Salı, Mayıs 21, 2024
spot_img

Deprem, Sel, İktidar

İktidar ve savunmaya çalışan yandaşları deprem, sel, yangın gibi olayların doğal afet olduğu, özellikle depremin yüzyılın afeti olduğu gibi söylemlerle normalleştirmeye çalışıyorlar. Oysa depremler ve sel için yıllar öncesinden uyarılar yapıldığı biliniyor. Bu nedenle depremler ve selleri afete, felakete dönüştürenin iktidar ve yerel uzantıları olduğunu ısrarla belirtmek gerekiyor.

06 Şubattaki depreminin üzerinden kırk günü aşkın zaman geçmesine rağmen bazı bölgelerde hala daha çadır, gıda ve hijyen malzemeleri olmak üzere depremzedelerin ihtiyaçları tam anlamıyla giderilmiş değil. Bugün itibarıyla özellikle başta Hatay olmak üzere yardım talebinde bulunan insanlar var. Yalnızca insanlar değil, İç İşleri Bakanı da vatandaşlardan deprem bölgelerine çay, şeker, terlik, eşofman vb. göndermelerini istedi. Haklı olarak halk toplanan yardım paralarını, bugüne kadar ödedikleri deprem vergilerini ve devlete yaptıkları diğer ödemeleri sorgulamaya başladı.

Deprem bölgesindeki halk çadırlarda ve olanaksızlıklar içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışırken üzerine Şanlıurfa, Maraş, Adıyaman gibi illerde yaşanan seller Saray/AKP/MHP iktidarının yalnızca depremlere değil sellere de hazırlıklı olmadığını gördük. Geçmiş yıllarda yaşanan orman yangınlarında gördüğümüz yetersizliği, plansızlığı sellerde de gördük. İktidar ve savunmaya çalışan yandaşları deprem, sel, yangın gibi olayların doğal afet olduğu, özellikle depremin yüzyılın afeti olduğu gibi söylemlerle normalleştirmeye çalışıyorlar. Oysa depremler için yıllar öncesinden uyarılar yapıldığını, AFAD’ın bile Maraş ve Hatay merkezli olası depremler konusunda öncesinde çalışma yaptığı biliniyor. Benzer bir uyarının Şanlıurfa’da olası bir sel felaketi için de yapıldığı ve ölümlerin yaşandığı bölgelerin özellikle belirtildiği ortaya çıktı. Bu nedenle depremler ve selleri afete, felakete dönüştürenin iktidar ve yerel uzantıları olduğunu ısrarla belirtmek gerekiyor.

Bu yazıyı yazdığımız sıralarda sellerde kaybolan insanları arama çalışmaları sürüyordu. Deprem bölgesinde ise şu ana kadar hiç dokunulmayan ve kaldırılmayı bekleyen enkazlar var. Halk deprem ve sellerin sonuçlarıyla baş etmeye çalışırken iktidar ilk günlerden itibaren önümüzdeki seçimleri hesap ederek hareket etmeyi sürdürüyor. Bir yandan hızlıca ihaleler yaparak inşaat şirketlerine rant aktarma ve inşaatları gündeme getirerek seçmen algısı yaratmayı amaçlarken, bir yandan da depremler ve selin halk üzerindeki etkileriyle kaybettiği psikolojik ve iktidar üstünlüğünü kazanmaya çalışıyor.

Saray/AKP/MHP iktidarının büyük bir şova dönüştürdüğü bağış kampanyasında toplandığı söylenen 115 milyar TL’nin 41 milyar TL’sinin yatırılmadığının ortaya çıkması halkın iktidara ve kamu kurumlarına güvensizliğini perçinleyen gelişmelerden biri oldu. Bu kampanyada söz verdikleri parayı yatırmayanlar arasında kamu banka ve kurumlarının varlığı bağış yapan özel sektör patronları arasında da tartışma yaratmış durumda. Gazeteci Fatih Altaylı’nın haberinde Bankalar Birliği’nin bağışlarla ilgili yaptığı toplantıda kamu bankalarının söz verip yatırmadıkları yardımla konut yaparak devlete teslim edeceklerini ve taksitle satılacağını söylemeleri üzerine yabancı ortaklı özel bir bankanın da “bizden aldığınız paralarla yaptığınız konutları neden satıyorsunuz? O zaman biz de yatırmayalım ve doğrudan kendimiz ev yapalım” dedikleri aktarıldı. İktidara yönelik güvensizlik yalnızca halkta değil, iktidar politikaları sayesinde servetlerine servet katan sermaye arasında da dile getiriliyor.

Bu gelişmeler olurken sosyalist, devrimci, yaşam savunucusu parti ve örgütler depremin ilk günlerinden itibaren bölgede geliştirdikleri dayanışma pratikleriyle siyasi iktidarın yarattığı boşluğu doldurdu. Deyim yerindeyse bu örgütler bulundukları yerlerde siyasi iktidarın/ devletin eksikliği ve yokluğunun yerini doldurarak ikili bir iktidar durumu oluşturdular. Saray/AKP/MHP iktidarının ilk günlerdeki gecikmesinin, özellikle Kızılay’ın çadır dahil yardım malzemelerini sattığının ortaya çıkması, AFAD’ın yetersizliğinin liyakatsizlikten kaynaklı olduğunun deneyimlenmesi deprem bölgesindeki sosyalist, devrimci, yaşam savunucusu parti ve örgütlerin halk içinde de karşılık bulduğunu belirtmek gerekiyor. Bu dayanışma ilişkileri bulundukları yerlerde yarattıkları komünlerle ve insan ilişkileriyle iktidar seçeneği olabilecek yetkinlikte olduklarını da gösterdiler. Ancak deprem bölgesiyle sınırlı olması ve iktidarın görünür olmaması için her yolu denemesi ülke genelinde etki yaratmasını da engelliyor.

Tüm eşitsizliklere rağmen bölgedeki dayanışma ilişkilerinin iktidar ve kamu kurumlarından daha güvenilir ve sahici bulunması nedeniyle Saray/AKP/MHP iktidarı buna karşı devlet gücünü kullanarak engel olma, bazı yerlerde kurulan çadır kentleri, yardım merkezlerini başka yerlere taşınmaya zorlayarak, bazılarına el koyarak, bazılarına kayyum atayarak müdahale yolunu seçti. 13.3.2023 tarihli “Ölüm Ve Zarar Yoksullara, Rant Sermayeye” başlıklı yazımızda buna değinmiştik. Aynı yazımızda; “Bu noktada iktidarın bu dağınıklıktan da yararlanarak parça parça bu yardım noktalarına saldırması, hatta yaratılan dayanışma noktalarına el koyması önümüzdeki günlerde de sürecektir” demiştik. Geçtiğimiz hafta da iktidar Hatay’da Ekmek ve Gül, DİSK Gıda İş ve BİRTEKSEN’in depo olarak kullandığı çadır AFAD tarafından boşaltılırken Ekmek ve Gül ile Rotary Kulüp tarafından kurulan çadırlar da kaldırılarak yerine AFAD çadırları kuruldu. Seçimlere kadar buna benzer saldırıların süreceği açıktır.

Deprem bölgesindeki tüm sosyalist, devrimci ve yaşam savunucusu güçlerin yarattıkları dayanışma ilişkilerini politikleştirme, kendi aralarında da işbirliğini kurmaları zorunludur. İktidara ve yerel uzantılarına karşı başarılı olmanın yolu depremzedelerin politik örgütlenmesi kadar, bu örgütlenmeleri yapan, yapacak olan güçlerin güçlerini birleştirmesi ve mücadeleyi büyütmesinden geçmektedir.

SEÇİMLER

Seçim tarihinin 14 Mayıs olarak açıklanmasıyla birlikte partiler, örgütler tutumlarını deklere etmeye başladılar. Bu konuda Saray/AKP/MHP iktidarı HÜDA PAR ile görüşerek, bu görüşmeye paralel olarak kadın düşmanlığı tartışmaları da dahil birçok tartışmaya yol vererek iktidar için her yolu, her aracı kullanabileceğini bir kez daha tescilledi. Geçmişte AKP’nin ve MHP’nin HÜDA PAR hakkında söyledikleri anımsatılarak, MHP’nin milliyetçi yanına vurgu yapılarak bu işbirliğini tartışmak anlamsızdır. 18.01.2021 tarihli “Her Şey İktidar İçin” başlıklı değerlendirmemizde Saray/AKP/MHP iktidarının çelişki gibi görünen politika ve işbirliklerine değinerek; “HDP’yi kapatma davasında ısrar eden MHP ile milletvekillerinin vekilliğini düşürmeyi, seçim yardımını kesmeyi öneren AKP bu konuda anlaşamıyor gibi görünseler de iktidarda kalmak gibi vazgeçemeyecekleri bir ortak noktaları olduğu unutulmamalıdır. Bu açıdan HDP ve Kürt muhalefetini, bileşenlerini siyaset yapamaz duruma getirmek için her yolu deneyeceklerdir. Kobane olayları gerekçe gösterilerek eski ve yeni HDP yöneticilerine açılan davaların ‘uygun ve gerek görülen’ zamanda kurumsal olarak HDP’yi de içerebileceği görülüyor” yazmıştık.

İktidarın HÜDA PAR ile işbirliğinin temelinde HDP’nin önünü kesmek olduğu açıktır. Ancak iktidar aracılığıyla devletin Türk İslam sentezine uygun yeni yapılanmasının bir parçası olduğunu da düşünmek mümkündür. Dolayısıyla iktidarın seçimler öncesi kurduğu ittifaklar seçimle kadar seçimler sonrası için de göstergedir. Bu ittifaklarda iktidar açısından bir uyumsuzluk yerine belki bir ilkesizlikten, bir kuralsızlıktan söz edilebilir. Bu noktada yaşanan tartışmaların AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in “6284 açıklamalarımdan sonra hedef haline geldim. Artık tek şey söylemek istemiyorum. Bu yalnızlıktan yoruldum” şeklindeki açıklaması iktidarın yeni ittifak ortaklarının az da olsa iktidar seçmenleri açısından rahatsızlık yarattığı, yaratacağı açıktır. Fakat iktidarın yeni ittifaklarının, tarikat ve cemaatlerle kurduğu ilişkilerin önümüzdeki dönemde bununla kalmayacağı, kız çocuklarının okula gitmesinden kürtaja, LGBT+ bireylere yönelik baskıların artmasından kadınların çalışmasına kadar çok daha geniş bir alana yayılacağı açıktır. İktidar üyelerinin bu konularda yıllardır süre gelen açıklama ve önermelerini anımsamak yeterli olacaktır.

Dolayısıyla gerici, faşist bir iktidar bloğuna, seçim ittifakına karşı sosyalist, devrimci, demokrat güçlerin en geniş birlikteliğini sağlamak seçimlerden daha çok seçimler sonrası için önemlidir. Sosyalist ve devrimci güçlerin Türkiye halklarının, yoksulların, ayrımcılığa uğrayan bireylerin örgütlenmesi ve Meclis’te en çok sayıda temsilini sağlayacak bir yolun izlenmesi seçim sonrası için daha önemlidir. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortak aday olacağı hemen hemen kesinleşmiş gibidir ve bu konuda ciddi bir tartışma yaşanmayacağı açıktır. Bu yüzden parlamenter siyasette var olan ve seçimlere girecek olan sosyalistlerin, devrimcilerin HDP ile birlikte seçime girmeleri var olan ittifaklar içinde en rasyonel yol olduğu kadar, 11 Nisan’daki kapatma davası açısından da bir dayanışma ve Türkiye halklarının ortak mücadelesini oluşturma olanağı sunmaktadır.

DIŞARDA 

İktidar içerde kaybettiği prestij ve psikolojik üstünlüğü geri kazanabilmek için dış politikada adım atmaya çalışıyor. Fakat daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi iktidarın dış politikadaki savrulmaları, günlük ihtiyaçlarına göre çelişkili pozisyon alışları bilindiği için temas kurulan ülkeler ve yabancı kuruluşlar da bunu göz önünde bulunduruyorlar. Geçtiğimiz hafta Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dış işleri yetkililerinin Rusya’da yapacakları duyurulan toplantı ertelendi. Suriye açıkça bu görüşmenin seçimler nedeniyle yapıldığını belirterek Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, cihatçı örgütlere desteğine son vermesi ve Adana Mutabakatına geri dönülmesinde ısrar ettiği için bu görüşmenin yapılamadığı söyleniyor.

AB, G20 ve bazı uluslararası yardım kuruluşları Türkiye ve Suriye’de yaşanan depremler nedeniyle uluslararası yardım kampanyası için girişimlere başladılar. Özellikle AB ve üyesi ülkeler Saray/AKP/MHP iktidarının bu yardımları seçimler için kullanabileceğini açıkça belirterek farklı yol ve araçlar üzerinde çalışıldığını açıkladılar. Kızılay’ın yardım malzemelerini satmasının, ticari ilişkilerinin insani yardımın önüne geçirilmesinin de önümüzdeki günlerde sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

Mısır’la yeniden kurulan ilişkilerin iktidara yetmeyeceği açıktır. Suriyeli mültecilerin/göçmenlerin iç siyasette iktidar aleyhine kullanılmasına karşılık iktidarın önceliğinin Suriye ile normalleşme görüntüsü olduğu görülüyor. Rusya’nın bu konuda Suriye üzerinde baskı kurması yönündeki beklenti şimdilik boşa çıkmış görünüyor. Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad’ın Rusya’yı ziyaret ederek Ukrayna savaşında Rusya’ya destek açıklaması, Rusya’nın Suriye’deki üslerine yeni silahlar yerleştirmesi, yeni üsler açması gibi konularda yaptığı açıklamalar bir karşı hamle olarak görülüyor.

Uluslararası dengeler ve blok arayışları açısından Çin’in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran’ın görüşmesi, protokoller imzalamaları gelecek açısından Ortadoğu’daki en önemli gelişmelerden biri olarak görünüyor. Kalıcı olup olamayacağı, ne kadar genişleyeceği şu an için net olmasa da Çin’in bu hamlesi ABD’nin egemenlik alanına nüfuz etmesi ve ABD yanlısı ülkelerle işbirliği geliştirmesi açısından önemlidir. Rusya Ukrayna savaşında Rusya’yı desteklediği için batı tarafından eleştirilen, yaptırımlarla tehdit edilen Çin sahip olduğu ekonomik güçle çok sayıda ülkede uzun vadeli alt yapı yatırım sözleşmeleriyle ABD karşıtı yeni blok arayışlarının başat aktörü olmaya aday görünüyor. Saray/AKP/MHP iktidarının Rusya ve Çin ile kurduğu ekonomik temelli ilişkileri Batı karşısında bir koz olarak kullandığı bu iki ülke tarafından da biliniyor. Kendileri açısından maksimum çıkar elde ettikleri sürece iktidara yönelik ekonomik destekleri sürdürmeleri mümkündür. Fakat Türkiye’nin askeri olduğu kadar ekonomik olarak da ihracat ve ithalatının büyük kısmını batıya yaptığı, borcunun büyük bölümünün dolar cinsinden ve batıya olduğunu dikkate alırsak iktidarın iki tarafı birbirine karşı kullanma taktiğinin uzun erimli olmayacağı söylenebilir.

İktidarın her yolu denediği, deneyeceği bu koşullarda uluslararası ilişkilerin de Türkiye’deki seçimlerin seyrine göre şekilleneceği açıktır. Bu noktada devrimcilerin, sosyalistlerin içerde ve dışarda ülke kaynaklarını yağmalayan, yağmalamak için fırsat kollayan sermayeye ve kendi iktidarını her değerin üzerinde gören iktidara karşı ortak bir mukavemet hattını yaratmaları zorunludur. Bu mukavemet hattı iç ve dış borçlardan, üretim politikalarına, kamusal üretim ve hizmetlerden, ülkeler ve halklar arası barışa, ezilenlerden yana olmaya kadar her alana müdahil olmalı, ürettiği politikaların uygulanması için doğrudan iktidara yönelmelidir. Önümüzdeki seçimlerde ortaya çıkacak siyasal dengenin bu olanağı yaratacağı görülüyor. Bu yüzden Meclis’te en yüksek temsille birlikte sokağı önceleyen ve örgütleyen yeni bir yaklaşıma ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu hafta kutlanacak olan Newroz’un baharla birlikte Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin ortak mücadelesinin, dayanışmasının, yaratılacak güzel günlerin ateşini yakması dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

[td_block_10 custom_title="YAZARIN DİĞER YAZILARI" autors_id="29" limit="6" block_template_id="td_block_template_6"]

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et