Komünist Manifesto’yu Hatırla(T)mak

“Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. Bir Dünya var kazanacakları.”

Bundan 173 yıl önce Komünist Manifesto yayınlandığında işçi sınıfının bir ”bildirgeye” ihtiyacı vardı. Ve belki de kaderin cilvesi mi bilmiyorum ama yazıldıktan bir gün sonra 1848 devrimleri patlak verdi. Manifesto, tüm zamanların en çok okunan kitaplarından birisidir. İlk yayınlandığından bugüne kadar dünya dillerinin birçoğuna tercüme edilmiş, binlerce kez yeniden basılmıştır. Manifesto, yazıldığı “sınıfa” düşman kesilenler tarafından sövülmüş, yasaklanmış, çarpıtılmış olmasına karşı hala daha yol göstermeye devam ediyor.

Komünist Manifesto’yu anlamak ve anlamlandırmak için elbette ki kendi tarihsel koşulları içinde değerlendirmek gereklidir. Hatta manifestoyu ”saldırı” olarak simgelersek ”gerileme” dönemi eserleri ile birlikte değerlendirmek günümüz mücadelesi açısından daha faydalı ve doğru olur.

MANİFESTO VE KAPİTALİZMİN DEĞİŞEN “KILIKLARI”

Manifestodan bu yana kapitalizm çokça ”kılık” değiştirdi. Sınıf kavramı ”genişledi.” Farklı ezilmişlikler ortaya çıktı. Kimlik-kültür-ekoloji gibi meseleler sınıf ile hatta daha önemli bir noktada ele alınmaya başlandı. Sınıftan kaçısın teorisinin yaygınlaştığı bir dönem oldu. Özellikle reel sosyalizm deneyimlerinin yenilgisi ile birlikte sınıf kavramı ve mücadelesi kimilerine göre ”tarihin çöplüğüne” atıldı.

O günlerden bu günlere gelindiğinde tartışılan birçok mesele göstermiştir ki marksizmin bu topraklarda daha fazla konuşulmaya ve tartışılmaya ihtiyacı vardır.  Komünist Manifesto’nun bir ”tabu” olarak değil bizatihi geliştirilmesi elzem olan bir temel eser olarak ele alınması gerekliliği ortadadır.

***

Komünist Manifesto 21 Şubat 1848 yılında Marx ve Engels tarafından yazıldı. Komünist Birlik tarafından görevlendirilen Marx ve Engels komünizmin ilk bildirgesini de kaleme almış oldular.

Manifestonun ilk sayfasında yazar olarak Friedrich Engels ve Karl Marx`ın isimleri birlikte yer alır ve ortak yazım şeklinde geçer. Marx`ın ölümünden sonra Engels, 1883 Almanca baskısının önsözüne şöyle yazar: ”Manifesto’ya egemen olan temel düşünce yalnızca ve tamamıyla Marx’a aittir.”

Komünist Manifesto ilk olarak 1848 tarihinde Londra`da Almanca koyu yeşil bir broşür olarak basılmıştır. İlk İngilizce çevirisini Helen MacFarlane 1850`de yapmıştır. 1872`den 1893`e kadar değişik önsözlerle tekrar basıldı: Marx ve Engels`in 1871 Paris Komünü deneyimiyle ilgili bazı düşüncelerini kapsayan bir önsözle, 1882 Rusça baskıya yazılmış bir önsözle ve Marx öldükten sonra Engels`in 1883 Almanca, 1890 Almanca, 1892 Lehçe, 1893 İtalyanca baskıya önsözleriyle birlikte.

1888 yılında Samuel Moore`un Engels ile birlikte yaptığı İngilizce`ye çeviri, en çok kullanılan İngilizce baskıdır. (http://tr.wikipedia.org)

SINIFA KARŞI SINIF

Bu kısa bilgiden sonra manifestonun yazıldığı dönemdeki siyasal durumlara bakacak olursak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Avrupa cadı kazanı gibi kaynamaktadır. Bir taraftan örgütlenme çabalarını sürdüren ve gittikçe güçlenen bir işçi sınıfı bir taraftan da azgın bir biçimde sömürüsünü sürdüren sermaye sınıfının varlığı.

Özellikle Büyük Britanya ve Belçika’da nüfusun önemli bir çoğunluğunu proleterya oluşturmaktaydı. Sanayi devrimi ile birlikte ”köyden kente” göçlerle bir ”işçileşme”dalgası var olmaktaydı. Yani burjuvazinin (siz onu örgütlü kapitalist olarak okuyabilirsiniz) sömüreceği yeni ”kaynaklar” artıyordu. Burada; ”burjuva sınıfın var oluş ve egemenliğinin temel koşulu, servetin bireylerin elinde birikmesi ve sermayenin oluşması ve çoğalmasıdır; sermayenin koşulu ücretli emektir.” (Karl Marx, 2007)

Marx, ücretli emekten bahsederken aynı zamanda koşulların bu sömürüye uygun hale geldiğini de belirtir. Buna karşılık işçi sınıfının (sayıca artan ) yer yer ”dernekler”, ”birlikler” kurduğundan bahseder. Ancak bu ”birliklerin” dağınık olmasının birçok nedeni olduğunu ifade eder. ”Her sınıf mücadelesi siyasal bir mücadeledir” derken burada bir ”merkezileşmenin”   önemine de değinir.

***

Komünist Manifesto adı üstünde bir bildirgedir, programdır. Sadece bilimsel temele dayalı ilk proleter devrimci program değil aynı zamanda kendisinden önceki ve sonraki hemen hemen bütün devrimci programlardan bir yönüyle ayrılmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir: Manifesto, talepler öne sürmekte ve hedefler koymakla yetinmemiş aynı zamanda bu talep ve hedeflerin neden ve niçin er ya da geç gerçekleşeceğinin mantığını oluşturmuştur.

”Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ve pleb, derebeyi ve serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbiriyle sürekli bir karşıtlık içinde bulundu ve kesintisiz bir biçimde bazen gizli, bazen açık, ama her seferinde tüm toplumun devrimci bir dönüşümüyle ya da mücadele eden sınıfların birlikte çöküşüyle sonuçlanan bir mücadele yürüttüler.” (Karl Marx, 2007)

Komünist Manifesto dünyanın en çok basılan eserlerinden birisi olmakla birlikte ”kutsal” bir eser değildir. Tüm diğer yapıtlar gibi döneminin tarihsel koşulları içerisinden değerlendirilmelidir.   Zaten bu esere daha sonraki yıllarda yazılan ”önsözleri” incelediğimizde ”değişiklikleri ve eklentileri” görmekteyiz.

Manifestonun yazıldığı dönemdeki işçi sınıfının içeriğini ve niteliğini incelediğimizde ”üretken olan emeği” görmekteyiz. Daha çok zanaatkarlardan oluşan bir işçi sınıfı. Ancak kapitalizmin ”gelişimi” ile birlikte sömürünün boyutları daha da artmış ve ”işçileşme” dalgaları meydana gelmiştir.

Sanayi işçisinin yanı sıra hizmet sektöründe çalışan işçiler açığa çıkmıştır. Tüm bu meseleleri de manifestonun güncelliği başlığı altında ifade edebiliriz.

GEÇMİŞİN İZİNDE “GELECEĞİ” ARAMAK

165 yıldır ”yenilenen” bir manifesto elbette ki mücadelenin ihtiyaçları doğrultusunda var olur. Bugün baktığımızda manifestoyu yazdıracak olan ”mücadelenin” niteliğinin ve derinliğinin analiz edilmesi elzemdir. Yani işçi sınıfı analizi. Yani kapitalizmin doğası gereği sömürdüğü diğer toplumsal alanların işçi sınıfı ile bağı. Temel meselemizin bu olması gerektiğini düşünüyorum.

Biliyorsunuz ki ‘-özellikle Avrupa’da- marksizmin ”eskidiğini”, ”yenilenmesi gerektiğini” söyleyen; sınıf kavramının artık bittiğini ifade eden; ”solcular” var. Ve ne yazık ki ideolojik anlamda bir ”hegemonya” kurmaya çalışmaktalar.

Marx’ın sınıf kuramına göz attığımızda toplumsal gelişmenin sınıf mücadelelerinin ürünü olduğunu görmekteyiz. Zaten manifestoda belirttiği üzere ilkel komünal evreden sonraki toplumların tarihinin sınıflar arasındaki mücadelenin ürünü olduğunu en yalın biçimiyle dile getirir. Sınıflar yalnızca toplumun anlaşılmasını sağlamakla kalmaz. Aynı zamanda onun değişmesini de sağlar.

Dünyada bir hayalet dolaşıyor hâlâ…

Ne olursa olsun, Manifesto’nun kapitalizm eleştirisi ve sosyalizm görüşü, kapitalizm var oldukça canlı kalmaya devam edecektir. (Wood, 2007)

Son söz yerine;

“Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. Bir dünya var kazanacakları.”

Kaynakça:

http://tr.wikipedia.org: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kom%C3%BCnist_Manifesto

Karl Marx, F. (2007). Komünist Parti Manifestosu. İstanbul: Yazılama.

Wood, E. M. (2007). Marx’a Dönüş. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz