Pazar, Aralık 5, 2021
spot_img

Gri Pasaport, Aleni Soygun, Striknin

Saray/ AKP/ MHP iktidarı kendilerinin var olan halleriyle kabulü ve iktidarın devamı karşılığında her tavizi vermeye hazırdır

19 Nisan tarihli “Muhalefet Suçlu İşsizler Yük” başlıklı değerlendirmemizde; “tek kullanımlık pasaportlarla yurtdışındaki etkinliklere katılmak amacıyla gönderilen onlarca insanın geri dönmemesi ve pasaportları iade etmemesi üzerine ortaya çıkan olayda kişi başı 6-8 bin Euro para alındığı, olay ortaya çıktıktan sonra da soruşturma açıldığı belirtiliyor.” yazmıştık. Geçtiğimiz hafta içinde insan kaçakçılığının bir iki belediye ile sınırlı olmadığı ortaya çıktı. Gri pasaportlarla gerçekleştirilen bu insan kaçakçılığının yıllardır sürdüğü de anlaşılmış oldu.

Dans (folklor) gösterisi, kültür gezisi, gençlik programları gibi adlarla binlerce insanın yurtdışına çıkarıldığının ortaya çıkmasıyla başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin gri pasaportluların peşine düştüğü haberleri de gelmeye başladı. Açılan soruşturmanın sonuçları bu kaçakçılığa karışanların kimliği ve bağlantılarıyla ilgili olarak değişebilir. Ancak bu yolla Avrupa ülkelerine giden ve yakalananların kaçak olduğunun ortaya çıkması durumunda Türkiye’nin “devlet eliyle insan kaçakçılığı yaptığı” gibi bir sonuç doğuracağı açıktır.

ALENİ SOYGUN VE STRİKNİN 

Kripto para borsasındaki Thodex adlı şirketin sahibinin 2 milyar dolar tutarında bir parayla kaçtığı iddiasının ardından VeBitcoin, Goldexcoin, Sistemcoin gibi şirketlerin de benzer yolla dolandırıcılık yaptıkları açıklandı. Şu 12 Eylül sonrası ortaya çıkan ve ANAP döneminde palazlanıp yurttaşları dolandıran bankerlerin dijital benzerlerini izliyoruz. 1980 sonrası banker olduklarını söyleyenler de (tek TV kanalı) devletin televizyonu TRT’de boy boy reklamlar veriyordu. Dijital ‘bankerlerimiz’ ise Saray/ AKP/ MHP iktidarı içindeki güçlü, hatırlı bakan veya yöneticilerle boy boy resimler çektirip sosyal medya üzerinden kendi reklamları için kullanıyorlar.

Son zamanlarda ortaya çıkan benzer olaylarda olayın kahramanları değişse de fotoğraflarda gördüğümüz güçlü, hatırlı kişilerin değişmemesi, medyaya yansıyınca da ‘tanımıyor’ olmaları sıradanlaşmış durumda. Sıradanlaşan bir başka durum ise; bu güçlü ve hatırlı kişileri ‘koruma ve kollama’ görevine kendiliğinden talip olanların insanlık suçu işlemeleridir. Bunlardan biri AKP’nin Siyasi Erdem ve Etik Kurulu Başkanı, Prof. Dr. Kemalettin Aydın; gazeteci Erk Acarer’i hedef alan, Süleyman Soylu’ya “paçana dalanların ödülü onlara cevap değil striknin (C21 H22 N2 O2) olmalı” diyerek muhaliflerin itlafını önerdi.

8 Mart 2021 tarihli “Kime İnsan Hakları” başlıklı yazımızda; “Bütün muhalif parti ve yapıların insan hakları eylem planı, yeni Anayasa gibi tartışmalardan uzak durarak var olan yasaların uygulanmasını talep etmemiz en doğru çıkış olacaktır” yazmıştık. Çünkü Saray/ AKP/ MHP iktidarı kendilerinin sorumlu oldukları yanlışların, hukuksuzlukların haber olarak gündeme getirilmesi karşısında özür dilemek, istifa etmek, sorumluları cezalandırmak yerine muhalefete saldırmayı seçiyor. Gerici faşist yönetim anlayışının, tek adam yönetiminin geldiği yer “devlete yük olanların” yasal yollarla yasadışı biçimde yurtdışına gönderilmesi, milyarlarca dolarlık işlem yapılan alanlarda düzenleme ve denetleme yapmayarak insanların soyulmasına göz yumulması, bunları dile getirenlerin ise itlaf edilmesini dillendirmektir.

Ticaret Bakanlığı görevinden alınan Ruhsar Pekcan ve eşine ait olan şirketin bakanlıktan ihale aldığı ve 9 milyon TL tutarında dezenfektan sattığı ortaya çıkmıştı. Kendi bakanlığıyla kendi şirketinin ihale ilişkisi devleti nasıl gördüklerini de göstermektedir. Eski Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın doktora tezi sahteciliğinde adı geçen Mehmet Muş’un Ticaret Bakanı olarak atanması, KADEM üyesi Derya Yanık’ın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na atanması vb. birlikte düşünüldüğünde devlet yönetiminin aile şirketine dönüştürüldüğü görülüyor.

METİN LOKUMCU

Hopa’daki çevre mücadelesi sırasında polisin sıktığı biber gazı sonucu yaşamını yitiren Metin Lokumcu’nun 21 Nisan’da Trabzon’da görülen davasında mahkeme duruşmayı 28 Haziran tarihine erteledi. Duruşmaya sanıklar getirilmedi, davaya müdahil olmak isteyen kurum ve baroların talepleri reddedildi. İktidar üyeleri kendileri söz konusu olduğunda her türlü önlemi alıyorken, Metin Lokumcu örneğinde olduğu gibi yurttaşların yaşamları, yaşamlarıyla ilgili davalar söz konusu olduğunda ‘güvenlik gerekçesiyle’ davaları başka kentlere kaçırıyor. Sorumluları koruma, davacıları yıldırma yöntemlerine karşı Metin Lokumcu’nun ve yaşamdan, emekten yana olanların yanındayız.

Geçtiğimiz hafta İkizdere’de taş ocağına karşı çıkan yurttaşlara karşı da biber gazı sıkıldı, şiddet uygulandı. Yıllarca Rize’de öğretmenlik yapan Metin Lokumcu’nun ve doğasına sahip çıkanların mücadelesi bugün de sürdürülüyor. Devleti yönetenler bugün de biber gazı sıkıyor. Üstelik uluslararası hukukta kimyasal silah olarak kabul edilen gazları kullanıyorlar.

Gazeteci Erk Acarer özelinde muhaliflere karşı striknin öneren AKP’nin Siyasi Erdem ve Etik Kurulu başkanının bu kadar pervasızlaşması rastlantı değildir. Çürüme ve çöküş karşısında siyaset üretemeyen iktidarın baskı, yok sayma veya yok etme üzerine kurulu anlayışıdır.

Antalya’da Gezi Direnişine katılan 40 kişiye, zaman aşımına bir buçuk ay kala, “görevi yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme” suçlamasıyla 10 ay ile 1 yıl 8 ay arası ceza verildi. Bu dava iktidarın ‘sopa göstermesi’ anlamına geliyor. Saray ve AKP’nin Gezi Direnişini sindiremediğini birçok açıklamada gördük. Antalya’daki davada verilen cezalar da bunun sonucudur.

Saray/ AKP/ MHP iktidarı yaptıkları bir düzenlemeyle termik santralların emisyon değerlerini ticari sır kapsamına aldı. Bundan böyle en büyük çevre kirleticisi olan termik santrallerin bacalarından çıkan gaz, kül ve uçucular hakkında bilgi vermeyecekler. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı, buna sahip çıkmamızı, bunu sorgulamamızı engellemeye yönelik düzenleme, sermayenin önünü açmak, yurttaşların haklarını yok saymaktır.

SOYKIRIM KARARI

ABD Başkanı Biden bu yılki 24 Nisan anmasında ‘Büyük Felaket’ yerine ‘Soykırım’ ifadesini kullandı. Beklendiği üzere iktidar dâhil milliyetçi ve ulusalcı çevreler en yüksek tonda karşı atağa geçtiler. Geçmişte Batı’nın yaptığı soykırımları bir bir anımsattılar ve Biden’a ‘haddini bildirdiler.’

Fakat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklama yapmayışı şaşırtıcıydı. Elbette en şaşırtıcı olan aylardır beklenen telefon görüşmesinin yapıldığı 23 Nisan günü ABD Başkanı Biden’ın ‘yarın soykırımı kabul edeceğim’ dediğinin ortaya çıkması oldu. Oysa görüşmeden hemen sonra yapılan açıklamalarda böyle bir ayrıntı yer almamış, fakat aynı gün Dışişleri Bakanlığı ve sözcüler düzeyinde görüşmelerin yapıldığı vurgulanmıştı.

Biden ‘soykırım’ açıklamasında özellikle Osmanlı dönemi vurgusu yapması, “Bunu suçlamak için değil, yaşananların tekrarlanmamasını garanti etmek için yapıyoruz” demesi iktidara ayar vermeye dönük bir açıklama olarak okumak da mümkün. Hatta İstanbul’dan Konstantinapolis olarak söz etmesi Ermeni Soykırımı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni ilişkilendirmemek olarak da görülebilir. Fakat İstanbul yerine Konstantinapolis demesi Ayasofya’ya yönelik olarak bir anımsatma da olabilir.

Kesin olan şu ki iktidarın bu açıklamayı iç politikayı dizayn etmek, milliyetçilik ekseninde hizaya çekmek için kullanacağıdır. Fakat Biden’ın Osmanlı vurgusu nedeniyle iktidarın bundan böyle kolayca Osmanlı mirası üzerinden dil geliştirmesi güçleşecektir. Daha önce Ermeni Soykırımı’nı tanıyan Rusya, Almanya, Fransa vb. ülkelerle ilişkileri sürdürmekte sorun görmeyen ‘devlet aklı’ ile ‘Saray aklı’ arasında bir fark oluşacak mı ileride göreceğiz.

Daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz üzere Saray/ AKP/ MHP iktidarı kendilerinin var olan halleriyle kabulü ve iktidarın devamı karşılığında her tavizi vermeye hazırdır. Kaldı ki buhran aşamasına gelmiş bulunan ekonomik krizi batı (ABD) olmadan aşabilmenin olanaksız olduğunu görüyorlar. Geçtiğimiz hafta Rusya’nın Türkiye’ye yönelik uçuşları 2 günle sınırlaması beklenen Rus turistlerin gelmeyeceğini bugünden gösteriyor.

Geçmişle yüzleşmek ve yaptığımız yanlışları, bıraktığımız eksiklikleri kabul ederek yeni bir siyasi, kültürel, sosyal yol bulmak yerine doğrudan reddetmek, başkalarının yaptığı yanlış ve hataları kendimizi temize çekmek için kullanmak tükenmiş bir politikadır. Başkalarının karışmasının, müdahale etmesinin, dış politikada olduğu kadar iç politikada da araç olarak kullanmalarının önüne geçmenin tek yolu bizim çözmemizdir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...