Perşembe, Mayıs 26, 2022
spot_img

Öğünden Tasarruf Ömürden Zarar

AKP iktidarı kurduğu devlet düzeni nedeniyle insanlara eskiyi aratır bir ortam yarattı. fakat, eskiye dönmek, eskiden medet ummak yoksulluk koşullarında ikinci el eşyaya, pazar artığı gıdaya razı olmak anlamına geliyor… biz, birlikte yeninin nasıl olması gerektiğini, kimlerle kuracağımızı düşünmek zorundayız.

örgütsüz olduğumuz koşullarda baskı ve yoksulluk arttıkça her birimiz kendimizi korumaya çalışıyoruz. üstelik çoğumuzun korunma yöntemleri de kaçınılmaz olarak, belki tam da iktidarın ve sermayenin istediği biçimlerde oluyor ve ilginçtir, birbirine benziyor… örneğin sistemin izin verdiği alanlarda ve konularda olabildiğince keskin sözler söyleyip, bazen eyleme yönelirken sistemi ‘tehdit’ eden alanlarda kendimizi koruma alıyoruz. yoksulluğa karşı da tüketimlerimizden kısıyoruz ki son aylarda öğünlerimizden kısmaya başlarken yarın aç kalmamanın yollarını arıyoruz!

gerçekte çoğumuz aynı kaygılarla, aynı gelecek endişesiyle fakat, ayrı ayrı aynı davranışlar içine giriyoruz… sosyal medyanın da sağladığı olanaklarla edindiğimiz bilgiler, izlediğimiz haberler bu durumu daha görünür kılıyor… öğrenilmiş çaresizlik durumumuzu bilmeden, istemeden, ayrımına varmadan örgütlüyoruz. (sözünü ettiğim örgütlenmek bilinçli olarak, örgütlenmek amacıyla bir araya geliş değil.; bilmeden, ayrımına varmadan kitle olma halinden yığın olma haline geçiştir.)

yapılan alan çalışmalarında insanların bugünden yarına ‘sağ çıkabilmek’ için yemek öğünlerinden ‘tasarruf’ etmeye, giyim dahil bazı gereksinimlerini ikinci el kullanılmış ürünlerle karşılamaya başladıklarını gösteriyor. ülkemizde 2018 yılı ortalarından itibaren gördüğümüz çalışan/ halk yoksulluğunun yaygınlaşması dünyadaki gelişmeler ve Rusya Ukrayna arasındaki savaş ve ambargo nedeniyle daha da derinleşerek büyüyor… son aylarda en temel gıda ve tüketim mallarına ve hizmetlere yapılan zamlar, fiyatlara yansıtılmamış üretici fiyatları, tedarik zincirlerinde tüketiciler aleyhine gerçekleşen gelişmeler önümüzdeki aylarda ve yıllarda yoksullaşmanın çok daha geniş bir tabana yayılacağı, açlık sınırının altında yaşayanların da sayısının artacağını gösteriyor…

en önemli ve ülkemiz muhalefeti açısından üzücü/ acı olanı da büyük bir halk kesimi bu gidişatı görüyor almasına rağmen örgütlenemiyor oluşudur… yani ‘öğrenilmiş çaresizlik’ durumunda kıvranan milyonların çare üretebileceklerini, çarenin ellerinde/ ellerimizde olduğunu gösterecek bir adım atamayışıdır/ atamayışımızdır… sokakta ‘barınamıyoruz’, ‘geçinemiyoruz’ diyenlerin, başta ekonomik hakları için olmak üzere hakları için direnen emekçilerin eylemlerinin çok değerli ve yol gösterici olduğunu inkar etmiyorum… tersine bu eylemlerin ve hiç eyleme yönelmeyen milyonların neden bir araya getirilemediğini sorguluyor ve düşünüyorum…

gelecek kaygısı insanı çürüten bir kaygıdır; bir de örgütsüzlük eklendiğinde teslimiyete kadar varan savrulmaları besler ve büyütür… örneğin AKP ve MHP’ye oy veren yurttaşların önemli bir kısmının devletten çeşitli yardımlar aldığı, büyük çoğunluğunun sırf bunları yitirmemek için iktidarı desteklediğini düşünüyorum… yani ekmek elden su gölden, bedava yaşamak için değil… çünkü yaşamak bu değil… güvencesizliğin yarattığı psikolojik, sosyal, kültürel, siyasi kırılmaları, teslimiyeti aşabilmenin yollarından biri örgütlenmek; bunu hepimiz biliyoruz… ama nasıl, ne zaman, nereden ve kimlerle başlayacağız? çünkü (ne yazık ki) hepimiz kendi mutlak doğrularımız doğrultusunda örgütlenmek gerektiği ve birlikte (ortak) mücadele dediğimiz şeyin herkesin bize katılması anlamına geldiği de açık… (özellikle seçimlere yönelik olarak sosyalist, devrimci parti ve kurumların bir araya gelişi değerli olmakla birlikte sokak boyutu, sendikal alana yansıması vd. alanlara yansıma sağlanamadığı sürece eksik kalacağını belirtmeliyim.)

toplumun büyük çoğunluğunu olumsuz olarak etkileyen ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal gelişmeler sağlığımıza ve ömrümüze de zarar vermeye devam ediyor… daha önceki yazılarımda değindiğim canına kıyanların artması, ortalama ömür, emekli olduktan sonra çalışmak zorunda kalanların sayısının artması, ‘ekonomik suçlar’daki artış gibi çok sayıda gelişme yoksulluğun yalnızca soframızdan değil ömrümüzden de çalınması anlamına geldiğini ortaya koyuyor…

bu noktada Millet İttifakı’nın siyaseti seçime indirgeyen tutumu da sorgulanmak zorunda… demokrasiyi, siyaseti, muhalefeti seçime indirgeyen yaklaşım aynı zamanda iktidara bir meşruiyet alanı da açıyor… insanların canlarına kıydığı, 70- 80 yaşında çalışmak zorunda kaldığı, insan emeğiyle birlikte ‘etinin- teninin’ pazara çıkarıldığı vb. koşullarda “seçimlere kadar sabredin” demek zayıf olanların gözden çıkarılması anlamına da gelmektedir… ve reddedilmek zorundadır…

AKP iktidarı kurduğu devlet düzeni nedeniyle insanlara eskiyi aratır bir ortam yarattı. fakat, eskiye dönmek, eskiden medet ummak yoksulluk koşullarında ikinci el eşyaya, pazar artığı gıdaya razı olmak anlamına geliyor… biz, birlikte yeninin nasıl olması gerektiğini, kimlerle kuracağımızı düşünmek zorundayız. bugünden yarına bir şeyi değiştirmeye gücümüz yetmese de insani sorumluluğumuz, sosyalist/ devrimci/ demokrat/ emekten yana olmanın gereği ve yarınlara borcumuz açısından bugün yaptıklarımız, konuştuklarımız kadar yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızı, sustuklarımızı da düşünmek zorundayız… ayrı ayrı yerlerde öğrenilmiş çaresizlik içindeki insanlarla buluşmanın, çareyi örgütlemenin yollarını ve araçlarını yaratmak zorundayız.

****

Soma Katliamı’nda 301 madencinin ölümüne neden sorumlular ödül gibi ‘cezalarla’ kurtarıldı. yıllardır adalet savaşımı veren madenci ailelerini, bu davaya (insan yaşamına) sahip çıkanları yok sayan bu karar ülkemizde iş cinayetleri karşısında iktidarın, yargının, sermayenin bakışını göstermesi açısından not edilmelidir. Soma davasının yaşam hakkımıza yönelik gözü karalığın en uç örneği olduğunu görmek zorundayız… bunu da ömürden zarar hanesi yazmalıyız…

 

göçükte yüreğim *

 

madenciliğe tutsak

çocukların anasıyım

entari özlemi çeken kızların babası

ölenim/ kat kat galerilerde

göçükte kalanları bekleyen yüreğim

 

unutturmayacak halatların ucundaki ömrü

“geçmiş olsun” lu karşılamalar

yıllanmış acılar arasına sıkışık

günlük rahatlamalar

 

yanaklarımızı dövüyor gözyaşlarımız

(ve öğrenemedik gözyaşlarının

rahatlatan satıcılığını)

başkaldırının piç çocuğudur acılarımız

 

* göçükte yüreğim, adlı kitabımdan, sf:10

Bir Cevap Yazın

Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
504TakipçilerTakip Et
reşit olmak çocukluktan yetişkinliğe, yasal olarak kendi sorumluluğunu alacak yaşa gelmek olarak açıklanabilir kısaca… eşitlik de fiziksel, sınıfsal, ırksal, dinsel, cinsel, etnik vb. kimliklerin...
Bu yazının konusu başlığından da anlaşılacağı üzere mitsel bir hikâyeye ve onun psikoloji literatürüne kazandırdığı bir teoriye dayanıyor. Öyleyse, öncelikle mitoloji ve mitoloji-psikoloji bağlamı...
Saray/AKP/MHP iktidarının içerde ve dışarda ideolojik, siyasi önceliklerine göre belirlediği, kendine (ideolojik, siyasi, askeri, kültürel) bir egemenlik alanı yaratmayı amaçlayan fakat gerçeklikten kopuk Yeni...

YAZARIN DİĞER YAZILARI