Soma’nın Direnen Kadınları Anlatıyor

Soma ve Ermenek’te 8 yıldır ödenmeyen tazminatları için Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın öncülüğünde Ankara’ya yürüyüş başlatan maden işçileri, uzun süredir ülke gündeminde. Sendika yetkilileri hükümet yetkilileri ile yaptıkları görüşmeler sebebiyle bekleyişlerini sürdürürken dün 1 Ocak itibariyle tazminat haklarının verileceğine dair söz aldıklarını açıkladılar.

Direniş boyunca madencilerin yanında, onlarla birlikte mücadele eden kadınlar, madenci eşleri, direnişin “görünmeyen” yüzü ve önemli bir parçası olarak oradalardı. Soma’da madende iki bacağını kaybeden İdris Sarıkaya’nın eşi Hamiyet Sarıkaya ve Maden İş Sendikasının basın sorumlusu olarak direnişte tüm yaşananları kamuoyuna aktaran Kamile Çiftçi ile konuştuk.

Kadınların gözünden direniş, yaşadıkları zorluklar ve hayatlarında neyin değiştiğine dair kısa bir söyleşi… Direnenler anlatıyor:

Hamiyet Sarıkaya – Soma

“Eşim İdris bundan 14 yıl önce madende çalışırken dinamit patlaması sonucu iki ayağını kaybetti. Eşim kaza geçirince ailecek maddi ve manevi olarak çok acı çektik, çok zor günler yaşadık. Şirket kazanmış olduğumuz tazminatımızı vermedi. Şirket hiçbir şekilde ne maddi Soma Madenci Kadinolarak ne de manevi olarak bir yardımda bulunmadı. Eşim iki ayağını kaybettiğinden yıllarca kucağımda, sırtımda taşıdım. Sıkıntılı bir süreç geçirdik. Bundan dolayı bel fıtığı oldum ve 2 defa bel fıtığı ameliyatı geçirdim. Eşimin tedavi masraflarını karşılayacak durumumuz yoktu. Malımızı, mülkümüzü satmak zorunda kaldık. İki oğlum var. Büyük oğlum bu yıl üniversiteyi bitirdi. Küçük oğlum liseye kadar okudu. Babaları kaza geçirdiğinde birisi 10 diğeri de 8 yaşındaydı. Babalarının kazası çocuklarımı çok etkiledi. Okul masraflarını karşılayacak durumumuz yoktu. Ceplerine harçlık koyacak paramızın olmadığı zamanlar oldu. Sağ olsunlar konu komşu eş, dost, akrabalarımızın yardımları sayesinde ayakta kalmaya çalıştık. Halen borç harç bir şekilde durumu idare etmeye çalışıyoruz.

Çevremizdeki insanlar artık bizimle alay eder oldu. Kimisi alırsınız dedi, kimisi süreç uzadı aradan 14 yıl geçmiş alamazsınız diyor. Biz kimseden hakkımız olmayanı istemiyoruz. Biz sadece hakkımız olan tazminatlarımızı istiyoruz. Yetkililerden tek ricam Somalı madencilerin seslerini duysunlar ve 14 yıldır alamadığımız hakkımız olan tazminatlarımızı versinler. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Yeter Artık! Bitsin bu çile…”

Kamile Çiftçi – Bağımsız Maden İş Basın Sorumlusu

“Ben madenci çocuğuyum, abim de maden işçisi. Çorum’da doğdum büyüdüm ve çocukluğumdan beri madencilikle iç içeyim. Orada da maden kazaları oluyordu ancak çok fazla bu yönde bir bilinç yoktu. 301 katliamı olduktan sonra abimi merak ederek Soma’ya geldim. 14 Mayıs günü üzerimize beton dökülmüş gibi olduk, ailem, çevrem herkes sokaktaydı. Annem komşularımıza yardıma gitmişti ve soğuk hava depolarında cenazelerin arasında kendimizi bulduk. Aynı gün işçiler eylem yapıyordu. Orada Kamil Kartal ve Başaran Aksu (Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme sorumluları) ile tanıştım ve hiç ayrılmadım sonrasında.

12 Ekimde başlattığımız yürüyüşte Kırkağaç yönüne doğru giderken mezarlıkta 301 madenciyi anmak istedik. Mezarlıktan çıkarmadılar ve bir hafta orada kaldık. Basın sorumlusu olduğum için bütün sürecin çekimi, basına ulaştırılması, koordinasyonu ve ayrıca yemek-çay-temizlik gibi gündelik işlerin organizasyonu, evrak dilekçe işleri gibi işlerin tamamıyla ilgilenmeye çalışıyorum. Kadın olarak burada olmak işçiler açısından ilginç geliyor ama bir taraftan güven veriyor ve eşleriyle birlikte direnişe katılma cesareti gösteriyorlar.

Kamile Ciftci ic gorselSendika adına basına gruplarına ulaştırmak, sosyal medyada yayınlamak için çekim yapıyorum ve kolluk güçleri tarafından çok engellenmeye çalışıldım. Kırkağaç’tan yola çıkarken jandarma bariyer kurmuştu, işçiler de bir yandan yolu keserek diğer yandan bariyeri kaldırmaya çalışarak harekete geçmişlerdi ve yine görüntüleri çekerken 4 kadın jandarmanın müdahalesine maruz kaldım. Yerlerde sürüklendik. Basın özgürlüğü falan yok, buradaki direnişin, insanların haklı taleplerinin duyulmasını, görülmesini istemiyorlar.

“Öyle Mi Alay Komutanı” Videosunu Soğuktan Ellerim Titreyerek Çektim

Hükümetle uzlaşma sağlanamadığı aşamada Salihli’ye giden ve madencilerin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan ekipte ben de vardım. Adana’dan gelen şoförle birlikte çadırları kurduktan 15 dakika sonra su sesi geldi. Yolun kenarında ateş yanıyordu. TOMA’dan su sıkarak ateşi söndürmüşler, ablukaya almışlar; Kamil Kartal ve Başaran Aksu diye bağırarak herkesi uyandırdılar. O kadar soğuktu ki neredeyse hipotermi geçiriyorduk. Herkesin o çok konuştuğu Kamil abinin yaptığı “Öyle mi alay komutanı” videosunu soğuktan ellerim titreye titreye çektim.

O gece beni en çok etkileyen ve unutamayacağım bir olay daha yaşadık. Gözaltına alınırken en son geride gözleri görmeyen Ali Abi ve iki ayağı olmayan İdris Abi kalmıştı. Çakıllı bir yol yürümeleri gerekiyordu ve düşebilirlerdi. Gözleri görmediği için yardım etmeye gitmek istediğimizde İdris Abi’yi kastederek “yanındakinin gözleri görüyor ya” dediler. Bu hepimizi çok öfkelendirdi.

Ayrıca gözaltında ifadeler alınırken sadece bana ve diğer kadın arkadaşıma maske takmadığımız için ceza yazdılar. Gecenin 4’ünde orada olmamızı sorgulayarak, sırf kadın olduğumuz için sadece bize 900 TL maske cezası yazdılar. Bizi para cezası ile korkutmaya çalışıyorlar kendilerince.

En nihayetinde önemli olan soğukta kalmak, konfordan çok uzak bir süreç yaşamak değil önemli olan işçi arkadaşlarımızın haklarını alması. Ve zafer sonunda madencilerin olacak. Bir avuç insan ne yapabilir ki diye soranlara o bir avuç insan en güzel ve anlamlı cevabı verdi. El ele omuz omuza, yan yana. Yol nasıl yürünür? İşte böyle, el ele tutuşur yol olursun. Direne direne direnişle zafere”