Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Yoksulluk Şiddettir, Hakların İhlalidir

Yoksulluk şiddettir… İktidarların sermayeyle birlikte çalışanların, köylülerin emeğini çalmasıdır…

kapitalizm yarattığı düzen ve kurumlarla insan yaşamını doğrudan etkileyen olumsuzlukları gizlemekte, sorumlusu olduğu sorunları mağdurların üzerine yıkmakta beceriklidir… bunu eğitim sistemiyle, medyasıyla, rol model olarak sunduğu yaşam öyküleriyle, yasalarıyla, kültürüyle yapar. öyle bir an gelir ki eğer siyasi, ideolojik bir bilinciniz yoksa vicdanınızı söküp alır ve geriye et ve kemik yığını bırakır…

bu kadarla da kalmaz; örgütlü değilseniz, egemen toplum düzenine ve yaşam biçimine (istekler, beklentiler, işler, edimler vs.) kapılmışsanız bir zaman sonra kaçınılmaz olarak yaşadığınız ‘başarısızlıklar’ nedeniyle kendinizden ve size göre ‘başarılı’ olanlardan nefret edersiniz… et ve kemik yığını yok edici bir araca dönüşür zamanla…

3 yıla yakın bir zamandır yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz (emekçilerin, yoksulların krizi) buhrana doğru dönerken iktidar sözcülerinin, yandaşlarının, hatta ideolojik olarak iktidarı destekleyenlerin ‘açız’, ‘yoksuluz’ diyenlere, ‘geçinemiyoruz’ diye sokaklara çıkanlara yönelik saldırıları neyle açıklanabilir…? peki sırf AKP ve MHP’ye oy vermediği, kendisini muhalif olarak görenlerin iktidarı destekleyen kitlelere yönelik; “oh oldu”, “beter olun”, “acımıyorum” gibi sözleri nasıl açıklanabilir…?

yoksulluk şiddettir… iktidarların sermayeyle birlikte çalışanların, köylülerin emeğini çalmasıdır… bakmayın her şeyin yasal görünmesine… devlet aygıtıyla, paranın gücüyle, halkın birbirine düşürülmesiyle yaratılan ve sürdürülen bu düzende emeğimizin karşılığını, hakkımız olanı alabiliyor muyuz…? ya da hakkımız olan şu an aldığımız mıdır…? eğer ‘değil’ diyorsak o zaman hakkımız, haklarımız bir biçimde çalınıyor demektir…

örneğin Aralık ayının sonuna kadar asgari ücret tartışacağız… iddialar ve öneriler çok fazla. ‘3.500 lira olacak’ diyen de var, 4.000 lira olacak diyen de… soru şu; her gün en az 8 saat (çoğu zaman 10-12 saat) zamanımızı ve emeğimizi verdiğimiz iş karşılığı hakkımız olan nedir. buna biz değil de neden iktidar, sermaye ve (sarı) Türk İş yetkilileri karar veriyor…? neden ücreti alacak olanlara sorulmuyor…? elbette daha öncesinde çalışanların sendikal örgütlenmesi yasalarla güvence altına alınmışken sermayenin engellemelerine, sendikaya üye olanları işten atmasına neden bir iktidar yetkilisi, Çalışma Bakanlığı ses çıkarmaz…? asgari ücret tartışmalarında sözüm ona işçileri temsilen masaya oturan Türk İş bu duruma neden tepki göstermez…?

şimdi Asgari Ücret Komisyonu yasal bir komisyon olduğu için verdiği karar (zam oranı) meşru bir karar mı sayılır…? açlık sınırının 3.500 liraya dayandığı bir ülkede asgari ücretlilerin ve yüzbinlerce emeklinin 3.000 liranın altında ücret alması yasal olsa da doğru ve  meşru mudur? (bu arada iktidar yandaşı çok sayıda çalışanın, bürokratın 3-5 maaş aldığını da anımsamalıyız.)

ücreti miktar olarak tartışmak çoğu zaman yanıltıcıdır… ülkemizde hepten yanıltıcıdır. bir insanın yaşamı boyunca gereksinimi olan şeyleri düşünerek bakmak yeterli bunu anlamak için. hatta bazı şeyleri anımsayarak, vazgeçtiklerimizi gözden geçirerek bakmak daha yerinde olur. örneğin; asgari ücretle gün içinde, ay içinde, yıl içinde ve çalışabilirseniz emekli olduğunuzda neler yapabilirsiniz…? sağlıklı beslenemezsiniz… çocuğunuza yeterli ve gerekli eğitimi sağlayamazsınız… kronik bir hastalığınız varsa (bir de tedavisi veya ilacı yurt dışındaysa) sağlınıza kavuşamazsınız… gurbetçi ve evde tek çalışansanız yılda bir kez bile memleketinize gidemezsiniz… tatil yapamazsınız… ailenizle bir kafeye gidip çay içemezsiniz… kitap alamaz, sinemaya- tiyatroya vb. gidemezsiniz… bir ev sahibi olmanız, istediğiniz bir yerde oturmanız ise piyangodan büyük ikramiye çıkması sayılır…

yalnızca bu saydıklarımda sağlıklı ve dengeli beslenme hakkı, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkı, sağlık hakkı, seyahat/ulaşım hakkı, dinlenme ve eğlenme hakkı, kültürel gelişim hakkı, barınma hakkı ihlal ediliyor… düzeni değiştirmek ve siyaset yapmak istiyorsanız partiyi/derneği kursanız bile yer kirası, çalışmalar için gerekli harcamaları karşılayamayacağınız için bu hakkınız da yok demektir… fakat görünürde Anayasa ve yasalarda bu hakların önünde hiçbir engel yoktur… ve yaratılan düzen bunları gizlemek üzerine kuruludur… olmuyorsa bizim başarısızlığımız, bizim beceriksizliğimiz, bizim fırsatları değerlendiremememiz yüzündendir… gerçekten öyle mi…?

yukarıda bir kısmını belirttiğim bu vd. hakların üretim bölüşüm ilişkileriyle bağını yok mu sayalım…? demokratik ve siyasi hakların önüne çıkarılan engellerin, baskı ve zor aygıtlarının var olan üretim bölüşüm ilişkilerini sermaye lehine korumak için olduğunu görmeyelim mi? bu hakların kullanılmasını ortadan kaldıran koşulların özü açısından şiddet olduğunu söylemeyelim mi…? yönetenlerin ve varsılların yoksullara, ücretlilere karşı kullandıkları dil bile şiddet/baskı içermiyor mu…? bir işçiye, bir memura, bir köylüye ‘siz’ diye hitap eden bir siyasetçi gördünüz mü…? yoksulsan her yerde ‘sen’dir adın… sıradan, herkesin içinde bir parça ve eşit olmayansındır.… varsıl olunca, siyasetçi olunca ‘siz’dir adı… herkes içinde yer almayan, eşitler içinde ‘daha eşit’ olandır… kısaca yoksulluk; ücret hırsızlığı, emek hırsızlığı ve ömür hırsızlığıdır

diyeceğim odur ki yoksulluk ömür boyu süren baskı ve hak ihlali olmasının yanında ne yazık ki çocuklara bırakılan bir mirastır aynı zamanda… geleceğimiz, güvencemiz (hatta en ilkel haliyle soyumuzun devamı olan) çocuklarımıza yoksulluğu miras bırakıyor olmak! kendi içimde eziliyorum… üstelik yaşadığım kenti ve ülkeyi bana bırakıldığı kadarıyla bile bırakamadığım, geliştiremediğim için… kendi yaşamım boyunca ve yaşadığım dönemde sahip olduğumuz olanakları yarınlara taşıyamadığım için üzülüyorum…

istiyoruz ki insanlar doysun/ bağışla, yardımla değil/ boyunlarını bükmeden gururla/ istiyoruz ki yaşasın insanlar/ paylarına düşen ömrü/ ölmesin kadınlar, işçiler, çocuklar/ onurla karşılasınlar gelen günü

Bir Cevap Yazın

Emekli Maden İşçisi, Şiir Yazar
836BeğenenlerBeğen
733TakipçilerTakip Et
311TakipçilerTakip Et
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Kamil Kartal idi. Kamil Bey ile NotaBene Yayınları'ndan çıkan Öyle Mi Alay Komutanı! Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...

YAZARIN DİĞER YAZILARI