Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

İyi Parti Üzerine

İyi Parti’yi halen politik-masada tutan şey, mevcut konjonktürde Millet İttifakı içinde oynadığı kritik roldür

7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arası ileride, Türkiye’nin temel kriz noktalarından birisi olarak anılacak. Tıpkı 1950 seçimleri gibi, tıpkı 12 Eylül gibi…

“Kriz”i burada “kalp krizindeki” gibi bir anlamda kullanmıyorum. Yaşadığı sorunlara mevcut kurumları/aktörleri/süreçleri/metotları içerisinden, kendi mevcut dinamikleri içerisinden çözüm üretmekte aciz kalan bir (siyasal-ekonomik) sistemin, sorunlarına, mevcudun dışında ya da onun yanındaki bir takım yeni kurumlar, yeni metotlar, yeni aktörler, dinamikler yardımıyla çözümler aramaya başladığı bir “kerte” olarak tanımlamak istiyorum. Nitekim bu sürece “kriz” kavramıyla yaklaştığımızda, 2015’ten bu yana yaşadıklarımızın, (Barış Süreci’nin yerle bir edilmesinden, Cumhur-Millet ittifaklarının ortaya çıkışına, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişe, FETÖ Darbesine (girişimine) gittikçe artan otoriteryenizme, HDP’nin kapatılmasına, kayyumlara… hepsinin) iktidar bloğunun, karşı karşıya kaldığı sorunlara dair birer refleksi; bu sorunlarla halleşebilmek(!) ortaya çıkardığı yeni kurumları, metotları, dinamikleri olarak da okunabileceğini görmekte zorlanmayız.

24 Ocak-12 Eylül 1980 Krizi de Türkiye’nin, dünya ile eş dönemli olarak yaşadığı küresel “krize” karşı ürettiği yepyeni süreçler, yepyeni fikirler, kurumlar, aktörler vb. ile beraber gelmedi mi? Nitekim aynı şeyleri İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya, ABD hegemonyasının inşası, Türkiye’de çok partili siyasal yaşama geçiş ve DP iktidarı üzerinden de anlatmak zor olmazdı. Lafı dağıtmayayım, 7 Haziran-1 Kasım 2015 bir krizdir, kriz toplumların kendilerini, sorunlara mevcut fasit daireleri dışında mekanizmalarla çözüm üretmek zorunda hissettikleri toplumsal ve siyasal “dönüm noktalarıdır”. Bu çerçevede 25 Ekim 2017’de kurulan İyi Parti’yi de bu “yeni” kurumlardan biri, o süreçteki kırılmalardan ortaya çıkan partilerden biri olarak değerlendirebiliriz.

İyi Parti’nin koordinatlarını belirlemek için onun 2015 kriziyle rabıtasını vurgulamak yetmez; onu, içinden bölünüp geldiği nasyonalist sağ, geleneğini sahiplenmek istediği merkez sağ ve bugün kendini konumlandırdığı Millet İttifakı içinde de tanımlamamız gerekiyor.

İyi Parti, 2015 Haziran-Kasım’ı sürecinde MHP’de, Devlet Bahçeli’nin izlediği politikalara ve seçimlerdeki başarısızlıklarına dair eleştiriler üzerine kurulmuştu; daha doğrusu kurulmak zorunda kalmıştı. Meral Akşener’in başını çektiği parti içi muhalefet, kongre için gerekli imzayı toplamış, önce tüzük kongresinde gerekli idari (tüzük) değişiklikleri yaparak genel başkan değişikliğinin yolunu açma, daha sonra da Devlet Bahçeli’yi koltuğundan indirme planlarını devreye sokmuştu. Ancak ne olduysa oldu, kongreler toplanamadı, mahkemeler devreye girdi. Devlet Bahçeli bir şekilde koltuğunu sağlama alınca da tasfiye süreci başladı ve partiden ayrılanlar İyi Parti’yi kurdular. Böylece İyi Parti, nasyonalist sağdaki ikinci örgütsel bölünme oldu. Birinci bölünme 29 Ocak 1993 tarihinde Muhsin Yazıcıoğlu liderliğinde Büyük Birlik Partisi’nin MHP’den kopuşuydu. MHP-BBP arasındaki 1993 kopuşu ile MHP-İyi Parti 2015 kopuşlarının benzer noktaları olduğu gibi farklı noktaları da var. MHP-BBP kopuşu MHP içinde Alparslan Türkeş’in 12 Eylül karşısındaki tutumuna yönelik eleştirilerden besleniyordu. MHP-İyi Parti kopuşu da Devlet Bahçeli’nin izlediği siyasete karşı eleştirilerden beslendi. İlk bölünme de Türkiye’nin bir kriz dönemiyle (12 Eylül) ilişkiliydi, ikinci bölünme de bir kriz ile (2015) ilişkili. Elbette her iki bölünme ile ilgili birçok farklılıktan da bahsedebiliriz; ancak en önemli farklılık şudur ki, BBP ve Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman merkez sağ geleneği kendi etrafında toparlamak, bir merkez sağ partisi, bir sağdaki “catch all party” olmak amacı gütmedi. Bir lider/misyon partisi olarak kaldı ve Genel Başkanı’nın ölümünden sonra da siyaseten sıfır noktasına doğru küçüldü. Meral Akşener ise henüz kurulduğu günlerde merkez sağ geleneğe göz dikti. Tıpkı İslamcı-Muhafazakâr gelenekten kopup gelmekle birlikte kurulduğu dakika “Milli Görüş gömleğini çıkarttığını” söyleyen ve gerçekten de sağı kendi etrafında toplayan (hatta kendi içinde eriten) AKP gibi, Meral Akşener de kurulduğu gün “Ülkücü postundan çıktığını” söyledi. Ama Ülkücü postuna bürünmekten vazgeçen Akşener’in -Erdoğan gibi- giyeceği yeni siyasal esvapları, eski “kurt postunun” yerine bürüneceği bir “kuzu postu” da yoktu; ya da olanlar Akşener’in bedenine büyük geldi. Çünkü merkez sağa oturmak, şimdi Babacan’ın yapmaya çalıştığı gibi, uluslararası (bunu kapitalizmin merkez ülkeleri diye de okumak mümkündür) çevrelerle entegre olmayı, onları Türkiye’nin yapısal uyumunu gerçekleştirecek parti olduğuna inandırabilmeyi de gerektiriyordu ama Akşener’in ne böyle bir ekibi (Erdoğan’ın böyle bir ekibi vardı) ne de bunu gerçekleştirebileceği kendi bağlantıları ve/ya entelektüel kalibresi (Çiller’in vardı) mevcuttu. Bir kadın-akademisyen-politikacı olsa da siyasal dilini ne feminen bir vokabülerle ne de Babacan ya da Davutoğlu’nun yapmaya gayret ettikleri türden “akademik”, “teknik” bir bakış açısıyla doldurabildi.

İyi Parti’yi halen politik-masada tutan şey, mevcut konjonktürde Millet İttifakı içinde oynadığı kritik roldür. Daha önce de birçok kere yazdığım gibi Cumhur İttifakı’nın en zayıf noktası AKP-MHP’nin aynadaki ikizlerini (Saadet Partisi-İyi Parti) Millet İttifakı’nda bırakmak zorunda kalmalarıydı. Mevcut iktidar blokunun siyasi olarak en zorlandığı hususların başında, ülkenin içinde bulunduğu siyasî, ekonomik, diplomatik… krizlerin hiçbiri yokmuş gibi davranıp, bir “Vatan Cephesi” ruhu, bir “Milliyetçi Cephe” ruhu yaratamamış olması gelmektedir. AKP, MHP’yi (ve BBP, Vatan Partisi gibi küçük sağ ve sol partileri) de yanına alıp bir yeni Milliyetçi Cephe kurmaya yönelerek konjonktürü lehine çevirmeye ve azalan oylarını toparlamaya çalıştıysa da bunda tam anlamıyla başarılı olamadı. Cumhur İttifakı kurulurken AKP-MHP, kendi aynadaki akislerini (Saadet-İYİ Parti) Millet İttifakı içinde bıraktılar. Bu da AKP için Cumhur İttifakı’nın Türk sağı için muteber ve kapsayıcı bir “biz”e (yani bir yeni Vatan Cephesi, bir yeni Milliyetçi Cephe kurgusuna) dönüştürebilmesini engelledi. Cumhur İttifakı arkasında Türk-İslâm sentezi ve Aydınlar Ocağı gibi entelektüel bir motoru da olan bir “biz” ruhu olamadı. O yüzdendir ki Cumhur İttifakı, hâlâ, öteki  (komünist/bölücü, münker) ile mücadele ederek (nehyi anil münker) doğru yolu (AKP iktidarı/emr bil maruf) gösterecek bir yeni Vatan Cephesi ya da bir yeni Milliyetçi Cephe, bir “Biz İttifakı” olamadı; bir seçim ittifakının adı olarak kalakaldı.

Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, İyi Parti’yi politik masadaki önemli bir aktör haline getiren temel faktör de budur: Cumhur İttifakı için İyi Parti bir an önce yuvasına, olması gereken yere, kendi habitatına dönmesi gereken bir parti, Millet İttifakı (ki bunun içine dışarıdan/de facto ortak HDP’yi de katmak gerekiyor) için İyi Parti (Saadet Partisi ile birlikte) sırf varlığı/varlıkları bile Cumhur İttifakı’nın bir Milliyetçi Cephe olmasını engelleyen, Cumhur İttifakı’nın %50’nin altında kalmasını sağlayan bir parti.

Meral Akşener de bu kilit rolünün farkında. Artan kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerine, bu konuda artan kamuoyu hassasiyetine, kadın hareketinin AKP iktidarına karşı tavizsiz ve göz dolduran muhalefetine rağmen, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının, yaklaşan genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kadın aday olarak Akşener’in ismini ister istemez ön plana taşıdığı da bir gerçek. Meral Hanım’ın farkında olduğu ve geçtiğimiz yerel seçimlerde CHP’ye karşı verdiği tavizlere karşı böyle bir alternatifi masaya yatırma ihtimalinin de yüksek olduğunu tahmin etmek de zor değil.

Burada ifade ettiğim tüm görüşlerin çok daha fazla tartışılması, daha detaylı olarak ele alınması gerektiğinin farkındayım. Belki de bu yazıyı, ileride yazılacak uzun soluklu bir (akademik) yazının bir özeti, tartışma notları şeklinde ele almak en iyisi. İnanıyorum ki, bu tartışmalar daha derinlikli bir analizin kapısını aralayabilmek için bana da yardımcı olacaklardır

Keyifli Pazarlar

Bir Cevap Yazın

PAZAR PAZAR

Akademisyen, Yazar
2,738BeğenenlerBeğen
2,781TakipçilerTakip Et
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Kamil Kartal idi. Kamil Bey ile NotaBene Yayınları'ndan çıkan Öyle Mi Alay Komutanı! Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI