yi yönettiği sahne öyle etkileyici ki…

1827 yılında Viyana’da hayatını kaybeden Beethoven, çoktan ölümsüzlük mertebesine erişti. O, katlanılması güç trajedilere içindeki sesleri dinleyerek, üreterek, yaratarak direnen büyük bir dâhiydi. Beethoven’in 250’nci doğum günü kutlu olsun!

- Advertisement -

Bir Cevap Yazın

Gazeteci, Yazar
1,520TakipçilerTakip Et
1,320TakipçilerTakip Et
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...