Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Kime İnsan Hakları?

Saray’ın “İnsan Hakları Eylem Planı”na karşı, halkın, işçilere, kadınlara, üniversitelilere, hak savunucularına karşı İnsan Hakları planı oluşturulmalıdır

Saray’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nı yeni gündem maddesi oldu. Görünen o ki, Saray bu gündemi tartıştırarak bir çıkış arıyor. Ancak bu çıkış arayışının ülke içi siyaset ve toplumsal ihtiyaçtan çok ABD, AB ve uluslararası finans kurumlarına dönük ve iktidarın sürdürelebilirliği için olduğu çok açık.

Eylem planı içinde sözü edilen “düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü”, “Anayasa ve yasalar karşısında eşitlik”, “İdarenin kişilere karşı sorumlulukları”, “toplantı ve örgütlenme hakkı”, “nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele”, “tutuklamanın istisnai tedbir olması”, “kişi özgürlüğünün ve güvenliğinin güçlendirilmesi”, “maddi ve manevi hayatın bütünlüğü ve özel hayatın güvenceye alınması”, “işkence ve kötü muamelenin önlenmesi”, “aile içi şiddet ve kadına karşı şiddetin önlenmesi” vb. konular şu anki Anayasa ve yasalarda yer alıyor. Öyleyse Saray/AKP/MHP iktidarı bu konuları gündeme getirip, bir İNSAN HAKLARI eylem planı olarak açıklıyorsa düşünmemiz gerekiyor.

AKP iktidara geldiği günden bu yana iktidarını güçlendirerek sürekli kılmak üzere bunun gibi hamleleri yaptı ve başarılı oldu. İlk yıllarındaki AB’ye uyum yasaları, 2010 Anayasa referandumu, özel yetkili mahkemelerin kurulması, 2017 Anayasa referandumu vb. Saray bir kez daha “darbe anayasasını değiştirmek gerekir” diyor. Daha önceki referandumlarda da benzer cümleleri duyduk. Kaldı ki, var olan Anayasa ve yasaları uygulamayan, uygulatmayan iktidar insan hakları eylem planı vaat ediyor.

Bu tartışma/tartıştırmaların ilk ve asıl amacının ABD, AB ve bunların denetimindeki finans kurumları olduğu çok açık. Özellikle ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırım açıklamalarının muhaliflere yönelik baskıları öne sürmesi, İstanbul’da öldürülen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Suudi veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ı işaret etmesi ve dolaylı yaptırımlar uygulaması gibi gelişmeler Saray’ı manevra yapmaya zorluyor.

İktidarının var olan haliyle tanınması ve sürmesi karşılığında tavize açık olduğunu ifade ediyor.

İç siyaset açısından Saray/AKP/MHP (ve Vatan Partisi) bloku genişleyemediği gibi her gün güç kaybediyor. Dindarlık ve milliyetçilik dışında topluma hiçbir yeni hikâye sunamayan iktidar, bu çıkışıyla 2010 ve 2017’de “yetmez ama evet” olarak kendilerini tarif edenler gibi bir destek grubu yaratmayı amaçlıyor. Böylece iktidar bloğundaki erimeleri maskelemek ve bir tahkimat oluşturmayı umuyor.

Bütün muhalif parti ve yapıların insan hakları eylem planı, yeni Anayasa gibi tartışmalardan uzak durarak var olan yasaların uygulanmasını talep etmemiz en doğru çıkış olacaktır. Saray’a bu alanlarda daha fazla söz hakkı sağlayacak ve gündemin gizlenmesini de sağlayacak tartışmalara girmek, Saray’ın bu konulardaki baskıcı, hukuksuz, faşist uygulamalarına meşruluk kazandıracak ve hukuksuz uygulamalarının hukuki “görüldüğü” anlamına gelecektir.

İŞÇİLERE İNSAN HAKLARI

Ülkemizin birçok kentinde işçiler zorunlu ücretsiz izin uygulamalarına, işverenlerin kod:29 ahlaksızlığına karşı direniyor. Sendikal örgütlenmenin var olan Anayasa ve yasalarla güvence altında olduğu koşullarda bile sendika kuran, sendikaya uyan işçiler işten atılıyor, ücretsiz izine çıkarılıyor. İşçilerin yasal haklarını tanımayan ve ihlal eden patronlara karşı sessiz kalan iktidar işçilerin karşısına kolluk güçleriyle, yargısıyla dikiliyor. İnsan hakları eylem planıyla iktidarının ömrünü uzatmaya çalışanlara karşı; işçilere insan hakları…

KADINLARA İNSAN HAKLARI

İktidarın tüm bileşenlerinin ayrımcı/ cinsiyetçi yaklaşımları kurulmak istenen düzende kadınlara, farklı cinsel yönelime sahip bireylere yer olmadığını gösteriyor. Son olarak 8 Mart kapsamında yapılan eylemlerde kadınların gözaltına alınması, LGBT flamalarının “terör örgütü simgesi” gibi muamele görmesi gibi uygulamalar önemli bir göstergedir. Önemi, insan hakları eylem planı açıklandıktan sonra gerçekleşmiş olmalarıdır. İktidar bu açıklamalarından sonra bile inandırıcı olmak gibi bir kaygı taşımıyor. Her gün 2-3 kadının öldürüldüğü, taciz ve tecavüz sanıklarına iyi hal indirimlerinin uygulandığı, kadın istihdamın düştüğü ve iktidarın göz yumarak tüm bunlara onay verdiği koşullarda; kadınlara, LGBT bireylere insan hakları…

MUHALİFLERE, HAK SAVUNUCULARINA…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutuklulukları devam ettirilen Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi muhaliflere, iktidarın ömrünü uzatmak için siyaset yapamaz hale getirilmeye çalışılan başta HDP olmak üzere vekillikleri düşürülmeye çalışılan, gözaltına alınan siyasetçilerin varlığı seçmenlerinin, taraftarlarının da haklarının yok sayıldığını göstermektedir. Özünde iktidar kendilerine oy vermeyen tüm yurttaşları yok saymaktadır. Çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğu referans alan, topluma da bu yönde propaganda yapan iktidar bunun dışında söz söyleyen, eylem yapan, siyaset üretmeye çalışan herkesi tehlike olarak görmeye devam ettiği ve toplumu “biz ve onlar” ikilemine zorladığı için; muhaliflere, hak savunucularına insan hakları…

ÜNİVERSİTELERE İNSAN HAKLARI

Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektöre karşı direniş sürüyor. İçişleri Bakanı aracılığıyla direnişe katılanlara, destek verenlere yönelik tüm karalama kampanyaları etkisiz kalıyor. Bu yüzden de yargıyla, olmazsa YÖK yönetmeliği aracılığıyla cezalandırma yoluyla sindirme, baskı kurma yolunda ısrar ediyorlar. Anayasa ve yasalara aykırı bir uygulama olmasına rağmen kayyum rektörde ısrar eden iktidar bu atamayı “varlık/yokluk” düzeyinde görüyor. Kayyum rektörün istifa edemeyişi de bunu gösteriyor. Üniversitede demokratik, bilimsel, laik ve çoğulcu bir yapı isteyen öğrenci ve akademisyenlerin bu taleplerinin baskı ve zor yoluyla sindirilmeye çalışılmasına karşı; üniversitelerde, öğretim kurumlarında insan hakları…

DOĞANIN, ÇEVRENİN HAKLARI

Ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesi uğruna tüm doğal dokusu tahrip ediliyor. Uluslararası madencilik ve enerji şirketlerinin istekleri doğrultusunda ormanlar, dereler, göller yağmaya açılmış durumda. Bu yörelerde yaşayan halkın itirazları, uyarıları ikna yoluyla olmazsa şiddetle bastırılıyor. Anayasa’da tarif edilen sağlıklı çevrede yaşama hakkına, korumanın her yurttaşın ödevi olduğu belirtilmesine rağmen yapılıyor bunlar. Yalnızca bugün için değil yarınları için de yaşanabilir bir ülke ve dünya mücadelesi Saray/AKP/MHP’nin yağmaya açtığı doğamız ve çevremizde yaşayan tüm canlılara da yaşam hakları…

AÇLIK ve YOKSULLUK KALICILAŞIYOR

Yaşanan ekonomik krizle birlikte dolar bazında kişi başı yıllık gelir düşerken, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderek derinleşiyor ve kalıcılaşıyor. İşten çıkarma yasağı nedeniyle göreceli bir “geçim ücretine” tutsak edilen emekçileri daha zor günlerin beklediğini söylemek kehanet değildir. İşten çıkarma yasağının Mart 2021 sonunda bitecek olmasıyla birlikte yüzbinlerce işçinin işini yitireceği görünüyor.

Sosyalistlerin, devrimcilerin, sendikaların gündemlerinde (istisnalar dışında)  bu konunun olmadığı görünüyor. Kitlesel işten çıkarmalar karşısında emekçilerin tepkisiz kalmayacağı, en azından ilk günlerinde işyerleri önlerinde karşı çıkışlarda bulunacaklardır. Bugünden neler yapılabileceğini düşünmek zorundayız. Var olan durumlarımızı korumak sicimindeki bugüne sürdürülen davranış, örgütsel tutum bizi daha da geri çekmiş durumda. Bu yüzden öngörülerimizi de örgütleyerek şu an var olan açlık ve yoksulluğu daha da aşacak olan gelişmeler karşısında oluşacak mukavemet hareketleriyle buluşmak, örgütlemek ve birleştirmek zorundayız.

ABD, AB ve uluslararası sermaye için gündeme getirildiği açık olan insan hakları eylem planı tartışmaları ve ara ara ısıtılan yeni Anayasa bizim gündemimiz değildir. Var olan siyasal güç dengeleri, Saray/AKP/MHP iktidarının birbirlerine mahkûm olmaları, tek dertlerinin de iktidarda kalmak oldukları dikkate alındığında bugün bize düşen muhalefetin örgütlenmesine yönelmektir.

22 Şubat 2021 tarihli “Devlet ve Tebaa” başlıklı değerlendirme yazımızdaki “…Ancak Türkiye halkları olarak her durumda faturayı bize keseceklerini de ABD emperyalizminin geçmişinden ve uluslararası kurumlarının dayattığı yıkım politikalarından biliyoruz. Saray/AKP ister ambargoyu göze alıp bildiğini okusun, ister ABD eksenine girsin her durumda yeni özelleştirmeler, zamlar, vergiler, bölgesel çatışmalar gibi emek ve yaşam karşıtı politikalar devam edecektir” saptaması bugün olduğu gibi yarın da geçerlidir.

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...