Pazar, Mayıs 19, 2024
spot_img

Tarihte İstanbul Depremleri ve II. Abdülhamit

İstanbul her 100-150 yılda bir şiddetli, her 250 yılda bir 7’nin üzerinde olmak üzere çok şiddetli depremlerle karşı karşıya gelmiştir. Kenti yeniden inşa edecek alabildiğine cesur, ilk bakışta delice denebilecek acil durum planlarına ve kenti yeniden inşa etmekten korkmayan devrimci bir anlayışa gereksinimimiz bulunuyor.

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

Yahya Kemal Beyatlı

 

Tarih boyunca İstanbul’un depremlerle ilgili sabıka dosyası oldukça kabarık denebilir. Bizans döneminde 554, 869 ve 1346 yıllarında meydana gelen depremlerin oldukça yıkıcı olduğu Bizans kaynaklarında yer almıştır. Geçmişteki bu depremlerin yarattığı tahribattan 1453 sonrası işbaşında olan Osmanlı yöneticileri ders çıkaramamış olacak ki 16 Ocak 1489, 22 Ağustos 1509, Nisan 1557, Temmuz 1690, 24 Mayıs 1719, 22 Mayıs 1766 ve son olarak 10 Temmuz 1894 tarihlerinde meydana depremlerin bazıları İstanbul’u harabeye çevirmiştir. Osmanlı döneminde İstanbul’da meydana gelen depremler içinde en ağır yıkım 22 Ağustos 1509’da meydana gelmiştir. Yıkılan ev sayısının 1000 civarında olduğu, 10.000 kişinin yaralandığı ve 4-5 bin kişinin öldüğü düşünülmektedir. Depremin varsıl, yoksul dinlemediği hatta daha çok varsılları vurduğunu söylemek hata olmaz. Çünkü yoksul mahallelerin ahşap evlerinde hem daha az yıkım olmuş hem de ölen sayısı daha azdır. 1509 depreminde ölenlerin üçü Divan-ı Hümayun üyesidir ve içlerinden Mustafa Paşa’nın konağının yıkılmasıyla emrindeki 360 sipahi de hayatını kaybetmiştir. Padişah II. Bayezid sarayın bahçesindeki geçici barınaklarda 10 gün kaldıktan sonra Edirne’ye gitmiştir. 1509 depremi tarihe “Küçük Kıyamet” olarak geçmiştir.

Kaynaklar 22 Mayıs 1766 depremini, 1509’dan sonraki en büyük deprem olarak kaydetmiştir. Birçok cami, han, saray yıkılmış, Padişah III. Mustafa şehri terk etmiştir. Halk uzunca bir süre geçici barınaklarda, çadırlarda kalmıştır.

İstanbul’da yaşanan son büyük deprem 10 Temmuz 1894 yılında meydana gelmiştir. Depremin İstanbul dışında Yanya, Bükreş, Girit ve Konya’da hissedildiği bildirilmiştir. Deprem saat 12.24’te meydana gelmiş ve tahminlere göre 7 şiddetindedir.

Deprem, güneyden kuzeye doğru üç şiddetli sarsıntı halinde hissedilmiş, Beyoğlu ve Boğaziçi’ne daha az zarar vermiştir. Depremin merkezinin Yeşilköy’den 8 kilometre uzaklıkta ve güneydoğu Marmara Denizi’nde olduğu tespit edilmiştir. Birçok bina hasara uğramış, Kapalı Çarşı, Bitpazarı, Yağlıkçılar, Çadırcılar, Mercan Çarşı tarafları tamamen yıkılmıştır. Mercan sokağında kükürtlü su fışkırmış, Sirkeci’de istasyon zarar görmüştür. Fatih, Beşiktaş, Ortaköy, Sultan Ahmet, Aksaray, Edirnekapı, Topkapı, Balat, Bakırköy, Silivrikapı semtleri zarara uğrayan yerlerdir. Depremin şiddeti Heybeli ve Kınalı Ada’da daha fazla olmuş ve Ruhban Mektebi yıkılmıştır.

İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde çalışan bir memur ve şair olan J. D. Tantalides 1894 yılında meydana gelen depremin tanığıydı. Şairlerin tanıklıkları da bir başka oluyor:

“. . . dehşet, korku, yenilgi ve kaçış

tapınaklar, kubbeler, duvarlar, evler

çevremizdeki her yer birbiri ardına çöküyor…”

1894 depremiyle ilgili elimizdeki bilgiler oldukça kapsamlıdır. Bunun sebebi II. Abdülhamit’in depremle ilgili bir rapor hazırlanmasını istemesi ve bu raporun İstanbul’a çağırılan Atina Rasathanesi Müdürü Eserinisti tarafından hazırlanmış oluşudur. Eserinisti tarafından hazırlanan rapor oldukça detaylıdır ve konuya ilgi duyanlar tarafından okunabilir[i]. Bu raporun en ilgi çekici yanı, Yunan deprem uzmanının yıkımın fazla olduğu yerlerdeki sebepleri çok sarih olarak açıklamış olmasıdır. Örneğin Katırlı köyünün yarısı bataklık arazide kurulu olduğundan yıkım çok ağır olurken sağlam arazide kurulu köyün diğer yarısı hasar görmemiştir. Yine Yalova’da kumlu arazide kurulan çiftlik binaları yıkılırken diğer binalar sağlam kalmıştır. Eserinisti ahşap binaların ve kaliteli demir ve betondan yapılan binaların sağlam kaldıklarını raporunda belirtmiştir. Eserinisti’nin raporunda ilginç olaylara da değinilmiştir. Bunlar depremden önce ve sonrasında meydana gelen doğa olaylarıdır. Kıyıda birçok yerde depremden önce deniz suyunun sıcak olduğuna tanık olunmuştur. Örneğin, Yeniköy’de depremden yarım saat önce denize giren iki kadın denizin ılık olduğunu hissetmişler ve aniden iki büyük dalga görmüşlerdir. Halbuki dalga olmasını gerektiren bir durum yoktur, hava sakindir ve vapur da geçmiyordur. Kuyulardan daha önce soğuk su çekilirken, çekilen suların depremden önce ılık olduğu belirtilmiştir.

1894 depreminde resmi kayıtlara bakılırsa 474 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu sayının doğru olmasının olanaklı olmadığını biliyoruz ama gerçek sayıyı telaffuz etmekten çok uzağız. Her şeyden önce ölü sayılarına Yalova ve Adalar gibi yıkımın çok ağır olduğu yerler dahil edilmemiş, ölü ve yaralıların sayılarına dair bırakın gerçek sayıları yazmak veya tahminde bulunmak, tüm yazılı eserlerde deprem kelimesinin kullanılması yasaklanmıştır. Abdülhamit hatıratında basına ve neşriyata yönelik sansürü şu satırlarla savunmuştur:

“Tebaamıza çocuk muamelesi etmeye mecburuz; hakikaten de büyük çocuklardan farkları yoktur. Ebeveyn veya mürebbi nasıl gençliğin eline zararlı neşriyatın geçmemesine dikkat ederse, bizim hükûmet de halkın fikrini zehirleyecek her şeyi halktan uzak tutmaya çalışmalıdır.”

İstanbul depreminin olduğu dakikalarda, Yıldız sarayının zemin kattaki odasında Derviş Paşa ile görüşen Sultan Abdülhamit, bahçeye çıkmakla yetinmiş; II. Bayezid ve III. Mustafa gibi İstanbul’u terk etmek bir yana Yıldız Sarayı’ndan ayrılmamıştır. Abdülhamit’in bu davranışının sebebinin cesaret ve uyruklarına karşı duyduğu sorumluluk olarak değerlendirilebileceği gibi, 33 yıllık saltanatı boyunca tahttan indirileceği, Çırağan Sarayı’nda zorunlu ikamete tabi tutulan kardeşi V. Murat’ı destekleyenler tarafından “hal edileceği” korkusu yaşayan Abdülhamit’in yaşadığı kuruntular nedeniyle Yıldız Sarayı’ndan ayrılmadığı düşünülebilir. Halit Ziya Uşaklıgil “40 Yıl” adlı eserinde o dönemde muhtemelen hiçbir çocuğa Murat adının konmadığını yazmıştır.

Sultan Abdülhamit’in 1894 depremi konusunda ilmi tahkikat yapılmak üzere Atina Rasathane Müdürü Eserinisti’den yardım istemesi hiç şüphesiz takdire şayandır. Nedir, Sultan’ın 1894 depremi konusunda verdiği talimatlar bundan ibaret değildir. Depremden hemen sonra sarayda ezan ve Zilzal suresini okutur. Hemen ardından çıkardığı bir irade ile bütün Müslümanların daima abdestli gezmelerini, tövbe etmelerini, afetin tekrarlamaması için Allah’a niyaz etmelerini emreder. Hicaz valisine bir emirname göndererek Haremeyn-i Şerifeyn’de İstanbul depreminin son bulması için dualar okunmasını ister.

I. Abdülhamit’in depremler konusunda “Batı ilminden” medet ummasının tek örneği Atina Rasathane Müdürü Eserinisti’den yardım istenmesi değildir. 1894 depreminden hemen sonra, depremi önceden tahmin eden bir aletin Avrupa’da icat edildiğine dair bir haber Osmanlı sarayına ulaşmıştır. Bunun üzerine Londra Sefiri Rüstem Paşa’ya telgraf çekilmiş ve böyle bir aletin Londra’da bulunması halinde bir numunesinin, aleti kullanmayı bilen bir kişiyle beraber İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Ancak bu telgrafa olumlu bir dönüş yapılmamıştır.

Abdülhamit’in Avrupa biliminden beklentilerini gösteren diğer bir örnek ise Avusturya mahreçlidir. Avusturyalı Josef Nowack isimli bir kimyager, Viyana sefaretine bir mektup göndererek, İstanbul depremini tahmin ettiğini ve bunu bir dostuna yazılı olarak bildirdiği iddiasında bulunmuştur. Sefaret görevlileri böylesi bir haberi önemsemiş ve durumu Hariciye Nezareti marifetiyle Sultan II. Abdülhamid’e bildirmişlerdir. Viyana Sefiri Yusuf Ziya Paşa, Nowack’ın bu iddialarını güneşin yüzeyindeki lekeler ve abrus precatorius adlı bir bitkinin hareketlerini gözlemlemesine dayandırdığını bildirmiştir. Mösyö Nowack’ın mektubu ve raporu İstanbul’da büyük yankı uyandırmış; konuyu ciddiye alan Hariciye Nezareti ve Sadaret makamı, durumu derhal padişah II. Abdülhamid’e haber vermişlerdir. Nowack, bir anda ilgi odağı haline gelmiştir. Çıkarılan irade doğrultusunda Sadrazam Cevad Paşa, Mösyö Nowack’ın kim olduğunun ve Viyana akademisinde veya rasathanesinde çalışıp çalışmadığının tespitini istemiştir. Ayrıca mezkûr şahsın ihbarının bilimsel temelinin olup olmadığının, depremi olmadan önce ihbar edip etmediğinin Viyana Sefareti aracılığıyla ivedilikle araştırılması talimatını vermiştir. Avusturya sefareti konuyu araştırırken Nowack bu kez İstanbul’a bir mektup yazarak güneş lekelerinin 1894 Ağustos ayında tekrar ortaya çıkmasının muhtemel olacağını ve deprem beklenebileceğini ifade etmiştir. Ancak Ağustos ayında beklenen deprem gerçekleşmemiştir. Nowack 1895 yılı Nisan ayında sefarete bir mektup daha göndermiştir. Yaptığı gözlemler neticesinde 15 Nisan 1895 gününe veya ondan birkaç gün sonrasına kadar İstanbul’da ve Edirne civarında yeniden bir deprem olacağını söylemiştir. Ancak beklenen bu deprem de gerçekleşmemiştir. Abdülhamit’in konuyu yakından takip ettiğini gösteren gelişmelerden biri de şudur: Sadrazam Cevad Paşa II. Abdülhamid’e gönderdiği arz tezkiresinde Mösyö Nowack’ın çalışmalarını dayandırdığı abrus precatorius bitkisinin depremi erken uyaran özelliğinin henüz Avrupa bilim insanları çevresinde kabul görmediğini bildirmiştir[ii].

1894 depremine ilişkin ortaya atılan iddialardan biri de Memduh Paşa’ya ait olanıdır. Valilikleri sırasında birçok defa yolsuzluk ve rüşvetle suçlanmasına rağmen bu ithamların hükümet nezdinde doğrulanmadığı dönemin Ankara Valisi Memduh Paşa, İstanbul depremi sonrası padişahın sağlığını soran bir telgraf çekmiştir. Bunun üzerine önce vezirlik rütbesi verilmiş, ardından Dâhiliye Nazırlığına getirilmiştir.

ÖZCESİ

Çok kabaca söylemek gerekirse İstanbul her 100-150 yılda bir şiddetli, her 250 yılda bir 7’nin üzerinde olmak üzere çok şiddetli depremlerle karşı karşıya gelmiştir. 1509 ve 1766 depremlerinin periyodları göz önüne alınırsa, önümüzdeki dönemde İstanbul’un çok şiddetli bir depremle karşılaşma olasılığının yüksek olduğunu öngörmek için kâhin olmak gerekmemektedir. Kaldı ki bu öngörü, fay hatları ve tektonik hareketleri izleyen jeoloji bilim insanları tarafından da onaylanmaktadır.

İstanbul kaybedilmiştir. Günümüzün “Bina yap para kap” düsturu, İstanbul’u topyekûn bir yıkıma sürüklemektedir. Bilim insanları, İstanbul’u bekleyen afetin milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanabileceği iddiasındadırlar. Geldiğimiz noktada küçük tadilatların, mikro projelerin, binaları güçlendirme çalışmalarının, kentsel dönüşüm/götürüşüm projelerinin yararı çok az olacak, 1999 öncesi yapılan tüm binaların yıkılması bile İstanbul’u kurtarmaya yetmeyecektir. Kenti yeniden inşa edecek alabildiğine cesur, ilk bakışta delice denebilecek acil durum planlarına ve kenti yeniden inşa etmekten korkmayan devrimci bir anlayışa gereksinimimiz bulunuyor. Yapılabilir mi? Cevaplarınızın ne olduğu önemli değil! Başka bir yol yok!

Bir cümle yeter sözden anlayana, destan yazsan fark etmez akl-ı cahil olana[iii].

Depremleri oruç tutmamaya, namaz kılmamaya, zinaya bağlayan yobaz taifesine de iki çift lafım var. “Ulu sultanınız” Abdülhamit Han da depremlerin tekrarlamaması için dua, namaz, vb. İslami ibadet ve ritüellerden medet beklese de “gavur” ve de “kafir” olduğuna bakmadan Yunanlı bir bilim adamına, deprem uzmanına rapor hazırlatmış ve bu raporu ciddiye almıştır. Ayrıca Batı dünyasının depremi önceden bilinmesini sağlama olasılığı bulunan bilimsel gelişmelerini izlemiş, adım adım takip ettirmiştir. “Ecdadınız” kadar olsun sağduyulu olmanızı umuyor, şu atalar sözünün kulağınıza küpe olmasını diliyorum:

Gemi kullanmayı bilmeyen “taifenin akıllısı dümenden uzak durur.”

 

KAYNAKLAR

1-Dr. Hamiyet Sezer, 1894 İstanbul depremi hakkında bir rapor üzerine inceleme, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 18, Sayı 29, 1996.

2-Elizabeth Zachariadou, Osmanlı İmparatorluğu’nda Doğal Afetler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2001, İSTANBUL.

3-Sema Küçükalioğlu Özkılıç, 1894 Depremi ve İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, Kasım 2015, İstanbul.

4-Mehmet Korkmaz, Kadim Şehir İstanbul’un Depremlerle İmtihanı: 1894 Depremi, İstanbul Tarih internet sitesi, 18 Ekim 2016.

5- Nurdan Erdiş BAŞBAY, İstanbul depremi adım adım yaklaşırken…, 18.07.2020, Tek Haber İnternet Sitesi.

6- Feriha Öztin, 1O Temmuz 1894 İstanbul Depremi Raporu, Ankara,1994.

7- Fatma Ürekli, İstanbul’da 1894 Depremi, İletişim Yayınları, İstanbul 1999.

8- Prof. Dr. Yunus Özger, “Sultan II. Abdülhamid Döneminde İstanbul’da Deprem Tahmini Tartışmaları ve Josef Nowack’ın Padişaha Gönderdiği Rapor”, History Studies, 12/1, Şubat 2020, s. 227-253.

 

DİPNOTLAR

[i] Dr. Hamiyet Sezer, 1894 İstanbul depremi hakkında bir rapor üzerine inceleme, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 18, Sayı 29, 1996.

[ii] Yunus Özger, “Sultan II. Abdülhamid Döneminde İstanbul’da Deprem Tahmini

Tartışmaları ve Josef Nowack’ın Padişaha Gönderdiği Rapor”, History Studies, 12/1, Şubat 2020, s. 227-253.

[iii] İnternet kaynaklarında yazarının Mevlana olduğu yazılmış. Ama teyit edemediğimi belirtmek isterim.

Bir Cevap Yazın

4,573BeğenenlerBeğen
2,371TakipçilerTakip Et
9,078TakipçilerTakip Et
[td_block_10 limit="6" custom_title="YAZARIN DİĞER YAZILARI" autors_id="10"]