Çarşamba, Eylül 29, 2021
spot_img

Güzel Adam: Ahmet Kaya

16 Kasım 2000 yılında Paris’te sürgünde hayatını kaybeden Ahmet Kaya’yı eşi Gülten Kaya ile konuştuk: “Alışılageldik normların dışında, içinden geldiği gibi yaşayan, düşünen, üreten ve konuşan bir insan o.”

-Öncelikle ilk an, yani Ahmet Kaya ile  ilk tanıştığınız ve sizi birbirinizle ebediyen bağlayan zincir nasıl gerçekleşti? 

O “İlk an”ı kendisiyle değil, önce sesiyle yaşadım ben. Bir arkadaşım, bir gece ilk albüm “Ağlama Bebeğim”i dinletti bana. Çok etkileyiciydi. Dönemin duygusu ile şarkılardaki cesareti çok yan yanaydı. 12 Eylül yılları ve cesur şarkılar yan yana geldiğinde “kim bu” dediğimi hatırlıyorum. Bizzat tanışmamız ise daha sonradır. Selda Bağcan çok yakın arkadaşım ve dostum. O ve Sezer Bağcan’a ait bir ses kayıt stüdyosunda birlikte çalışmaya karar veriyoruz. İşte tam o günlerde bir gün kapı çalıyor, ben açıyorum ve karşımda tertemiz giyimli, gözleriyle gülen bir genç adam. Tatlı bir kabadayı havası da var. “Selda ile randevum vardı” diyor. Onları buluştururken Selda tanıştırıyor bizi; “Gülten, bu arkadaş Ahmet Kaya” diyor. “İlk an” şimşeği filan çakmıyor tabi ama sonrasında odama geliyor. Belli ki hakkımda biraz fikir sahibi. “Metris’te kalmışsınız” deyip başlıyor bitmek bilmez sorular sormaya. Hiç anlatma yanlısı değilim ama merakını ciddiye alıyorum yine de. İlgili olmasını duyarlılık olarak algılıyor ve hiç yanılmıyorum. Böyle başlıyor yolculuğumuz.

-Yusuf Hayaloğlu ve Ahmet Kaya gibi muhteşem bir araya gelişin yegâne halkası olmak, onlarla birlikte üretmek nasıl bir duyguydu? 

O kadar donanımlı, tepeden tırnağa üretken, zeki, esprili ve adeta aynı evde büyümüş iki senkronize insan, iki yaramaz çocuk, iki ağlayabilen adam, benim için iki sevgili ile olmak çok muhteşem, çok zenginleştirici, çok yorucu, çok komik, çok değerli çok çok çok her şeydi… Üretirken üç ayrı beyin ama gündelik hayatta kendilerine yan yana olmanın müthiş keyfi özel olarak bağışlanmış üç şanslıydık biz. Şanssızlığımız ise bu ayrıcalığın kısa sürmesiydi. Hayatın içinde bu kadar özel tesadüfler çok azdır, biri de biz denk düştü sanıyorum. Her konuda bu kadar senkronize olabileceğiniz, yol yürüyebileceğiniz insan çok azdır ve bu müthiş bir konfordu. Bitti…

-Şüphesiz, Ahmet Kaya bu ülkede sevildiği kadar, hedef gösterilip yaşadığı, çok sevdiği ülkesini bırakıp gitmek zorumda da kaldı. Ahmet Kaya’nın ‘güvercin tedirginliğinde’ onunla birlikte yaşananın zorluğu neydi? 

Ahmet Kaya bir “aykırı”ydı. Dolayısıyla, (özellikle) onu hiç tanımamış insanların anlaması, analiz etmesi zordur. ‘Sevildiği kadar hedef gösterilmesi’ paradoksal biçimde hem çok geniş ve heterojen bir topluluğun duygusuna dokunmuş olmasında, hem de (ve buna rağmen) önemli oranda anlaşılamamasında. Alışılageldik normların dışında, içinden geldiği gibi yaşayan, düşünen, üreten ve konuşan bir insan o.

Varoluşunu inandığı değerlere dayandıran ve kendisini böyle anlamlı kılan bizler gibi insanlar, yaşadıkları yeri ve içinden geçtikleri zamanı iyi tanırlar. Kendi ömürlerini böyle sürdürürken, rahatsız ettikleri, ürküttükleri, karşı çıktıkları da boş durmaz elbette. Burada denklem bozulur ama siz zaten bilirsiniz bunu. Demek istediğim; Bu ülkede muhalif bir sanat insanı ile yaşamanın zorluğu, hayata sizin nasıl baktığınızla çok ilgilidir. Biz; ‘Bu hayattan nasılsa geçip gideceğiz ama onurlu, ahlaklı, üretken, hak olana, insan haklarına ve hukuka saygı duruşuyla, farkında olarak ve iz bırakarak ve sözümüzü cesaretle söyleyerek yaşayalım’ diyenler tarafındayız. Sonucu ya da karşılığı ne olursa olsun.

-Ahmet Kaya en çok hangi şarkısını severdi, keyifli olduğunda hangisini dost meclislerinde söylemeyi tercih ederdi? Sizin tercihiniz var mı?

Gulten Kaya
GULTEN KAYA FOTOGRAF MUHSIN AKGUN RADIKAL

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Bir albüm çalışması bittikten sonra, sahne hariç, o albümün repertuarını ya da eski repertuarı ne kendisi için ne de dost meclislerinde okumazdı. O eserleri arkasında bırakır ve kulağını onlardan tamamen boşaltarak yeni arayışlara girerdi. Dost meclislerinde çalınıp söylenenleri ise tamamen o meclisin ruhu belirlerdi. Söylemekten en hoşlandığı tek bir şarkı ismi veremem ama alaturka eserleri ve türküleri çok severek okur, bir anda gitar konçertosunu çalmaya-yorumlamaya geçebilir ya da farklı bağlama teknikleri ile klasik eserler çalabilirdi. Yani hep sürprizliydi. Şimdi çok üzülüyorum elimizde böyle kayıtların hiç olmamasına. Çünkü orada bambaşka bir Ahmet olurdu. Keşke sevenleri ondan da “Dönülmez Akşamın Ufkundayım’ı dinleyebilseymiş.

-Onsuz geçen yıllarınız, aslında her yıl size onu hatırlatılarak geçti demek mümkün. Çünkü O aynı zamanda herkesin kalbinde bir -sevgili. Gülten Kaya için bir yana ‘Gülten’ için ‘Ahmet’siz günleri nasıl tarif edersiniz? 

O’nsuz yıllarımda O’nu her yıl hatırlayarak değil, 7/24 onunlaydım. Tüm zamanlarımı kendi ofisimde (Gam Productıon) onunla, şarkılarla, onun sevenleriyle, ona dair yapılması gerekenlerle, üretimle geçirdim. Her anımda yanımdaydı, aklımın ve kalbimin içindeydi. Bizim beraberliğimiz ‘bir şeyin bittiği/bir şeyin başladığı’ bir beraberlik değildi çünkü. Dünyaya bakışımızla, üretimimizle, hayallerimizle, sevgimiz ve yol arkadaşlığımızla bezediğimiz bir dünyamız vardı. Ben o dünyayı artık (sadece fiziki olarak) tek kişilik yaşıyorum. Diğer yarımdaki devasa boşluk dindirilemez.

–Ahmet Kaya’yı en iyi ifade eden kelime sizce nedir?

Güzel Adam! Ömrüm!

-Ahmet Kaya’ya saldırı ve sonrasında sürgün yıllarından bugüne Türkiye’de durum sizce nasıl? Ahmet Kaya bugünleri nasıl özetlerdi?

Türkiye’de durum? Bu konuda sayfalar dolusu konuşabiliriz ama biliyorum ki o sayfaların tümü bana ait değil. O nedenle kısa tutayım: Tarih soluk almak istedi galiba ve pause durumuna geçildi. Ahmet Kaya bugünleri özetlemekle yetinmez, çağlayanlar gibi ses verirdi. Bunun daha özet ifadesi, ağabeyim Yusuf Hayaloğlu’nun şu dizeleri olurdu sanırım: “Sarsmıyor mu seni hiç/bunca infilak/bunca isyan çığlıkları”.

Ve tabi sizin sorulardan bağımsız olarak söylemek ve iletmek istediğiniz mesajınız…

Ne hayat, ne de kaybettiklerimiz karşısında, ben ve çocuklarımız, kollarımızı iki yana düşürmeden yaşadık ve böyle de devam edeceğiz. İçinden geçtiğimiz zamanın bizlere sunduğu ya da sunacağı her şey karşısında, erdemli olmanın değerini hep yenileyerek ve tazeleyerek yaşamak çok değerli… Elbette zamana tanıklık ederek, elbette itirazı yükselterek anlamlı kılmalı bu hayatı.

Bazı cümlelerimi paylaşmama aracılık ettiğiniz için teşekkürler ediyor, okurlarınızı selamlıyor ve herkese ‘mukavemet’ diliyorum.

Bu röportaj Mukavemet Dergi’nin 9. sayısında yayımlanmıştır.