Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Eğitim-Sen Kongresinden Sosyalistlere Bakmak

Eğitim-Sen’deki tartışmalar bir neden değil, sonuçtur. Solun, sosyalistlerin, devrimcilerin uzun zamandır siyasette etkili bir politik varlık gösterememesinin, yüzünü sola dönmüş kesimleri kapsayarak, örgütleyerek yenilenememesinin sonucudur!

28-29 Kasım 2020 tarihlerinde gerçekleşen Eğitim-Sen Kongresi, geride bir dizi tartışma bıraktı. Giderek temposu düşse bile, belli ki önümüzdeki dönemde çeşitli vesileler ile benzer tartışmalar yeniden gündeme gelmeye devam edecek.

Ülkenin her geçen gün emekçiler açısından cehenneme döndüğü koşullarda, kan kaybeden (KESK ve) Eğitim-Sen üzerine yeniden düşünmek, sendikal hareketin gerçek sorunlarını açık yüreklilikle ortaya koyarak ortak çözümler aramaya çalışmak, sadece sendikalar için değil, aynı zamanda demokrasi ve emek mücadelesinin gelecek seyri açısından da önemli.

Bu açıdan, bütün o sayfalar dolusu yazılmış Kongre değerlendirmelerine, Eğitim-Sen’in uzun zamandan beri yönetsel sorumluluklarını taşıyan grupların birbirlerini suçlama düzeylerine takılmadan, Eğitim-Sen Kongresi özelinde bir kez daha açığa çıkan (esas olarak genel siyaset düzleminden sendikal alana taşınan) iki temel sorun alanı üzerinde duralım:

1- Kamu Sendikaları, ağırlıklı olarak sol, sosyalist, devrimci yapıların bütün avantaj ve (bugün için) dezavantajlarının bir izdüşümüdür.

2-Sol, sosyalist, devrimci yapıların (en azından sendikal alanda önemli bir yer tutanların) Kürt hareketi ile ortak örgütlenebilme, ortak iş yapabilme irade ve becerisi (tersi de geçerli olmak üzere) günden güne zayıflamaktadır.

Son Eğitim-Sen Kongresi’nden yansıyan tartışmalar, bu iki temel sorun alanının ‘yönetim pazarlıkları’ görünümüyle sorun olarak karşımıza çıkmasından ibarettir.*

Tartışmalar, bir neden değil, sonuçtur.

Solun, sosyalistlerin, devrimcilerin uzun zamandan beri genel siyaset düzleminde etkili bir politik varlık gösterememesinin, (içe kapanmasının, daralmasının, gençleşememesinin) yüzünü sola dönmüş geniş kesimleri kapsayacak, onları örgütleyecek yeni ihtiyaçlara karşılık verecek bir yenilenme hamlesini bir türlü gerçekleştirememesinin sonucudur!

Genel siyasal düzlemdeki etkisizlik, daralma kaçınılmaz olarak alan çalışmalarına da yansıyor.

Solun genel siyasal düzlemindeki hali, bölünmüşlüğü, Kürt hareketi ile ilişki düzeyi vb sendikal alana da doğrudan yansıyor. Hatta orayı tayin ediyor.

Genel siyaset düzleminde yaşanan saflaşma ve tartışmalar neredeyse birebir sendikal alana taşınarak sendikal alandaki tıkanıklık katmerleştiriliyor.

Velhasıl, Sol kendi suretinde sendikalar, dernekler yaratıyor!

Bu, bir yere kadar doğal kabul edilebilir. Ne var ki, uzun zamandan beri özellikle kamu çalışanları hareketinde ciddi bir daralma yaşandığı koşullarda, sol, sosyalist, devrimci yapıların kendi arasında top çevirmesi ,‘yönetimleri’ ‘merkezi komisyonlarda’ pazarlık usulü belirlemeye çalışması, herhangi bir yapıya mensup olmayan üyelerin zaten zayıf olan sendika ile olan bağlarını daha da zayıflatıp sendikayı güçsüz düşürmektedir.

Böylece sendikalar, aşağıdan yukarıya örgütlenen, üyelerin gerçekten söz ve karar sahibi olduğu, doğrudan demokratik işleyişin hâkim kılındığı bir sendikal yapılanmadan daha çok sol, sosyalist, devrimcilerin değişik koalisyonlarının yönetimde olduğu “kabuk yapılara” dönüşüyor.**

Burada üzüntü veren, bu tablonun ne yazık ki, sadece kamu çalışanları hareketiyle, Eğitim-Sen’le sınırlı olmaması. Solun faaliyette bulunduğu birçok toplumsal muhalefet alanında, sendikada, dernekte benzer bir durum yaşanıyor.

Alan genişletilemeyince (hatta giderek daraldığında) yeni mücadele dinamikleri geliştirilemeyince toplumsal mücadele alanları ciddi bir işlev kaybına uğruyor.

Solun çeşitli ihtiyaçlarını gidermeye çalıştığı yapılara dönüşüyor.***

Alan daraldıkça, yapıların birbirleri ile sürtünme katsayıları da haliyle artıyor. Tayin edici olan siyasal toplumsal meselelerin tartışılması, sendikal alanın örgütlenme ve mücadelesine dair konular değil, Eğitim-Sen örneğinde gördüğümüz gibi yönetim pazarlıkları oluyor.

Oysaki bugün, Türkiye kapitalizminin gelişimi ile devletin yeniden yapılanması sürecinde birçok şey değişirken (genel düzlemde sosyalistlerin) özelde ise kamu çalışanları hareketinin kendisini talepler, mücadele ve örgütlenme düzeyinde “nasıl yenileyebileceği” sorusu ortak yanıtlar üretmeyi bekliyor.

Bu soruya sosyalistlerin asgari düzeyde ortak yanıtlar geliştiremediği, ortak bir hareket rotası belirleyemediği sürece her dönem benzer sorunlar ile tekrar tekrar karşılaşılacağı açıktır.

Diğer yandan, genel siyasal düzlemde, sosyalistlerin ülkenin önemli bir politik gücü olan Kürt hareketi ile ilişki düzeyinin niteliği, Eğitim-Sen gibi ortak örgütlenmelere de yansıyor.

Sosyalist solun Kürt hareketi ile kurmuş olduğu ilişki düzeyi, kendi aralarındaki ilişkinin de neredeyse tayin edicisi oluyor. HDP içerisindeki sosyalistlerin, HDP dışında kalan sosyalistlere yaklaşımıyla, HDP dışında kalan sosyalistlerin bir bölümünün HDP içindeki sosyalistlere yaklaşımı, zaman zaman aşılması güç duvarlara konulan tuğlalara dönüşüyor.

Kürt hareketi ile HDP dışında kalan sosyalistlerin bir arada bulunduğu Eğitim-Sen gibi ortak örgütlenmelerde ise zaman zaman Solun bir bölümü ile (genel düzlemde zaten çok da iyi olmayan) birlikte çalışma iradesini daha da sakatlayan, kimi güce dayalı dayatmacı tutumlar ortaya çıkabiliyor. Ancak bunun nedenini doğrudan Kürt hareketine mi, yoksa HDP içerisinde bulunan sosyalistlerin, sosyalistler arası rekabet nedeniyle HDP’yi domine etmelerine mi bağlamak gerektiğini tam olarak kestirebilmek her zaman mümkün olmuyor.

Her durumda, HDP’nin iddia ve genişlik açısından demokrasi güçleri arasındaki makasın açılmasına yol açacak tutum ve davranışları ortadan kaldıracak bir tutumda ısrar etmesi, sahip olduğu güç dengesini ortak örgütlenmelerin salt Kürt meselesi prizmasından değerlendirilmesinin sorunlu olacağının ayırdında olarak hareket etmesinde büyük yarar olacaktır. Bu bir zaaf ya da kayıp değil, aksine, mücadelenin genel çıkarlarının korunup gözetilmesi, demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi anlamına gelecektir.

Ancak tersinden de yakın siyasal tarihimizde, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda sosyalistlerin bir bölümünün (bugün CHP, hatta İyi Parti’nin bile koalisyon yapmaktan geri durmadığı) Kürt hareketi ile siyasal bir mücadele zemininde dahi yan yana gelmediği göz önüne alındığında, sendikal alanda yaşanan görünürdeki kimi tartışmaların arka planda böylesi bir siyasal tercihten beslendiğini de söyleyebilmek mümkün.

Ne var ki bu tutumun emek ve demokrasi güçlerinin mücadele ve örgütlenmesini ilerletmediği açık.

Aksine genel siyaset düzleminde Kürt hareketi ile belirli bir mesafeyi koruyan sosyalistlerin ortak mücadele alanlarında nasıl bir ortak mücadele dili ve talepleri oluşturulması gerektiğine dair somut çözüm önerileri geliştirecek adımlar atması, arada meydana gelebilecek olası yol kazalarının da önüne geçecektir.

Ortak bir mücadele örgütünde, örgütlülüğü oluşturanların bir bütün olarak talep ve hassasiyetlerinin gözetilmesi, bu konuda pozitif çözümler geliştirilmesi mücadelenin gelişimi açısından kritik öneme sahip****

Aksi takdirde toplumun siyasal iktidara karşı direnme eğilimlerindeki boşluklar giderek büyüyecek, alanlarda muhalefet güçleri şimdiki pozisyonlarını bile arar hale geleceklerdir.

Bu yüzden bugün, genel siyaset düzleminden taşınan eğilimlerin gölgesinde kalan yönetim pazarlıkları yerine, sendikal mücadele ve örgütlenmelerin yeni ihtiyaçlar ışığında taban örgütlerine dayalı, üyelerin gerçekten söz ve karar sahibi olacakları şekilde yeniden yapılandırılmasına odaklı bir yol haritası üzerine yeniden düşünmeye başlamanın tam zamanıdır.

Ancak sosyalistler önce kendilerini değiştirmek için adım atmalılar!*****

*Yönetimin oluşturulması ve başkanın belirlenmesi konusunda bir uzlaşma sağlanmış olsa idi, muhtemelen dışarıya bu denli bir tartışma yansımayacak ancak var olan bu iki temel sorun alanı varlığını başta çeşitli hissettirecekti. Zaten bugün Eğitim-Sen dolayımı ile tartışan tarafların güç dengelerine bağlı olarak KESK’e bağlı sair sendikalarda ve nihayetinde KESK Kongresi’nde de benzer sorunların çıkacağını söylemek kehanet olmasa gerek.

Öte yandan Kongre sonrasında üzerinde en fazla tartışılan diğer bir husus, KHK’lı üyelerin Eğitim-Sen’den ihraç edilmeleri oldu. KHK’lı üyelerin bir bölümünün halen tutuklu bulunduğu koşullarda sendikadan bu şekilde ihraç edilmelerinin de (söz konusu üyelerin kendi sendikalarına yönelik olarak kabul edilebilir olmayan tutumlarını tartışmayı bir yana bırakarak) ‘sıkıntılı’ olduğunu belirtmek gerekir. Ne var ki, bu tablonun ortaya çıkmasının nedeninin de, Kongre hazırlık sürecinin yönetim meselesine kilitlenmiş olması ancak Kongre sırasında tarafların bir bölümünün yönetim beklentilerinin karşılanmaması üzerine yaşananlar olduğunu söylemek mümkün. Bu yüzden belli ki ihraç kararını veren ve uygulayanlar “daha büyük” bir sorun yanında ihraçlar meselesine dair ince bir kriz yönetimine odaklanamamış, çeşitli ara formüller ile aşılabilecek bir krizi derinleştirmişlerdir. Bu durum da söylediklerimizin diğer bir somut karşılığı olarak görülebilir.

**Esas olarak, sendikaların, derneklerin birer kabuğa dönüşmüş olmasının en önemli nedeni, solun, sosyalistlerin, devrimcilerin birer kabuğa dönüşmüş olmasıdır.  Değişen dünya ve Türkiye koşullarında kendisini yenileyemeyen, eski alışkanlıkları ile siyaset yapmaya çalışan sosyalistlerin motor güç oldukları sendika ve derneklerin de genel halden farklı olmasını beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır.

***Özellikle daha önce üyelerle yüz yüze görüşmenin de bir vesile olarak değerlendirilen aidat sistemi yerine ‘kaynaktan kesinti yapılan aidat’ sistemine geçiş yapılması, sendikal hareketin parasal sorunları çözse bile, sendikaların bürokratlaşması, sendika yönetimlerin önemli makamlar haline gelmesine yol açtı. Diğer yandan sınıf ve kitle sendikacılığından uzaklaşılmasının, sendikaların partilerin, örgütlerin alt organı gibi görülmesinin, bunu kabul etmenin gereksiz bir dizi dış müdahalenin önünü açtığını, sendika üye ilişkisini sıradanlaştırdığını, ortalama bir üyeyi sendikasına yabancılaştırdığını neticesinde de sendikal mücadeleyi kaba biçimde araçsallaştırdığını da görmekte yarar var.

****Burada sendikal alanı bekleyen en büyük tehlikelerden bir tanesi, kuruluşundan bu yana ortak örgütlenme olarak devam eden kamu çalışanları sendikalarının bu tartışmaların aşılamaması neticesinde, tarafların birbirlerinden ayrı olarak ayrı sendikalarda yol yürümeye karar vermesi olacaktır.

***** “Mücadele içerisinde yenilenmiş sosyalist/devrimci fikir ve örgütlenmeler yaratma mücadelesine bilinçli, örgütlü bir biriktirme süreci ile müdahale edilmedikten sonra karşı karşıya olunan sorunların aşılamayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.”
Bkz. Ne İçin Mukavemet?

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...