Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Yoksulluğa Kanıt Mı Gerek

İktidarın sınıfsal tutumunu geçmişten bugüne ve yaşadığımız sorunlar üzerinden dile getirmediğimiz sürece matematik hesaplamalar içinde bir veriden öteye geçemeyiz…      

yandaşların çeşitli iletişim araçlarında insanların cep telefonlarını, kafelerde içtikleri çayı, ayaklarına giydikleri ayakkabıları dillerine dolayıp ‘yoksul yok, yetinmeyenler var’, ‘işsiz yok, iş beğenmeyenler var’ demelerine alışmıştık ki Tayyip Erdoğan’ın ‘ikinci el araba yetişmiyor, her evde araba var, kapıcısında araba var’ sözleriyle çıta yükseldi… geçtiğimiz yıl Aralık ayında Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı da ‘ülkemizde yoksulluk yok’ demişti… yönettiği bakanlığı milyonlarca insana yardım yaptığını bile bile söylemişti bunu…

ülkemizde resmi rakamlara göre 4 milyon 100 bine yakın işsiz var. 17 milyon açlık sınırında, 50 milyon dolayında yoksulluk sınırının altında insan yaşamaya çalışıyor… Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın 2002’de merkezi bütçede 1,19 olan sosyal yardım oranının 2020’de 5,76’ya çıkmasıyla övündüğü, fakat Cumhurbaşkanından bakanına, trolünden yazarına iktidar bileşenlerinin ‘yoksul yok’, ‘işsiz yok’ dediği bir ülkeyiz… o zaman şunu soralım; yoksul yoksa merkezi bütçede 5,76’ya çıkan sosyal yardımlar kimlere ve niçin veriliyor? devam edelim eğer işsiz yok iş beğenmeyenler varsa TÜİK’in açıkladığı işsizlik oranları neyin nesi…? kayıtlı çalışan 2 kişiden birinin asgari ücretli olduğu düşünüldüğünde 2.825 Tl. ücret alan milyonlarca emekçi ve ailesi açlık sınırının/ yoksulluk sınırının üzerinde koşullarda mı yaşıyor…?

“herkesin telefonu var”, “kafelere gidiyorlar”, “marka ayakkabı giyiyorlar”, “her evde araba var” gibi açıklamalar karşısında sanki yoksul, aç olduğumuzu kanıtlamamızı istiyorlar diye düşünüyorum… ve aklıma “dost başa düşman ayağa bakar” sözü geliyor… bunlar bizim ayaklarımıza bakıyorlar ve kendi dünyalarının gerçekliğini bizim kabul edip verilenle yetinmemizi istiyorlar… oysa pazar yerlerine bakıp çürük, ezik meyve, sebze toplayanları, özellikle son günlerde üzerlerindeki baskı ve şiddetle görünür duruma gelen atık kağıt toplayanları, sosyal medyada yardım isteyenleri, iş arayanları, barınamıyoruz diyen üniversite öğrencilerini… görmek isteseler böyle sözler söyleyebilirler mi? dikkat ederseniz görmüyorlar demiyorum, görmemezlikten geliyorlar, bizden de kendileri gibi olmamızı istiyorlar…

vicdan: ilk kurtarılacak olan

yolun yarısını geçmiş, çok sayıda acıya, yoksunluğa, olumsuzluğa tanık olmuş, bir kısmını yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim; AKP ve bileşenlerinin kendi hesaplarına en büyük başarısı kendi seçmen kitlesi başta olmak üzere toplumun vicdanını çekip alması olmuştur… 103 kişinin öldüğü 1983 yılındaki Armutçuk Grizusu’ndan 301 kişinin katledildiği Soma’ya yüzlerce iş cinayetini gördüm. 12 Eylül darbesinden 5 nisan 1994 ve 2001 krizlerine kadar yoksulluğun sermaye adına iktidarlar tarafından yönetilmesini yaşadım… devrimcilere, sosyalistlere, Kürtlere ve Alevilere yönelik şiddete, yok etmelere, yasaklamalara tanığım… fakat bu kadar sessizliğe, bu kadar duyarsızlığa, bu kadar taraftarlığa tanık olmadım, tanık olmadık hiç birimiz… ANAP iktidarı, DYP-SHP/CHP, Refahyol, DSP-MHP-ANAP koalisyonları dönemlerini anımsıyor musunuz? istifa eden bakanlar, parti yöneticileri, üst düzey bürokratlar olurdu… insanlar kendi oy verdikleri partilerin yanlışlarına karşı tepki gösterirdi; en azından inkar etmez, yapılan eleştiriler karşısında ‘haklısın’ derlerdi, diyemeyenler susardı…

19 yıllık AKP, Saray/AKP/MHP iktidarları bizim vicdanlarımızı söküp aldı; sanırım iktidarlarını da bu sayede bugüne dek ayakta tutabildiler… yoksa bir işçinin, köylünün elindeki cep telefonunu, ayağındaki ayakkabıyı, kafede içtiği bir bardak çayı dillerine dolarlar mıydı…? vicdanları sağlam olsaydı Selahattin Demirtaş, Osman Kavala hala daha tutuklu olurlar mıydı…? vicdanları olsaydı çok sayıda gazeteci, yazar, öğrenci hapiste olur muydu…? Madımak Katliamı’nın sanığı sağlık ve yaşlılık gerekçesiyle, mafya üyeleri Devlet Bahçeli işaret ettiği için hapisten çıkarılırken şair İlhan Çomak 27 yıllık tutukluğuna rağmen hala içerde olur muydu…?

devlet dediğimiz kendi kendine işleyen ruhani bir varlık değildir. hatta devlet ve onu yöneten iktidar tek belirleyen, tek düzenleyici, tek karar makamı da değildir, olmamalıdır… seçilmiş ve atanmış yönetenlerin ne için seçildikleri, ne için atandıkları sorusunun yanıtı en kaba biçimde ‘halka hizmet’ etmekse o zaman seçenlerin her zaman, her yerde ve her koşulda verecekleri tepkiler, söyleyecekleri sözler belirleyici olmak zorundadır… üstelik sağcıların (AKP ve MHP benzerlerinde zirveye çıkan) çoğunlukçu yaklaşımları yerine çoğulculuğun öne çıkarılması, ölçü alınması da zorunludur…

hepimiz yaşam pahalılığı karşısında yarınların kaygısını yaşıyoruz. oysa şimdi tam zamanıdır soru sormanın… 1980’lerden bu yana özelleştirmelerin yararlarını anlatıp bizi ikna etmeye çalışanlara, her mahallede bir milyoner yaratanlara ve her mahalleye AVM konduranlara, tekel niteliğindeki sektörleri özel sektöre devredenlere, hatta özelleştirmeden demokrasi çıkaracak kadar azıtanlara bu gün yaşanan yoksullaşmanın, işsizliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin neden olduğunu soralım… örneğin kamu kurumları özelleştirmek için söylenen ‘devletin sırtında kambur’, ‘vergiler buralara harcanıyor’, ‘verimsiz’ gibi gerekçeleri sıralayanlara; bugün iktidarın sermayeye aktardığı krediler, sağladığı vergi afları, varlık barışları devletin sırtında kambur değil mi? örneğin 2020 yılında elektrik faturasını ödeyemediği 194.097 abonenin elektriği kesilmiş… 2020 yılında 197 enerji şirketinin 37’si vergisini ödemezken 18’i eksik veya gecikmeli ödemiş. o zaman soralım; bu şirketlerin ödemesi gereken vergileri ödememesi devlete yük değil mi? çalışanların ücretlerinden, halkın tüketimi karşılığında toplanan vergilerin her geçen gün arttığı düşünülürse vergisini ödemeyen, kaçıran, eksik ödeyen şirketler kamu işletmelerinden daha fazla zarara yol açmıyor mu…?  (bir de bu çağda elektriksiz bırakılmış 194.097 ev ve ev içinde yaşayanlar… ya da elektrik faturasını ödeyemeyecek denli yoksul 194.097 hane…)

iktidarların aldıkları kararlar, yaptıkları ve yapmadıkları tümüyle sınıfsaldır. örneğin sıradan yurttaşlar olarak bir devlet bankasından kredi çeksek ve ödeme güçlüğüne düşsek gözümüzün yaşına bakarlar mı…? peki yandaş sermaye patronlarının milyarlarca liralık kredi borçlarını ödememesi karşısında ne yapıyor bankalar…? şimdi faiz oranları düşürülerek konut kredi faizleri de düşürülüyor. bankaların zarara uğraması pahasına yapılan bu saçmalık karşısında kamu kurumlarını devlete yük, verimsiz vb. diyerek özelleştirmeleri savunanlar nerede…?  Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank iktidar uğruna zarara uğratılıyor, daha da uğratılacak… ve görev zararı denilerek bizim vergilerimiz bunlara aktarılacak… o zaman iş yaratan, az da olsa ücret adaletsizliğini gideren, ucuza ürün sunan kamu kurumlarını niye özelleştirdiniz? ya da Tekel, TKİ, Çay Kur, Seka, Petkim, TTK vd. kurumları özelleştirmek için ileri sürülen gerekçelerden daha fazlası doğrudan iktidar eliyle yandaş şirketler için yapılırken neden susuyorsunuz…?  bazı ülkelerde emlak şirketlerinin ellerindeki konutların kamulaştırılması; sağlık, eğitim, ulaşım gibi hizmetlerin kamu eliyle yürütülmesi tartışmaları yoğunlaşmışken bizim de şimdiden bu konuları tartışıp, örgütlememiz zorunlu ve yaşamsaldır…

özelleştirme gerekçelerinden biri de bankamatik çalışanlarıydı; yani işe gitmeden maaş alanlar. o zaman soralım; hergün AKP’li birkaç kişinin 3-4 maaş aldığı bilgileri düşüyor. yani bankamatik çalışanı olmanın ötesine geçilmiş… bu konuda HDP’nin verdiği kamu kurumlarında çalışanlarının tek maaş almalarıyla ilgili teklif malum partiler tarafından reddedildi… ne 3-4 maaş alan utanıyor ne de veren… iyi de sözüm ona yetimin hakkını, kamunun yararını savunan, özelleştirmeci ve piyasacı tayfa neden susuyor…?

asgari ücret tartışmalarının yoğunlaşacağı bu günlerde ısrarla bunları dile getirmek zorundayız… tek başına açlık sınırı, yoksulluk sınırı, enflasyon tartışmalarının bir karşılığı olacağını sanmıyorum… iktidarın sınıfsal tutumunu geçmişten bugüne ve yaşadığımız sorunlar üzerinden dile getirmediğimiz sürece matematik hesaplamalar içinde bir veriden öteye geçemeyiz…

Bir Cevap Yazın

Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
311TakipçilerTakip Et
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Kamil Kartal idi. Kamil Bey ile NotaBene Yayınları'ndan çıkan Öyle Mi Alay Komutanı! Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...

YAZARIN DİĞER YAZILARI