Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Pandemiye Karşı Ahlaksız Teklif: Barrington Deklarasyonu

“Odaklanmış koruma” diye pazarlanmaya çalışılan yöntem, küresel finans ağının ellerini ovuşturarak arzuladığı kitlesel bir itlaf stratejisinden başka bir anlama sahip değildir.

ABD’nin Massachusetts Eyaletine bağlı Great Barrington kasabasında, COVID-19 pandemisine karşı hükümetlerin aldıkları tedbirleri görüşmek üzere epidemiyoloji, halk sağlığı, enfeksiyon hastalıkları, istatistik alanlarında çalışan bir grup akademisyen, 4 Ekim 2020 tarihinde bir araya geldi. Oxford Üniversitesi’nden Sunetra Gupta, Stanford Üniversitesi’nden Jay Bhattacharya ve Harvard Üniversitesi’nden Martin Kulldorff isimli akademisyenler tarafından kaleme alınan bir bildirge, Great Barrington Deklarasyonu adıyla kamuoyuna açıklandı ve hazırlanan web sitesinde yayımlandı[i]. Bildirgeyi hazırlayanlar akademisyen olsalar da bilimsel araştırmalara atıfta bulunmamışlardır. Yayımlandıktan sonra imzaya açılan bildirgenin 12.115 sağlık ve tıp alanında çalışan akademisyen, 35.237 hekim ve 638.923 “kaygılı vatandaş” tarafından imzalandığı iddia edilmiştir[ii].

Great Barrington deklarasyonu, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda pandemiye karşı alınan “toplumu kilitleme[iii]” tedbirlerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. “Odaklanmış koruma” adı verilen bir yöntem kullanılarak tüm kısıtlamaların, yasakların kaldırılması önerilmiştir. Great Barrington deklarasyonu, “risk gruplarını koruyarak” (odaklanmış koruma) sürü bağışıklığını savunmaktadır. Bildirgeyi hazırlayanlar, mevcut kilitleme politikalarının kısa ve uzun vadeli halk sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını iddia etmektedirler. Deklarasyon, ileri sürdüğü argümanları destekleyecek bazı “bilimsel” verileri dayanak olarak kullanmıştır. Örneğin hastalığın ölüm riskinin yaşlı ve kronik hastalığı olanlarda 1000 kat daha fazla olduğu, çocuklar için ölüm riskinin gripten çok daha az olduğu ileri sürülmüştür. Bildirgeyi savunanlara göre pandemiye karşı mücadelede “en merhametli” davranış sürü bağışıklığını uygulamaktır.

Great Barrington deklarasyonunun en temel argümanı, risk grubuna dahil olmayanların derhal normal hayatlarına dönmeleridir. Ülkelerin mevcut kaynakları risk altında olanları korumaya almak için kullanılmalı ve toplumun geri kalan kısmı normal yaşantılarına devam etmelidir.

Deklarasyon, yayımı sonrasında tüm dünyadaki bilim çevrelerinde infial yarattı. Bildirgeye imza koyan 12.115 akademisyen ve 35.237 tıp doktorunun adlarının açıklanmadığı ve muhtemelen “fake hesaplarla” imzalandığı, bildirgenin arkasında dünya siyasetine yön vermeye çalışan, daha önce iklimbilim çalışmalarını reddeden ABD kökenli KOCH şirket/vakıf ağının olduğu iddia edildi[iv]. Kanımca, bildirgenin ardındaki “kirli ilişkileri” derinlemesine araştırmak bile yersiz. Yayımlanan metin bilimsel destekten, kaynaklardan, disiplinden, tarafsızlıktan, nesnellikten alabildiğine yoksun olduğu gibi siyasi manipülasyon amacıyla yazıldığı açıkça görülüyor.

Bildirgede ön plana çıkarılmaya çalışılan ve risk altındakileri korumaya çalıştığı iddia edilen ve “odaklanmış koruma” diye pazarlanmaya çalışılan yöntem, küresel finans çevrelerinin ellerini ovuşturarak arzuladığı kitlesel bir itlaf stratejisinden başka bir anlama sahip değildir. Her şeyden önce riskli kişilerin toplumdan izole edilmesinin pratik bir yöntemi bulunmamaktadır. Gençlerin hastalığa karşı geliştirdikleri bağışıklığın toplumda sürü bağışıklığı yaratacağını ummak bir hayalden ibarettir. Çünkü hastalığa karşı gelişen bağışıklık kısa sürelidir; gençler ve çocuklar arasında sebebi henüz açıklanamayan bazı ölümcül risk faktörleri olduğu anlaşılmaktadır. Barrington Deklarasyonu ve benzeri pandemi “mücadele” yöntemlerini, yırtıcı neo-liberal ekonomik politikaların ve sömürünün kayıtsız şartsız sürmesini hedefleyen küresel finans ağının çirkin, gayri ahlaki, merhametsiz ve zalim stratejileri olarak değerlendirmek gerekir.

Yaşadığımız pandemiye karşı tüm dünyanın gözleri aşı çalışmalarına çevrilmiş durumda. Aşının tüm dünyada yaygın olarak kullanımı sağlanabilirse COVID-19 pandemisi frenlenebilir. Aşı uygulaması ile mevcut pandeminin kontrol altına alınması orta ve uzun vadede büyük bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü aşı uygulaması, pandemiye sebep olan SARS-CoV-2 ve benzeri virüsleri ortaya çıkartan etiyolojik koşulları değiştirmemektedir. Yerküremizin yüz yüze kaldığı ekolojik yıkım, yaban hayata çıkar amaçlı yapılan müdahaleler ve nekrofilik şehir planlamaları sonucunda gelişen zoonatik virüs[v] pandemileri giderek daha sık görülecektir. Tüm dünyada yoksulluk, eşitsizlik, sömürü üzerine yapılanmış olan kapitalist siyasi yönetimler, zoonatik virüs pandemileriyle mücadele edebilecek enstrümanlardan yoksundur. Zoonatik virüslerin yakın gelecekte dünyamızı daha sık olarak tehdit etmesine sebep olan ekolojik tahribat ve sömürünün sebep olduğu yoksulluk giderek derinleşmektedir. Çok ivedi radikal önlemler alınmadığı taktirde yoksulluk ile ekolojik yıkımın yarattığı sinerjiyle gelişen pandemiler, sonuçları çok daha ağır olan sindemilere[vi] dönüşecektir.

Yoksulluk ile ekolojik yıkım sarmalının sebep olduğu sindemi konusunu gelecek yazımda anlatacağım.

 

DİPNOTLAR

[i] https://gbdeclaration.org

[ii] Deklarasyonun Türkçe tam metni: Çeviri, bildirinin yayımlandığı sitedeki Türkçe seçeneğinden kopyalanmıştır.

“Bulaşıcı hastalık epidemiyologları ve halk sağlığı bilim adamları olarak, hakim COVID-19 politikalarının fiziksel ve ruhsal sağlık üzerindeki zararlı etkileri hakkında ciddi endişelerimiz var ve Odaklanmış Koruma dediğimiz bir yaklaşımı öneriyoruz.

Hem sağcı hem de solcu görüşten, ve dünyanın dört bir yanından, gelerek kariyerlerimizi insanları korumaya adadık. Mevcut kilitleme politikaları kısa ve uzun vadeli halk sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler (birkaç örnek vermek gerekirse) çocukluk aşılama oranlarında düşüş, kardiyovasküler hastalık sonuçları kötüleşme, kanser taramalarında azalma ve kötüleşen ruh sağlığı şeklindedir – bu etkiler gelecek yıllarda daha çok artan sayıda ölüme yol açacaktır ve bunun en büyük yükünü işçi sınıfı ve toplumun genç üyeleri taşımak zorunda kalacaktır. Öğrencileri okuldan uzak tutmak büyük bir haksızlıktır.

Aşı mevcut olana kadar bu önlemleri yerinde tutmak onarılamaz hasara yol açacaktır ve imkanları kısıtlı olanlar orantısız şekilde zarar görecektir.

Neyse ki, virüs hakkındaki anlayışımız artıyor. COVID-19’un yol açtığı ölüm riski, yaşlı ve hastalıklılarda gençlerden bin kat daha fazladır. Gerçekten de, çocuklar için COVID-19, grip de dahil olmak üzere diğer birçok hastalıklardan, daha az tehlikelidir.

Toplumda bağışıklık arttıkça, herkes için enfeksiyon riski – yüksek risk grubundakiler de dahil olmak üzere – düşüyor. Tüm toplumların eninde sonunda sürü bağışıklığına ulaşacağını biliyoruz – yani yeni enfeksiyonların oranının stabil olduğu nokta – ve bu aşıyla desteklenebilir (ancak tamamen buna bağımlı değildir). Bu nedenle amacımız, sürü bağışıklığına ulaşana kadar ölüm oranını ve sosyal zararı en aza indirmek olmalıdır.

Sürü bağışıklığına ulaşmanın risklerini ve faydalarını dengeleyen en merhametli yaklaşım, ölüm riski en düşük olanların doğal enfeksiyon yoluyla virüse karşı bağışıklık oluşturmalarını sağlarken, en yüksek risk altında olanların daha iyi korunmalarını sağlamaktır. Biz buna Odaklanmış Koruma diyoruz.

COVID-19 için yapılan halk sağlığı uygulamalarının temel amacı savunmasızları korumak için önlemlerin alınması olmalıdır. Örnek olarak, huzurevlerinde kazanılmış bağışıklığı olan personel kullanmalı ve diğer personel ve tüm ziyaretçilere sıklıkla PCR testi uygulanmalıdır. Personel rotasyonu en aza indirilmelidir. Evde yaşayan emekli insanların bakkaliye ve diğer temel ihtiyaçları evlerine teslim şeklinde karşılanmalıdır. Mümkün olduğunca, aile üyeleriyle kapalı ortamlarda değil, açık hava alanlarda görüşmelilerdir. Çok nesilli hanelere yönelik yaklaşımlar da dahil olmak üzere kapsamlı ve ayrıntılı bir tedbir listesi uygulanabilir ve bu halk sağlığı profesyonellerinin kapsam ve yetenekleri dahilindedir.

Yüksek risk grubuna dahil olmayanların derhal normal hayatlarına devam etmelerine izin verilmelidir. El yıkama ve hastayken evde kalma gibi basit hijyen önlemleri, sürü bağışıklık eşiğini azaltmak için herkes tarafından uygulanmalıdır. Okullar ve üniversiteler şahsen öğretime açık olmalıdır. Spor gibi müfredat dışı etkinliklere devam edilmelidir. Genç düşük riskli yetişkinler evden değil, normal çalışmalıdır. Restoranlar ve diğer işletmeler açılmalıdır. Sanat, müzik, spor ve diğer kültürel faaliyetler devam etmelidir. Daha fazla risk grubunda olan insanlar isterlerse katılım gösterebilirler, toplum ise bir bütün olarak sürü dokunulmazlığını inşa edenlerin yüksek risk grubunda olanlara verdiği korumadan yararlanır.”

[iii] “Toplumu kilitleme” şeklindeki pandemi mücadele yöntemi Çin dışındaki ülkelerde kısmi olarak uygulanmakta, üretimin devam etmesi, ekonomik faaliyetlerin durdurulmaması temelinde yürütülmektedir.

[iv] Ayrıntılı bilgi için: https://bylinetimes.com/2020/10/09/climate-science-denial-network-behind-great-barrington-declaration/

[v] Zoonatik virüs: Hayvanların konak olduğu virüsler.

[vi] Sindemi: Sindemi kavramı, bir toplumda hastalık yükünün aşırı artmasına yol açan birbiriyle sinerjist olarak etkileşen iki ya da daha fazla durumu tanımlamak için kullanılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

4,573BeğenenlerBeğen
2,371TakipçilerTakip Et
9,078TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Kamil Kartal idi. Kamil Bey ile NotaBene Yayınları'ndan çıkan Öyle Mi Alay Komutanı! Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...

YAZARIN DİĞER YAZILARI