Pazar, Ekim 17, 2021
spot_img

İnsanlığımızı Unutturuyorlar

O halde insan nedir, insan kimdir…? Evrim sürecinde başka bir yola girerek bugüne gelen (diğer canlılardan ayrılan) insan bu durumuyla başkaldıran bir canlıdır…

alışıldık, çok yinelenen cümlelerden kaçınmak istesem de bazı durumlarda gerekli oluyor; gerekliliğin biri bildiğimiz ve bu yüzden de göz ardı ettiğimiz ve bunun ayırdına varmadığımız şeyleri anımsatma isteğinden, biri de bunca çürüme ve rezillik karşısındaki dağınıklığımız ve hep başa sarmamız yüzenden kaynaklanıyor… madem sürekli olarak ve inatla başa sarıyoruz, o halde dilimizi de, sözümüzü de başa sarmak gerektiğini düşünüyorum.

daha ilkokulda ‘insan’ nedir sorusunun yanıtını, yanıtlarını öğretmişlerdi… sonrasında okuduğumuz kitaplarda, dinlediğimiz insanlarda ve öğrendiklerimiz sonucu yaptığımız çıkarımlarda kendi yanıtlarımızı da yarattık (en azından bir kısmımız)… canlıları öğrenirken bize ilk söylenen ‘canlılar 3’e ayrılır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler’ olmuştu. yani insan ayrı, ayrıcalıklı bir yerdeydi… sonra insanın da hayvanlara dahil olduğunu, olaylar arasında bağ kurabilme, çıkarımlar yapabilme özelliğiyle öne çıktığını (diğer hayvanlardan farklı olarak evrimleştiğini) söylediler… insan yine ayrı ve ayrıcalıklı…

bilinç, duygulanım, içinde yaşadığı çevreyi değiştirme (onarma, bozma, yaratma, yıkma vb) gücüyle baktığımda insan diğer canlılardan farklı görmekle birlikte her zaman doğanın, içinde yaşadığı çevrenin bir parçası olarak gördüm insanı (belki de bilincimin beni getirdiği yer)… yapabileceklerim açısından bakınca bir hayvandan, bir bitkiden güçlü, yetenekli olduğumu sanıyor olsam da bunun da bir yanılsama olabileceğini düşündüğüm zamanlar oldu… fakat hiçbir koşulda insanın insandan üstün, ayrıcalıklı bir konumda olmadığını, olamayacağını, olmaması gerektiğini savundum, savunacağım… ideolojik olarak da yaşadığım ülkedeki ve dünyadaki insanlar (vd. canlılar) arasındaki tüm üstünlüklerden, hatta fazlalıklardan arındırılması gerektiğini savunuyorum…

geçenlerde BirGün Gazetesi’nde konut fiyatları ve kiralardaki aşırı yükselmeyle ilgili bir haberde kirasını ödeyemeyen, kiralık ev bulamadığı için sokaklarda yaşayan insanlarla yapılan söyleşilerden kısa notlar vardı…

örneğin yaşı 70’e varmış bir yurttaş (insan) “kirayı, her şeyi düşünüyorum zoruma gidiyor. gece uykum gelmez. kendi kendime utanıyorum…” diyor.

78 yaşındaki bir başka yurttaş maske satarak geçinmeye çalıştığını, ahşap, derme çatma bir evde 500 tl.’ye kirada oturduğunu ve 13 aydır kirayı ödeyemediğini anlatıp “insanlar eski dolaplarını atıyorlar, ara sıra tahta falan buluyorum, onları yakarak ısınıyorum.” diyor.

16 yıldır sokakta yaşayan 64 yaşındaki bir başka yurttaş ise “memleket batmış durumda. her şey ateş pahası, yemek yesen 50-60 lira. güzel bir işim, evim olsun isterdim. olmadı…” diyor.

25.1.2021 tarihli yazımın başlığı “bir canımız var o da başımıza bela oldu” 68 yaşındaki bir yurttaşın sözüydü. …” ben 68 yaşındayım. yapamadığım o kadar çok şey var ki; bazen oturup düşündüğümde hep pişmanlık. yahu bir canımız var, o da başımıza bela olmuş…” diyordu…

o zaman başa dönüp yeniden düşünüp soralım; insan nedir? insan kimdir? insanı insan eyleyen nelerdir…? daha önceki bir yazımda değinmiştim; yurdum insanının %54’ü düş (hayal) kurmuyormuş… peki düş kurmayan insan ne kadar insandır? (insanlığını gerçekleştirebilme anlamında soruyorum bunu- daha sonraki yazacaklarım da bu kapsamdadır) hiç tiyatroya, sinemaya gitmemiş, bu coğrafyanın dünyaca ünlü tarihi ve doğal güzelliklerine sahip yerlerini görmemiş insan ne kadar insandır…?

insan bir gerçekleşme durumudur aynı zamanda… evrimleşme sürecinde diğer canlılardan farklılaşarak bugünkü noktaya gelmesi bir gerçekleşmedir; insanlaşma yolculuğu da diyebiliriz. tamamlanmamış bir yolculuk… bu aşamaya gelinceye kadar yürüdüğümüz yolda “adalet”, “barış”, “dayanışma”, “özgürlük”, “paylaşım”, “eşitlik”, “haklar”, “demokrasi”, “sevgi”, “sevda” ‘aşk), “kardeşlik” gibi yüzlerce değeri de yarattığımızı düşününce (bunlara bilim, sanat, spor vb. de ekleyin) insan henüz kendisini tamamlayamamış bir canlıdır… çünkü “savaş”, “sömürü”, “ayrımcılık”, “düşmanlık”, “faşizm”, “nefret” (kindarlık), “sahiplenme” gibi kavramlar ve değer-sizlik-ler de insana özgüdür ve günümüz açısından baskındır…

daha fazlası sosyologların, psikologların, halk bilimcilerin, tarihçilerin ve felsefecilerin alanına giriyor, o yüzden sınırları zorlamak istemem. fakat soru açık sanırım; ömrü boyunca belki ölümüne günler kalıncaya dek insanın çalışmak zorunda kalması, hem haklar hem de temel içgüdü açısından önemi tartışılmaz olan barınmanın ve beslenmenin en büyük sorun durumuna getirilmesi insani midir…? siyasi iktidarların bu sorunları çözmeyişi sömürünün devamı için olduğu kadar bizi ömür boyu endişe, sıkıntı ve kaygıya iterek etkisiz kılmak, insani diğer şeyleri düşünemez duruma getirip egemenlere (kendilerine) bağımlı ve muhtaç kılmak için olamaz mı?

gelir dağılımında adaletin sağlanması, kamu kaynaklarına ve alanlarına ulaşımın önünün açılması, herkesin ayrımsız olarak barınma, beslenme, sağlık, eğitim gereksinimlerinin güvence altına alınması gerçekleştirilmiş olsa insanın kendisine zaman ayırması da sağlanmış olacaktır. o zaman sanata, spora, kültüre, tatile, kendini geliştirmeye, hatta tembelliğe zaman bulmuş olacak insan/ insanlık… yarının barınma, beslenme düşüncesi, kaygısı ortadan kalktığında insan yaşama ilişkin başka şeyleri düşünmeye fırsat bulacak, hatta cesaret edebilecektir… çünkü insan olmaktan, yeryüzüne doğmuş olmaktan kaynaklı hakları kendisini tehdit etmek için kullanılamayacaktır her şeyden önce… içine itildiği eziklikten ve korkulardan arınarak kendini gerçekleştirme ve tamamlama yönünde de düşünebilecek, deyim yerindeyse biçimsel insanlıktan kurtulup düşünsel ve duygusal insana dönebilecektir…

anlatmaya çalıştıklarım iyi insan, kötü insan, çalışkan insan, tembel insan sorunu değil… insanı şu anki durumuna iten sistemi sorgulamak sorundayız; yani kapitalizmi… canlı yayınlarla ölümleri izletip bir gün sonra unutturan, var olan eşitsizlikleri yazgı (kader) olarak belleten, varsıllığı da yoksulluğu da bireye (kişiye) bağlayarak daha fazlasını düşünmemize engel olmaya çalışan ve bunun kültürel, askeri, toplumsal vd. araçlarını yaratan kapitalizmi ve uluslararası sermayeyi birlikte düşünmeliyiz…

70-80 yaşına gelmiş insanların hala daha barınma sorunu yaşamaları, açlık derdiyle kıvanmaları olağan mıdır…? ya da ülkemizde yaklaşık 2 milyon kişinin, tüm dünyada ise yaklaşık 500 milyon kişinin dünyada yaratılmış tüm servetin %80’den fazlasına sahip olmaları, 1 milyara yakın insanın mutlak açlıkla boğuşması olağan mıdır…? daha günce olaylardan sorayım; sendikal örgütlenmeyi tamamlamış ve toplu sözleşme için çağrı yapmış sendika üyelerini işten atan, bu eylemiyle de yasal olarak suç işleyen patronlara ses çıkarmayan, soruşturma bile açmayan iktidarların haklarını korumaya çalışan işçilerin karşılarına kolluk güçlerini yığmaları doğal mıdır? ya da bilimsel olarak doğruluğu ortaya konmuş işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayıp binlerce insanın ölümüne neden olan patronlara ses çıkarmayan iktidarların “artık ölmek istemiyoruz” diyen işçilerin ve mağdur ailelerin karşısına kolluk güçlerini, dini tarikatları çıkarması yazgı (kader) mıdır? {İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi (İSİG)’nin verilerine göre 2013’ten bu yana iş cinayetlerinde 16.407 kişi ölmüş; savaş bilançosu gibi değil mi…?}

o halde insan nedir, insan kimdir…? evrim sürecinde başka bir yola girerek bugüne gelen (diğer canlılardan ayrılan) insan bu durumuyla başkaldıran bir canlıdır… doğaya, doğal sürece başkaldırı olarak da görebileceğimiz insanlaşma yolculuğunu tamamlamak için insanın insanı sömürüsüne de başkaldırmak gerekiyor… kimliğine, görevine, inancına, ilişkilerine bakmaksızın her koşulda, her yerde, herkes için her türlü sömürüye başkaldırmak, en azından göz yumup ortak olmamak insan olmaya doğru atabileceğimiz ilk adımdır…

insanlık insana özgü, insanla ilgili on binlerce yıllık bir geçmişi de ifade etmektedir… bu yüzden yalnızca yaratılmış iyi, olumlu değerlere değil bu değerlerin tarihsel sürecindeki kavgalara, emeğe de sahip çıkarak insanlığımızı unutturmaya çalışan bu düzene ve sahiplerine karşı omuz omuza vererek karşı durmalıyız… bugünden yarına insanlaşma yolculuğundaki bizim yerimiz, payımız ve katkımız bu karşı çıkışla olmalıdır…

 

Bir Cevap Yazın

Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
301TakipçilerTakip Et
Bir önceki yazımda sosyoloji bölümlerinin tercih edilirliğindeki dramatik düşüşün başlıca nedenlerinin YÖK’ün popülist politikaları, öğrencilerin lisede sosyoloji dersi almadıkları için bu disiplin hakkında bilgilerinin...
özelleştirme, ihaleler, kamu harcamaları, sosyal haklar, özgürlükler gibi konularda söz söylerken, görüş açıklarken basit bir ölçü kullanıyorum… her ne kadar özel mülkiyete karşı olsam...
Geçtiğimiz hafta yayınlanmaya başlayan Pandora Belgelerinde ülkemizden de onlarca varsılın adının geçtiği offshore hesapları iktidarların ve sermayenin iki yüzlülüğünü ve emek düşmanlığını ortaya koyması...
Günel Cantak’ın hazırlayıp sunduğu belgeselde (19 Eylül 2021) “HDP’nin parlamentoda olması çok önemli… Nedeni şu, siyaset kurumunun 35-40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var....

YAZARIN DİĞER YAZILARI