Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Millet Değil Yandaşlar Yiyor

Hayat pahalılığı ve hızlı yoksullaşma karşısında çaresiz bir iktidar var karşımızda. Bu çaresizliğe devlet içindeki güç savaşlarını, belge/bilgi sızdırma yoluyla gemiyi terk edenleri, dış politikadaki yalnızlaşmayı da eklemek gerekiyor.

AKP’li Palu Belediye Başkanı Bekir Yıldırım belediyenin işçi alımında torpil yapıldığı iddiaları üzerine “millet dünyayı yiyor, biz beş kişiyi alıyoruz çok mu görülüyor” diyerek iktidarın özetini yaptı. Buna benzer açıklamalar KHK ile ihraçlar sırasında, kamu kurumlarına yapılan atamalarda vb. durumlarda ‘çalışacağımız personeli seçme hakkımız’ olmalı denilerek de yapılmıştı. Fakat ‘millet dünyayı yiyor’ sözü aynı zamanda bir itiraf ve yeme yarışında geri kalmama iddiasını da içeriyor.

Geçtiğimiz hafta TÜGVA belgeleri sızdırıldı. Kurulduğu günden bugüne dek iktidar/devlet gücüyle yaratılmaya çalışılan ve devleti tüm kademelerde ele geçirmeye yönelik olarak yapılan işlemlerin bir kısmı gün yüzüne çıkmış oldu. Daha doğrusu bilinen, varsayılan durum içerden açığa vurulmuş oldu. TÜGVA’nın doğrudan nüfus müdürlükleriyle bağlantı kurabildiği bir ağının olduğu, özel harekat, astsubay, subay sınav ve atamalarının buradan yapıldığı iddiaları önce suçlama biçiminde ‘içerden bilgi sızdırılmış; doğru olanlar da var’ denilerek kabul edilip bir gün sonra da tümden reddedildi.

Benzer iddialar SADAT içinde yapılmıştı. TSK içindeki terfi ve atamalarda üç yıl SADAT’ın belirleyici olduğu iddiası Milli Savunma Bakanlığı tarafından reddedilirken soruşturma açıldığı da belirtildi. Yani bakanlık reddettiği iddiaları soruşturacağını söylemiş oldu. AKP- Saray/AKP/MHP iktidarları boyunca gördüğümüz tek gerçek yandaş olmayan, boyun eğmeyen, görevinin hakkıyla yapan, muhalif olan herkesin dışarıda bırakıldığı, yok sayıldığı bir düzendir. Öyle ki TÜGVA belgelerinden anlıyoruz ki kamu personeli sınavlarından atamalara, öğrenci yurtlarında kimlerin kalacağından TV’deki para ödüllü yarışma programlarına eleman gönderip bu ödülleri kimlerin alacağına kadar bir doymazlık içinde ince hesap yapmışlar. 2011- 2012’lerde Milli Piyango çekilişleri başta olmak üzere bazı şans oyunlarda da benzer işler açığa çıkmıştı.

Son günlerde ortaya çıkan itiraf ve belge sızdırmaların asıl amacının haksızlığa karşı isyan değil sonu görünen Saray/AKP/MHP iktidarının sonrasındaki döneme hazırlık olduğu açıktır. Sedat Peker’in ifşa ve açıklamalarıyla görünürlük kazanan devlet içindeki iktidar/ güç çatışması ve iktidarın olağan yollarla toparlanamayacağının iyice belirginleşmesi üzerine gerçekleşen bu ifşa ve belge sızdırma eylemleri artacak gibi görünüyor. CHP’den sonra İYİ Parti sözcülerinin de siyasi cinayetler işlenebileceğine ilişkin duyum aldıklarını belirtmesi, Sedat Peker’in attığı twitlerde ‘artık Sedatçılar yok Sadatçılar var’ diyerek geçmişte halkın korkutulması, baskı altına alınması için yapılanları itiraf ederken, yapılabilecekleri de belirtmiş oldu. 18.01.2021 tarihli ‘Her Şey İktidar İçin’ başlıklı değerlendirmemizin alt başlıklarından biri ‘Sansür Olmazsa Kurşun’du. Ve “HDP’yi kapatma davasında ısrar eden MHP ile milletvekillerinin vekilliğini düşürmeyi, seçim yardımını kesmeyi öneren AKP bu konuda anlaşamıyor gibi görünseler de iktidarda kalmak gibi vazgeçemeyecekleri bir ortak noktaları olduğu unutulmamalıdır.” demiştir.

7 haziran 2015 genel seçimleri ve 1 Kasım’da seçimlerin yenilenmesine kadar yaşanan süreç de anımsandığında iktidarın ne pahasına iktidarı sürdürme, bırakmama çabası içinde olacağını söylemek mümkündür. Fakat iktidar da artık eski psikolojik üstünlüğünü yitirdiğini, gündem belirleyemediğini, günden güne eridiğini görüyor. Özellikle kurduğu ekonomik, siyasi düzenin yarattığı işsizlikteki artış, hayat pahalılığı ve hızlı yoksullaşma karşısında çaresiz bir iktidar var karşımızda. Bu çaresizliğe devlet içindeki güç savaşlarını, belge/bilgi sızdırma yoluyla gemiyi terk edenleri, elbette dış politikadaki yalnızlaşma ve sonuçlarını da eklemek gerekiyor.

Bu koşullarda sistem içi muhalefetin ‘biz iyi yönetiriz’ önermesinin gerçekte iyileştirmeden ibaret olduğunu görerek yaşamın her alanına müdahale edebilecek bir mukavemet hattı devrimci/ sosyalist bir savaşımı güçlendirmekle kalmaz sağın seçeneğinin sağ olduğu bir dayatmadan kurtulmamızı da sağlar. 06.9.2021 tarihli ‘Büyüme Değil Büyüklenme’ başlıklı değerlendirmemizde belirttiğimiz gibi; “Ülkemizde şu an direnen emekçilerin, çevre ve yaşam savunucularının, kadınların, öğrencilerin taleplerinin sınıfsal bir nitelik taşıdığı, direnişlerin Saray/AKP/MHP iktidarının politikalarına karşı olduğunu göz ardı etmememiz gerekiyor.”

YOKSULUN ÜZERİNDE TEPİNMEK

Saray/AKP/MHP iktidarı bulunduğu ortama, o anki gündeme ve halkın tepkilerine göre yalan söylemekte, bilgileri çarpıtmakta sakınca görmüyor. 17 Ekim Dünya Yoksulluk Mücadele Günü’yle ilgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yaptığı açıklamada 19 yıllık iktidarları süresinde yaptıkları sosyal yardımları açıklarken 2002’de 1,3 milyar lira olan yardımları 2020’de 69,3 liraya çıkardıklarını açıkladı. 19 yıllık iktidarın sonunda ülkemizdeki yoksul, yardıma muhtaç insan sayısının ne ölçüde arttığının en yetkili ağızdan itiraf edildiğini gördük.

Oysa bir yıl önce iktidar sözcüleri ‘yoksulluğu yendik’, ‘ülkemizde yoksul yok’ sözleriyle bu konuda söz söyleyenleri bastırmaya çalışıyorlardı. 4.10.2021 tarihli ‘İktidara, Yandaşa Sefa Halka Cefa’ başlıklı değerlendirmemizde; “Daha önce de belirttiğimiz bazı ilaçların SGK geri ödeme listesinden çıkarılmasıyla ilgili haberler de durumun emekçiler, yoksullar açısından ciddiyetini göstermeye başladı.” demiştik. 8 Eylül 2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği ve Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu Kararı ile 52 ilacın geri ödeme listesinden çıkarılması, 147 ilacın da 10 günde 1 kutu olarak sınırlandırılması kararı 15 Ekimde uygulamaya başladı. Analijezik jel, merhem, spreyler ve çocukların diş çıkarma döneminde kullanılan ağrı kesiciler, hatta covid-19 tedavisinde semptomların giderilmesinde kullanılan bazı ilaçlar da bu listede bulunuyor. Kısacası SGK artık bu ilaçlar için ödeme yapmayacak.

Halkı sağlığının ekonomik bir alana, tasarruf alanına dahil edilmesi ekonomik bir zorunluluk değil Saray/AKP/MHP iktidarının tercihidir. İtibardan tasarruf etmeyen iktidar halk sağlığını tasarruf alanı olarak görebilmektedir. İktidar geçmiş yıllarda da benzer uygulamaları tasarruf, eş değer ilaçların kullanımı gibi gerekçelerle yapmış, fakat kazanan ilaç şirketleri olmuştur.

İktidar benzer bir düzenlemeyi de muayene sürelerini beş dakika indirerek yaptı. Hekimlere beş dakikada bir hastaya bakacaksınız diyen iktidarın sağlıktan ne anladığını göstermektedir. Sağlıkta şiddetin sıradanlaştığı da dikkate alındığında beş dakika muayene hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanlarını hasta ve hasta yakınları tarafından daha şiddete uğramasına yol açacaktır. Ayrıca beş dakikada yapılacak muayenenin yetersiz, yer yer hatalara yol açacağı, hekimler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü ve baskıyı artıracağı açıktır.

Bu konuda Tabip Odalarının, Eczacı Odalarının görüşlerinin ve uyarılarının dikkate alınmaması da bir tercihtir. İktidar yalnızca ekonomik öncelikleri açısından değil, ele geçiremediği, denetim altına alamadığı hiçbir meslek örgütünü, sivil toplum örgütünü dinlememek, ciddiye almamak gibi bir eğilimi politik olarak sürdürmekte kararlıdır. Sağlık hakkımızın bile tasarruf konusu yapıldığı koşullarda sağlık emekçilerinin, eczacıların vd. meslek örgütlerinin yanında yer almak bir dayanışmadan çok sağlık hakkımıza sahip çıkmak için de bir gerekliliktir.

İktidar yerel uzantıları ve kamu görevlileri aracılığı ile özellikle İstanbul’daki atık kağıt toplayıcılarına savaş açmış durumda. Günlerdir sürek avı yapar gibi toplayıcıların depolarını basarak, gördükleri yerde çek çeklerine el koyarak haksız kazanç ve kamu zararına yol açmakla suçlamaktadır. Aynı iktidar Pandora Belgeleri’nde adı geçenler başta olmak üzere varsılların vergi kaçırmalarına ve bu yolla haksız kazanç sağlamalarına göz yumduğu gibi ucuz kredi,  Varlık Barışı, sigorta prim affı gibi yollarla da kolaylık sağlamaktadır. Deyim yerindeyse yoksula çöpün bile  çok görüldüğü bir saldırıyla karşı karşıyayız.

Gıda fiyatlarındaki artış ve halkın iyice belirginleşen tepkisi karşısında marketleri suçlayan iktidar marketlerde fiyat denetimleri yapılan görüntülerle, Tarım Kredi Kooperatiflerine market açtırma söylemleriyle durumu kurtarmaya çalışsa da akaryakıta, doğal gaza, elektriğe yapılan zamları açıklayamadığı gibi durduramamaktadır. Özel tüketim vergisi karşılığında gelen zamları faturalara yansıtmayan iktidar bunun da sonuna geldi. Bundan böyle başka bir kamu kaynağından finanse etmedikçe tüm zamlar faturaya yansıyacak. Kaldı ki geçtiğimiz hafta akaryakıt zamlarının uygulamaya geçeceği saatten önce akaryakıt istasyonlarının önündeki araç kuyrukları, bidonlarla fazladan yakıt almaya çalışanların görüntüleri haberlere yansıdı. Geçtiğimiz hafta 41 krş. zam gelen motorine siz bu satırları okuduğunuzda 23 krş. daha zam gelmiş olacak.

Ekonomideki çöküşün sorumluluğunu üstlenmeyen iktidar çözümü Merkez Bankası yönetimini değiştirmekte aramaya devam ediyor. Daha önce 2 yılda dört başkanı görevden alan Saray bu kez iki başkan yardımcısı ve bir PPK (Para Politikaları Kurulu) üyesini görevden aldı. Bu karar ve ardından gelen Suriye’ye operasyon yapabiliriz mealindeki açıklama sonrası dolar 9,25 TL oldu. Dövizdeki yükselişin enerji başta olmak üzere tüm tüketim maddelerine zam anlamına geldiği açıktır. Uluslararası piyasalarda akaryakıt, doğalgaz ve gıda fiyatlarındaki artışın süreceği dikkate alındığında önümüzdeki günlerde zamların daha can yakıcı olacağı, işsizliği tetikleyeceği açıktır.

Tüm bunların birbiriyle bağını kurarak örgütlemek ve örgütlenmek ertelenemez, biri diğerine tercih edilemez bir sorumluluktur. Birbirimize dayatmalarda bulunmadan, ortak öncelikler üzerinden geliştireceğimiz her ortak mukavemet yarınlar için bir kazanım ve bir mevzi olacaktır. Bu gerçekliğin daha fazla ötelenmesinin emekçilerin, yoksulların, işsizlerin daha fazla sisteme eklemlenmesiyle sonuçlanacağını görmek ve adım atmak zorundayız.

TALİBAN İKTİDAR İÇİN İBAN

Geçtiğimiz hafta Taliban heyeti Ankara’ya geldi. Alt düzeyde temsilciler olması bir yana gelenlerin 18’inin uluslararası terör listesinde olması, Taliban’ın şu anda bile terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen görüşmelerin yapılması iktidar ile birbirine benzemelerinden daha bir görev gibi görünüyor. Geçtiğimiz hafta G20 Olağanüstü Liderler Zirvesi’nin ana konularından biri Afganistan ve Taliban’dı. Bu toplantıda Afganistan’a insani yardımlar, göç, terör ve kadın hakları da görüşüldü. Bir çalışma grubu oluşturulması kararı sonrası Tayyip Erdoğan’ın çalışma grubunun başkanlığına talip olması şimdilik kabul edilmedi.

Ancak yalnızca Avrupa Birliği’nin 1 milyar Euro yardım açıkladığı, ABD’nin yardımları artırma sözü verdiği dikkate alınmalıdır. Toplantıda İtalya Başbakanı “insani krizle mücadele için Taliban’la temas kurulması gerekecek ama bu onları tanıma anlamına gelmiyor” sözü bu temasın Türkiye üzerinden gerçekleştirileceğini düşündürüyor. Yapılacak yardımlardan Afgan göçünden etkilenen ülkelerin de yararlanacağının açıklanması iktidarın Afganistan Taliban kontrolüne geçmeden önce Kabil hava alanında görev alma isteğinin devamı olarak görülmelidir.

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin Afgan halkının yaşadığı baskı ve şiddetten daha çok Rusya ve Çin’in bölgedeki etkinliğinin önüne geçmeyi, Afganistan’ın kontrol altında tutulmasını amaçladığını belirtmeliyiz. Taliban’ın batı için tehdit olmaktan çıkarılmasının yanında IŞİD’in etki alanının sınırlandırılması için Taliban’ın da kullanılacağını düşünebiliriz. Bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Ortadoğu politikalarında ABD’ye karşı Rusya’yı, Rusya’ya karşı ABD’yi kullanma kurnazlığı sona erdikten ve tutmaz hale geldikten sonra Suriye’de sıkışıklık yaşayan iktidar olduğu yerde tutunmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta iktidarın desteklediği cihatçı bir grup tarafından Türk askerlerine yapılan saldırılar bir göz dağı anlamı da içeriyor. Rusya ve Esad’ın Suriye’nin büyük kısmının kontrolünü sağlamaları, ABD’nin IŞİD’e karşı SDG’nin yanında durmaya devam etmesi ve en önemlisi de Suriye özelinde Rusya ve ABD’nin operasyon bilgilerini paylaşma kararları iktidarı köşeye sıkıştırmış durumda.

Bölgede ve komşu ülke ve halklarıyla barış siyasetinin öne çıkarılması, emperyalizmin Ortadoğu’daki sömürgeci politikalarına karşı halkların kardeşliğini, özgürlüğü, eşitliği ve dayanışmayı öne çıkarmak da önümüzde duran görevlerdendir.

Savaşa, Baskıya, Yoksulluğa Hayır

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haftalık Siyasal Durum Değerlendirmesi

4,216BeğenenlerBeğen
944TakipçilerTakip Et
6,269TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...