Mukavemet Koalisyonu

Türkiye siyaset zemininin artık toplumun yarısının ayakları altından kayıp gittiği bu günler, “gelenin gideni aratacağı” bir yolculuğun seyridir. Rota, halkın temsiliyetinin şirazesinden çoktan kaymış, “bunu da yapamazlar”ın tamamının ötesine geçmiştir

Bir gece yarısı, bir Saray Kararnamesi, öldürülen kadınların mezartaşları arasından soğuk bir yel gibi esip geçti.

Herkes ürperdi.

“Yapamazlardı.”

Yaptılar!

Kadınların “Ölmek istemiyoruz” çığlığına, iktidarın ve yandaşlarının yanıtı çok net oldu:

“ÖLÜN!”

Kadınları kimlerin neden öldürdüğünü hala anlamadıysanız, İstanbul Sözleşmesi’ni kimlerin kaldırılmasını istediğine, kimlerin kaldırdığına, kimlerin kaldırılmasına sevindiğine bir bakın.

Bakın, çünkü kadın cinayetlerinin politik olduğunun en açık delilidirler!

Tıpkı, Davutpaşa’da, Soma’da, Aladağ’da ve dahi Ermenek, Çorlu ve Sakarya’dan yükselen “adelet istiyoruz” çığlıklarına verilen yanıtlar gibi.

Zira adalet de politiktir!

Avukatların, acılı ailelerin, bir avuç namuslu gazetecinin çabası adaleti tesis etmeye ne yazık ki yetmiyor! Hâkimler değişiyor, savcılar değişiyor, kararlar değişiyor.

Çünkü hukuk da politikanın başka araçlar ile devamından öte bir şey değil.

Velhasıl, iktidarın her yaptığı ya da yapmadığının arkasında bir politik gerekçe, bir politik tavır var.

Nereye bakarsak bakalım yüzümüze vuran gerçek bu:

Dokunulan milletvekillerinde, kapatılmak istenen partide, seçilmişlerin yerine atanan kayyumlarda, değiştirilen il, ilçe sınırlarında, değiştirilmek istenen Anayasa’da, seçim sisteminde, Gezi Parkı’nın aktif bile olmayan bir Vakfa devredilmesinde, HES kararlarında, atılan nükleer santral temellerinde, kentlerin yağmasında, peşkeş çekilen kamu mülklerinde, beslenen yandaş sermayedarlarda, bütçenin hazırlanmasında, pandemi ile mücadelede, aşılamada…

İktidar, bir bütün olarak politik tercihlerinin somut karşılıklarını hayata geçiriyor. İktidar politik bir süreklilik içerisinde ülkenin milyonlarca insanına karşı yasalar çıkartıyor, lehine olan yasaları iptal ediyor, itiraz edenleri susturmaya, cezalandırmaya çalışıyor.

Bilinçli ve kasıtlı!

Her ne kadar tarih hükümlerini, “çürüyen diş, dökülen et!” olarak biçmiş olsa da sorun milyonlarca insanın yaşamı, geleceği açısından tarihin eleştirilerine bırakılamayacak kadar ciddi.

Kan, gözyaşı ve yas sinmiş bu toprakların artık havalanması, yeni tohumların ekilmesi gerek. / ekilen tohumların yeşertilmesi gerek.

PEKİ NASIL?

Tüm imkânsızlığın mümküne dönüştürüldüğü bugünlerde “hayatı ciddiye almak” için “o kadar da yapamazlar” “ilk seçimde gidiyorlar’ı” bir kenara atın. Türkiye siyaset zemininin artık toplumun yarısının ayakları altından kayıp gittiği bu günler, “gelenin gideni aratacağı” bir yolculuğun seyridir. Rota, halkın temsiliyetinin şirazesinden çoktan kaymış, “bunu da yapamazlar”ın tamamının ötesine geçmiştir. Sınırlar çoktan aşılmış, gelenekler yıkılmış, ileriye düşen her adım fersah fersah geriye gitmiştir. İktidar kendi tabanının murad ve taleplerini çoktan aşmış ve kendi küçük zümresinin taşıyıcısına dönüşmüştür.

Her kan kaybedişinin ardından temsiliyetinin dar ve radikal tarafına daha fazla yaslanmaya meil etmiştir. Ekonomideki engellenemeyen çöküşü faşizmin teknikleri ve yöntemleriyle makyajlamaktadır. Asli sorunlara tali gerçeklikler atamaktadır.

Tüm bunlara karşın dönüştürülmek üzere mücadelenin merkezine oturtulması gereken politikanın ta kendisidir.

Siyasetin değiştirilmesi, siyasetin değişimine yatırılan her türlü mücadele yatırımı, hukuk sisteminin çürümüşlüğünü, eğitim sistemindeki garabeti, sağlık sistemindeki kamusallıktan uzaklaşmayı, ekonomik alandaki topluma fatura edilen yoksullaşmayı, ekolojik yıkımı ve kadınların payına düşürülen ölümü ve cümlesini durduracak tek gerçektir.

İktidarın ve yandaşlarının ülkenin bir bölümüne adeta savaş açtığını, iktidarın siyasal alanda oluşmuş çeşitli koalisyonları, yan yana gelişleri toplumsal alanda bölmeye yönelik hamleler yaptığını görmeden parçalı, her biri çok kıymetli ama iktidarın bütüncül kötülüğü karşısında yetersiz kalan faaliyetleri birleştirmeye çalışmadan karanlık bir geleceğin bizi beklediği aşikârdır.

Kuşkusuz her sorun alanının kendi özgünlükleri ve muhatapları var ancak unutmayalım ki, her koyun da kendi bacağından asılıyor.

Her sorun alanı, sorunlarının kaynağı siyasal iktidar ile kendisi gibi başka mağdurlar ile birlikte politik bir mücadelenin öznesi haline gelmediği takdirde, kendi sınırları ve çözüm arayışı içerisinde kalmasından sürekli olarak bir çözümsüzlük üretecektir. İktidarın araç kompozisyonunun genişliği karşısında sıkışacak ve etkisizleşecektir.

Bugün sorun yaşayan herkesin, her bireyin sorun yaşamasının temel nedeninin mevcut siyasal iktidarın uygulamaları olduğunun bilincinde olarak, öyle seçimleri falan da beklemeden, bütün kuvvet ve olanakları “ortak bir siyasal mukavemet hattında” bir araya getirmeye çalışması kurtuluşumuz için zorunludur.

Ortak sorun kaynağına karşı bütünlüklü ortak bir mücadelenin inşa edilmesi çıkış yolumuzdur.

Asgari müşterekler üzerine inşa edilmiş bir ‘politik mukavemet hattı’ etrafında milyonlarca emekçinin, ezilenin, kadının, gencin, LGBTİ+’nın, ekolojistin, ‘mukavemet koalisyonunu’ oluşturarak/güçlendirerek aşağıdan çok yönlü, etkin bir siyasal mücadeleye girişilmesi temel önceliktir.

DEMOKRASİ, LAİKLİK, BARIŞ VE SOSYAL ADALET

Böylesi bir koalisyon, hangi asgari siyasal müşterekler üzerine inşa edilebilir?

Öncelikli olarak söylemek gerekir ki, iktidar hangi temel alanlara saldırıyorsa, güncel düzenleme ve uygulamaları hangi politik arka plan ile temelde kesişiyorsa oraya yığınak yapılmalıdır.

Koalisyonun temel siyasal taşıyıcılarını, hangi meselelerde kurulacak bir mukavemet hattı, siyasal iktidarı durduracak, geriletecekse onların karşısına dikmek gerekli.

Bunlar da:

Diktatörlük heveslerine karşı DEMOKRASİ

Siyasallaştırılmış İslam’a karşı LAİKLİK

Savaşa karşı BARIŞ

Yoksulluğun istismarına karşı SOSYAL ADALET olmalıdır!

Bugün Saray/AKP/MHP iktidarının karşısında milyonların taleplerinin demokrasi, laiklik, barış ve sosyal adalet talepleri altında toplamaya girişmek sair irili ufaklı yüzlerce talebin gözden kaçırılması ya da ertelenmesi manasına gelmeyecektir. Aksine, mevcut bütün toplumsal taleplerin siyasal iktidarın makro siyasal düzeyde geriletilmesine yöneltilmesi için daha çok çalışılması anlamına gelecektir.

Ülkenin dört bir yanında mukavemet koalisyonlarının inşa edilmesi, ayrı ayrı kanallarda akan, biriken irili ufaklı bütün taleplerin büyük bir nehirde toplanması için büyük bir çaba sarf edilmesi, her bir toplumsal talebin politik bir düzleme taşınarak yeniden formüle edilmesi gereklidir.

Türkiye’nin bütün demokrasi, laiklik, barış ve sosyal adalet yanlısı güçlerini (kendi toplumsal taleplerini içerecek şekilde) yan yana bütünlüklü bir siyasal mücadele bayrağı altında toplamadan, her şey çok daha kötü olacaktır…

- Advertisement -

Bir Cevap Yazın

1,566BeğenenlerBeğen
1,116TakipçilerTakip Et
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...