Çiftçiler Ayakta: Hindistan’da Tarım Yasaları Protestoları Sürüyor

Hindistan’daki meseleyi, artık işlevini yitirmiş bir tarım sisteminin kaldırılması olarak görmemek gerekiyor. “Neo-liberalizmi konuşmayan tarım yasası konusunda da konuşmasın” cümlesinin anlamını üzerinde düşünmek daha elzem duruyor

Koronavirüs salgının oldukça sert bir şekilde vurduğu Hindistan bir süredir ülke gündemine oturan çiftçi protestoları ile sarsılmaya devam ediyor. Öyle ki yüzbinlerce öfkeli çiftçi geçtiğimiz yılın Kasım ayında Delhi’ye yakın Pencap ve Haryana eyaletlerinden traktörlerine ve kamyonlarına binerek New Delhi yakınlarına geldiler ve burada beklemeye başladılar. New Delhi çeperinde kurdukları çadır kentlerde çiftçilerin nöbeti devam ediyor ve eğer yeni tarım yasaları rafa kaldırılmazsa başkente girme tehdidiyle protestolarını sürdürüyorlar. Protesto gösterilerine katılan çiftçilerin büyük bir çoğunluğu Sih inancına sahip olan azınlıklardan oluşmakta ve önemli oranda Pencap ve Haryana eyaletlerinden gelmekteler. Ülkenin diğer bölgelerindeki çiftçilerin de bulundukları yerlerde çeşitli mitingler düzenledikleri göze çarpmakta. Çiftçiler, cumhuriyet kutlamalarının olduğu 26 Ocak’ta ise Modi Hükümetine karşı traktörleriyle bir gösteri dahi düzenlediler. Bu gösterilerin bir bölümünde eylemciler ünlü Red Fort anıtı önünde polisle çatıştı ve bu çatışmalarda çok sayıda kişi yaralandı. Bunun ardından polis eylemcilerin kamp kurduğu alanı çevreleyen barikatları daha fazla güçlendirmekle kalmayarak elektriği, suyu ve interneti kesti. İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in ve dünyaca ünlü pop şarkıcısı Rihanna’nın da destek verdiği eylemlere Modi’nin tepkisi oldukça büyük oldu. Dahası Hindu milliyetçisi çevreler Rihanna ve Thunberg’in posterlerini ve kuklalarına yakma eyleminde bulundular. Tüm bu yaşananlar geçtiğimiz yılın son aylarından itibaren yaşananların oldukça kısa bir özeti niteliğinde. Peki, Hindistan’da özellikle 2021 yılı başından itibaren yükselişe geçen çiftçi protestolarını nasıl anlamlandırmak gerekiyor? Protestocular neye karşı çıkmakta? 2019 yılındaki seçimlerden güçlenerek çıkan Başbakan Narendra Modi iktidarının Hint çiftçileri bu kadar öfkelendiren tarım reformu konusunda bu kadar ısrarcı olmasının arkasında ne var? Bu yazı tam da bu sorular etrafında dolanarak son yıllardaki en büyük protesto gösterilerinden birini genel hatlarıyla açıklamaya çalışacak.

Öncelikle şunu belirtmek gerekmektedir ki, protestocu çiftçilerin şikâyetleri Başbakan Narendra Modi’nin Hindistan tarımını reforme etmek için üç adet kanun tasarısını alelacele meclisten geçirme girişiminde bulunduğu 2020 yılının Eylül ayına kadar gitmekte. Bu yasaların temelde çiftçilere kendi ürettikleri ürünler üzerinde daha fazla söz hakkına sahip olma hakkı vereceği iddiası söz konusu. Hükümete göre çiftçiliği sözleşmeli hale getirmek ve özel şirketlere devlet denetimli piyasanın dışında kalacak şekilde çiftçilerin ürünlerini doğrudan satın alma iznini vermek hem üreticileri özgürleştirecek hem de daha fazla özel yatırımı teşvik edecek. Ancak bu iddiaya çiftçiler şüpheyle yaklaşıyorlar. Bu noktadaki başlıca itirazları ise yeni tarım yasalarının onları özel şirketler ve kurumsal çıkarlar karşısında savunmasız bırakacağı. Hâl böyleyken çiftçiler ne talep ediyorlar? Öncelikle protestocular Narendra Modi’nin tarım sektöründe devletin rolünü azaltacağını ve özel yatırımcılara daha geniş bir manevra alanı sağlayacağını düşündükleri yeni tarım yasalarının iptal edilmesini istiyorlar. Hükümet ise yeni tarım yasalarının büyümeye önemli bir katkı sağlayarak çiftçilerin ve özel yatırımların önünü açacağı iddiasında ısrarlı. Buna karşın çiftçiler hâlihazırda etkisiz olarak nitelendirdikleri mevcut devlet korumasının kaldırılmasının onları açgözlü şirketlerin merhametine bırakacağını tedirginliği içerisinde. Dahası yeni düzenlemelerin en büyük yararlanıcısının kendileri olmayacağını düşünerek, işin içinde Modi’ye yakın olan çok uluslu firmalarının parmağı olduğuna işaret etmekteler. Ayrıca küçük ya da büyük ölçekli fark etmeksizin, yeni alıcıların en temel koruma mekanizmalarını bile yok ederek pazarları gereksiz kılacağını düşünüyorlar.

Peki, çiftçilerin bu ısrarının arkasında tam olarak ne(ler) var? Hindistan’da elli yıldan fazladır çiftçiler ürettikleri ürünleri doğrudan alıcılara satmak yerine daha önceden belirlenmiş toptancı pazarlarına (mandis) satmaktaydılar. Bu da onları tabiri caizse oyunun “büyük aktörleri” karşısında korumaktaydı. Mevcut sistem yaygın bir kıtlık durumunun yaşandığı yaklaşık altmış yıl kadar öncesine dayanmakta. Başta planlandığı üzere eyalet komiteleri tarafından yönetilen pazarlar dolayımıyla belirli fiyatlardan buğday ve pirinç alarak çiftçileri destekleme politikası gıda arzını dengede tutma noktasında oldukça yararlı olmuştu. Bazı ürünler için asgari fiyat garantisi sunan hükümet desteği 1960’lı yıllarda baş gösteren açlık krizi sırasında gerçekten de Hindistan’ın nefes almasını sağlamıştı.  Ancak bu politikanın günümüzdeki bazı olumsuz sonuçlarının bir tarım reformunun zamanının geldiğine dair inancın çıkış noktasını oluşturduğunu söylemek gerekmekte. Buna göre, izlenen bu politika bugün aşırı üretimle sonuçlanmış durumda. Bu da milyonlarca ton tahılın depolarda olması anlamına geliyor. Tarımdaki bu yoğun üretimin beraberinde yeraltı sularında azalmayı ve kirliliği getirdiği de çokça dillendirilmekte. Meseleye bu açılardan bakıldığında bir tarım reformunun gerekliliği açık gibi durmakta. Ancak iktidar partisi konumunda olan BJP’nin (Bharatiya Janata Party) bu konuda attığı “cesur” adımların çiftçiler nezdinde kabul gördüğünü söylemekse oldukça güç. Buna karşın Hindistan ekonomisinin neo-liberalizme tesliminin temsilciliğini üstlenen Modi yönetimi bu durumun artık sürdürülemez olduğu kanaatinde.

İktidardaki BJP’nin liderleri yeni tarım yasalarının 2016 yılında Başbakan Narendra Modi’nin sözünü verdiği üzere çiftçilerin gelirlerini ikiye katlayacağını belirtiyorlar. Dünya Bankası’nın verilerine göre Hindistan’daki işgücünün %40’tan fazlası tarım sektörüne bağlı. Her ne kadar 2020 yılı için elimizde resmi veriler bulunmasa da kırsal gelirin önemli bir parçası olan tarımsal ücretlere ilişkin 2014 yılı ile 2019 yılı arasındaki veriler ücretlerdeki artış oranın düşüş seyri içinde olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte yine Dünya Bankası verilerine dayanarak Hindistan’da son birkaç yılda enflasyonun giderek arttığını da görmek mümkün. Nitekim 2019 yılı itibariyle tüketici fiyat enflasyonu son birkaç yıl içerisinde %2.5 seviyesinden %7.7’ye doğru bir artış gösterdi. Buna bağlı olarak da ücret gelirlerinde erimeler meydana geldi. Her ne kadar çiftçilere doğrudan finansal destek vermeye dönük federal ve eyaletler düzeyinde birtakım girişimler meydana gelse de yıllar içerisinde çiftçiler borç batağına sürüklendiler. Bu da beraberinde çiftçilerin borç bulabilmek adına tefecilere yönelmesini, borçlarını ödeyememesini ve ardından intiharlarını getirdi. Haliyle Hint çiftçisinin içinde bulunduğu bu durum, zaten oldukça hassas olan böylesi bir meselede atılacak olan herhangi bir adımı oldukça eleştirel hale getirebildi. Hindistan’da tarım sektörü protestoların ulaştığı boyuttan da anlaşılabileceği üzere oldukça kritik bir öneme sahip. Her ne kadar tarım sektörü ülkenin ekonomik çıktısının yaklaşık olarak %15’ine tekabül ediyor olsa da 1.3 milyarlık Hindistan nüfusunun yaklaşık %60’lık bir kısmı geçimini tarım yoluyla sağlamakta. Neredeyse tüm yerküreyi etkisi altına alan pandeminin etkisinin artmasıyla tarım sektörüne yönelimin ciddi boyutlara ulaşmış olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Nitekim salgın dolayısıyla milyonlarca kişi köylere göç etmiş durumda. Bunların üstüne bir de yıllardır borç yükü altında ezilen Hint çiftçilerin intiharları eklendiğinde durumun çok daha vahim bir hâl aldığı söylenilebilir.

Sonuç olarak çiftçiler yasaların savunucularının iddia ettiklerinin aksine, bu avantajlardan yararlanacakları noktasında hemfikir değiller. Bu nedenle sabanlarını atarak traktörlerini Delhi yakınlarına sürdüler. Geçtiğimiz Ocak ayında ise Hindistan Hükümeti yasaların uygulanmasını 18 ay süreyle askıya almayı teklif etmesine rağmen çiftçiler yasaların tümüyle iptal edilmesi taleplerini dile getirdiler. Hindistan’daki çiftçi protestoları geçtiğimiz haftalarda protestocuların tren raylarının üzerinde gerçekleştirdiği oturma eylemi nedeniyle de başka bir boyuta geçmiş durumda.  Binlerce çiftçi Birleşik Çiftçi Cephesi’nin örgütlediği oturma eylemine katılarak yeni tarım yasalarını protesto etmeye devam ettiler. Tüm bu eylemler nedeniyle birçok tren seferi de aksamış bulunuyor. Bir başka dikkat çekici eylemi de BJP yetkililerinin köylere girmesinin engellenme çabasında görmek mümkün. Shamli bölgesinde BJP’yi boykot etme çağrısıyla dikilen tabelaların ardından, BJP yetkililerinin köylere girişlerinin engellendiğini belirten benzer nitelikteki tabelalar Shambal köyünde de ortaya çıkmış vaziyette. Geçtiğimiz günlerde Hint polisi bu tabelaları yerlerinden söktüler. Polisin bu müdahalesi Birleşik Hindistan Çiftçileri (BKU) tarafından öfkeyle karşılandı. Birliğin başında bulunan Sanjiv Gandhi eylemlerinin kimseye zarar vermediğinin altını önemle çizmekte. Çiftçilerin BJP yetkililerinin köylerine girememeleri için gerçekleştirdiği bu eylemler ileriki günlerde de protestoların aynı enerjiyle devam edebileceğinin bir göstergesi niteliğinde.

Modi’nin bu protestoları ne şekilde karşılayacağını şimdiden kestirmek oldukça güç. Hele de söz konusu işgücünün neredeyse yarısına yakınının tarım sektöründe çalıştığı Hindistan gibi bir ülkeyse. Protestoların nereye varacağı, mandi sisteminin korunup korunmayacağı henüz bilinmese de geçmişteki birtakım örnekler yasaların yürürlüğe girmesinin söylendiği gibi Hint çiftçisine mutlak yarar sağlayıp sağlamayacağı konusunda bazı ipuçları vermekte. Nitekim önceki yıllarda mevcut sistemi ortadan kaldıran bazı eyaletlerde işlerin hiç de istenildiği gibi gitmediği bir gerçek. Öyle ki asgari fiyat garantisinden yoksun bırakıldıkları bir durumda çiftçiler ürünlerini çok daha aşağı fiyatlara özel girişimcilere satmak zorunda kalmışlardı. Buna rağmen Modi yönetiminin meseleyi ele alış tarzı geçmişteki benzer tartışmalı konulardaki pratikleriyle uyum içerisinde: müzakereden kaçınma. Öyle ki Modi yönetimi protestocuların büyük bir kısmının Sih ayrılıkçıları olduğunu iddia etmekte. Daha da ileri giderek Modi, protestoların uluslararası bir komplonun parçası olduğunun altını çizmekte. Yani mevcut problemin yine benzer şekilde “güvenlikçi” bir yaklaşımla ele alındığını söylemek mümkün. Çok sayıda hesabın “hükümete karşı bir ayaklanma” çıkarttığı gerekçesi ile Twitter’dan kapatılmasının talep edilmesi de bunu doğrular nitelikte. Meselenin daha problemli olan yanı ise iktidarın bu türden bir protestoya geçmişte olduğu gibi komplo teorileri üreterek yanıt vermesi noktasında ortaya çıkıyor. Modi’nin bu noktada kendi seçmen tabanını kaybetme riski ile karşı karşıya kaldığını da tüm bunlara eklemek gerek. Nitekim 2019 yılındaki seçim zaferinin ardında Hint çiftçilerden oluşan büyük bir seçmen kitlesinin vardı. Ancak bu kitleler uygulanmak istenen tarım politikaları nedeniyle Modi’ye karşı öfkeliler. Bu, BJP gibi Hindu milliyetçiliği üzerinden toplumu mobilize etmek isteyen otoriter sağ popülist bir parti için oldukça endişe verici. Modi’nin nasıl bir uzlaşma yeteneğine sahip olduğunu öğrenmek açısından çiftçi protestolarının önemi bu nedenle daha da ağırlık kazanmakta.

2014 yılında iktidara geldiğinde Narendra Modi’nin “Hindu milliyetçisi” ajandasının dışındaki en önemli gündemlerinden biri ekonomik gelişmeydi. Bu, onun “neo-liberal Hindistan” vizyonuyla oldukça uyumluluk gösteriyordu. Ancak kulağa oldukça tanıdık gelen bir melodi Hindistan’da da çaldı. Bu, neo-liberal politikaların sonuçları olan eşitsizliğin ve yoksullaşmanın beraberinde getirdiği öfkeyi otoriter popülist bir siyaset tarzıyla bastırma girişimiydi. Bugün Hindu milliyetçiliğinin kutsal öğretisi olarak da adlandırabileceğimiz “Hindutva” ideolojisi tüm bu eşitsizlik ve yoksulluğun beraberinde getirdiği öfkeyi başka bir yöne -azınlıklara-  kanalize etme görevini de üstlenmiş durumda. Ancak işlerin sorunsuz yürüdüğü iddia etmek oldukça güç. Meseleyi sadece artık işlevini büyük oranda yitirmiş bir tarım sisteminin kaldırılması olarak görmemek gerekiyor. Bu nedenle “neo-liberalizmi konuşmayan tarım yasası konusunda da konuşmasın” cümlesinin anlamını üzerinde düşünmek daha elzem duruyor.

Bu Yazının Hazırlanmasında Yararlanılan Kaynaklar

Shruti Menon, “India farmer protests: How rural incomes have struggled to keep up”, (Erişim Tarihi: 21.02.2021), https://www.bbc.com/news/world-asia-india-55413499

“Indian farmers’ protests highlight Modi’s flaws”, (Erişim Tarihi: 23.02.2021), https://www.ft.com/content/9babd8e4-43b1-4d2f-b9de-ad97e7c745fc

“Why are Indian farmers protesting?”, (Erişim Tarihi: 20.02.2021), https://www.economist.com/the-economist-explains/2021/02/05/why-are-indian-farmers-protesting

Maria Khan, “More Signboards Calling for ‘BJP Boycott’ come up in UP Villages”, (Erişim Tarihi: 23.02.2021), https://timesofindia.indiatimes.com/city/bareilly/more-signboards-posters-with-bjp-entry-restricted-written-on-them-come-up-in-sambhal-villages/articleshow/81158561.cms

Bir Cevap Yazın

Araştırma Görevlisi
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...