Yapay Zekâ İşimizi Elimizden Alacak

Yapay zekâ üzerine yapılan çalışmalara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Bilim insanları bu konuda ikiye bölünmüş olsa da yapay zekânın geleceğin dev sektörleri arasında en üst sıralarda olacağı şimdiden güçlü emarelerle karşımızda duruyor. Peki ya insan dehasının robotlara nakledildiği, hatta insanlardan daha ‘akıllı’ bu yeni dönem teknolojisinin dünü, bugünü nedir ve yarını ne olacak? Tüm bu sorulara yanıt aramak için doğal dil işleme alanında serbest danışmanlık yapan Bilgisayar mühendisi Dicle Öztürk ile bir araya geldik.

Yapay zekâ konusu oldukça tartışmalı bir alan. Kimi bilim insanları bunu tehlikeli bir serüven olarak adlandırırken kimi aksi kanaatte. Buna dair ne tür eğilimler var?

Fikirlerini ortaya koyan bilim insanlarının hangi alandan olduğuna göre değişir bu değerlendirmemiz. Genel olarak şunu diyebiliriz, doğa bilimleri ve teknoloji alanında çalışan bilim insanlarının görüşlerindense, her daldan spekülatörlerin, zamane fütüristlerin ve sermayenin seslerini ya da yankılarını duyuyoruz çoğunlukla. Çerçeveyi bu şekilde koyduğumuzda, iki belirgin eğilimi görebiliriz; birinci grupta, yapay zekâyı gözü kapalı benimsemiş görünenler, insanlığın ve dünyanın geleceğini tamamen robotların eline, iradesine bırakıp bundan bir rahatsızlık duymayanlar, bunu sorgulamayanlar veya sorgulamanın sonucunu iyimserliğe bağlayanlar. Öbür grupta da karamsar bir bakış açısının, insanlığa dair tehlikeli senaryoların üretildiğini veya alıcı bulduğunu, bu baş döndürücü teknolojik gelişmelere şüpheyle bakanların, olan biteni tartışmaya açmaya çalışanların olduğunu söyleyebiliriz.

10 YILDA PEK ÇOK İŞ ORTANDAN KALKACAK

Çok uzak gelecekle ilgili bilinmezlikler, öngörüler, düşler bir yana, biraz daha yakın gelecekte, belki 10 yıl içinde dünyada pek çok iş ortadan kaybolacak. Bu büyük bir sorun dünya toplumu açısından. Yapay zekânın, yapay zekâ içeren sistemlerin hayatı kolaylaştırması çok güzel ama işlerimizle, mesleklerimizle ilgili büyük değişiklikler olacak. Hem fiziksel, hem zihinsel işler için geçerli bu durum. Tamamen otomasyona geçen fabrikalar var. Otomatik diyalog sistemleri çağrı merkezlerinde çalışan insan sayısını azaltıyor. Muhteşem çeviri sistemleri, çevirmenleri artık birebir çeviridense proof-reading işlerine yöneltiyor. Yüz tanıma sistemleriyle bekçiliğe değil ama bekçilere ihtiyaç azalıyor. Tıpta tanı süreçlerine yapay zekâ da katılıyor, hatta çok çok iyi sonuçlar alınıyor. Bu gelişmeler, oldukları haliyle, işlevleriyle tüm dünya için iyi şeyler. İnsanlar için tekrar eden, sıkıcı, yabancılaştıran veya tehlikeli veya becerisinin yetmediği işlerin ortadan kalkması, bunları insanların da dâhil olduğu acı çekebilen canlıların yapmak zorunda kalmaması, bu yapılması gereken işleri acıdan -bildiğimiz kadarıyla- etkilenmeyen robotların yapması iyi, güzel ve doğru bir hat. Dünyamız için güzel, ışıklı bir gelecek görünüyor bu açıdan bakınca. Fakat iş ortadan kalktığında insanlar ne yapacak? İçinde yaşadığımız bu sistem sürecekse, tarihinin akıl almaz yıkıcılıklarla ve yoksulu, garibanı bireysel olarak da toplumsal olarak da darmadağın etmesiyle örülü olduğunu bildiğimiz bu sistem milyonlarca işsiz insanla ne yapacak? Sorunumuz bu ve bu bize ait bir sorun. Buna yapay zekânın yapacağı bir şey yok. Sorumlusu da yapay zekâ veya yapay zekanın ortaya çıkışı değil. Hepimiz için bir gelecek sorunu var ortada, tüm dünyada giderek artan güvencesizleşmeyi ilk sıraya alarak özellikle geleceğimizi daha dikkatle düşünmemiz gerekiyor.

TÜKETİCİLİĞE ZORLANIYORUZ

Bir diğer mesele, tüm bu sistemlerin insan deneyimine, büyük veri denen devasa toplama dayanması, sistemlerin gelişebilmesi, daha iyi sonuçlar verebilmesi, akıllanabilmesi için her zaman daha çok, daha güncel, daha rafine veriye ihtiyaç duyması. Bu veri akışının kaynağı, internette veya somut olarak yeryüzünde dolaşan, hareket eden insanların eylemlerinden, davranışlarından, bıraktıkları izlerden besleniyor çok büyük oranda. Ana gövde, gerçek deneyimden gelen veri. Bu bilgi, zaman zaman şirketlerle ilgili ortaya çıkan haberler, skandallarla birlikte, dünyada, özellikle batıda, mahremiyet tartışmalarını güçlendirmiş durumda. Web üzerinde izlenmenin yanı sıra taşıdığımız cihazlar ve dışsal güvenlik marifetleriyle, istemeden veya gönüllü olarak, dışarda, sokakta da izleniyoruz. İzlenmenin, gözetlenmenin devletlerin kendi güvenlik endişeleriyle ilgili olmasının yanı sıra, özellikle de dünyadaki dev sermaye grupları için ayrı bir anlamı var, o da büyük veri. Artık verinin yeni bir para birimine döndüğünden söz edenler de var, tartışmalara rastlamışsınızdır. Yani vaktiyle, mahremiyet konusunda, devlet ve sermaye gözünde birer sayıya indirgenmenin ve böylece izlenmenin yarattığı bir incinmeden söz edilirdi, beyaz dünya içinde. Şimdi umulmadık bir para birimi haline dönmenin, dolaylı bir ürün olmanın kaçınılmazlığından bahsediyoruz. Her durumda bu büyük veriye katkıda bulunuyoruz. Her aktivitemizle, her adımımızla ve artık bir sayı, bir kimlik numarası bile olmadan, sadece o makineden bu makineye akan bir veri, silikleşmiş, koca veri yığını içinde tamamen erimiş olarak. Bunun insana, kullanıcıya faydası ne? Karşılığında biraz daha iyi hizmetler, daha iyi arama sonuçları, bilgiye daha hızlı erişim alıyoruz. Maddi olaraksa veriyi elinde tutan, dolaştıran tekelin kazancının yanında bizimki ne olabilir? Bu büyük veri içine katılma, kullanılma meselesi önümüzdeki birkaç yılda muhtemelen daha sık tartışılacak, özellikle de pandemi nedeniyle artan izlenme, hassas veri paylaşımı gibi sorunlar yaygınlaşmışken. Fakat meselenin gözetim endişelerinin ötesinde daha somut ele alınması, web üzerinde yaptığımız ettiğimizle, tüketici olmadan bile ve bir taraftan tüketiciliğe zorlanarak yarattığımız değerin tartışılması önemli bir konu. Verinin dolaşımından doğan fetişizm, her şeyin sayılabilir, kullanılabilir olması gerekli mi, düşünmek gerekir bir taraftan, dünyanın gittiği yönü anlamak açısından.

Bir diğer tartışılan mesele, yapay zekânın bilişsel kapasitesi. Yapay zekânın yapabildikleri, insanın yerini alması, bir gün insandan bağımsızlaşması, kendi iradesine kavuşması gibi konular hayli revaçta. İnsan açısından, bize gerek kalmayacak mı gibi soruları doğuruyor ortalıkta dolaşan haberler, söylentiler, bir de fütüristik eserler. İnternetin dünyada hemen her alanı sarması, yaşamımızda nerdeyse vazgeçilmez bir yerde olması, ruhumuzda, zihnimizde ve tabii ilişki kurma biçimlerimizde epey değişiklik yaratmış durumda, bunlar zaten tartışılıyor, daha da su kaldıracak gibi görünüyor. Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla daha ne değişiklikler göreceğiz, bilişsel becerilerimiz tahribat mı alacak yoksa zenginleşecek, gelişecek miyiz, ihtiyaçlarımız nasıl değişecek, bir miktar spekülasyon beraberinde bunlar da tartışılıyor, düşünülüyor, konuşuluyor. İnsanlar, bu sistemlerle alışveriş içinde tembelleşti mi? Kendi hayatlarımıza, alışkanlıklarımıza bakarak da bir cevap verebiliriz buna. Felsefe, ekonomi, toplumsal bilimler alanlarında sıklıkla dillendirildiğini görüyoruz. İnsanın özgürlük sorununa gelip dayanıyor mesele yine.

YAPAY ZEKÂNIN ÖN YARGILI SONUÇLARI

Günümüzde yeni yeni yaygın tartışılan iki önemli konu daha var. Bunlardan biri, yapay zeka içeren güncel sistemlerin önyargılı sonuçları; bir diğeri de, tüm bu sistemlerin katkıda bulunduğu ekolojik hasar. Sistemlerin önyargılı sonuçları, kadınları, siyahları, azınlıkları, yoksulları pas geçen içeriklerden oluşabiliyor, sıklıkla karşılaşılıyor bunlarla, özellikle yaygın olarak arama motorlarında. Bu sistemler çoğunlukla beyaz erkeklerin elinde ve yönetiminde olduğu için, yani verinin filtrelenmesi, harmanlanması, zenginleştirilmesi, bütünen sistemin algoritmalar da dâhil geliştirilmesinde ve karar süreçlerinde baskınlıkları nedeniyle, sistemlerin sonuçları da beyazdan, erilden yana olabiliyor ve tabii yapay zekânın referansı olan, kabaca söylersek taklit ettiği dünya ve ondan gelen veri zaten beyaz ve erkek. Araştırmacılar arasında da, yaygın medyada da tartışılıyor bu konular. Herhalde çoğalan farkındalıklarla, kadınların, siyahların üretimde var olması ve kararlara katılımıyla tatsızlığı az çok giderilebilecek sorunlar bunlar.

ÇALIŞMALAR EKOLOJİK TAHRİBATA YOL AÇIYOR

Diğer konu ekolojik endişeler. Yeni yeni tartışılan, henüz teyakkuzda olunmayan ama önemi fark edilmiş bir mesele. Daha iyi, daha keskin sonuç veren bir sistem elde etmek için daha güçlü bilgisayarlarda, daha fazla parametreyle, daha farklı yollar denemek gerekiyor ama bu denemelerin (bilgisayarda çalışan bir program olarak deneylerin) karbon ayak izinin çok yüksek olduğunu söylüyor çalışmalar. Yani bir sistemde yapılmak istenen minicik bile bir iyileşmeye dönük deneylerin gittikçe tükenen dünyamıza maliyeti epey yüksek. Biraz karmaşık bir derin öğrenme sistemini (tek bir deneyinin sonucunu almak nerdeyse bir hafta sürebilen, iyi bir otomatik çeviri sistemi örneğin) çalıştırmak için, sadece tek bir deney için bile, ortaya çıkan karbon salınımının motorlu araçlarınkine, tek kişi için bir transatlantik uçuşunkine vs. denk çıktığına dair bulgular var. Bir deneyin ne sıklıkta, kimin tarafından yapılabileceğine dair para ve zaman dışında bir kısıt da yok, benim bildiğim. Muhtemelen, yapay zekânın insanın yerini alacağı işler açısından bu maliyetler de önümüzdeki süreçte düşünülecektir. Donanım maliyetini düşürmek üzerine çalışmalar ve yanı sıra duyarlılık çağrıları başlamış durumda. Çeşitli önlemlere, belki yasal kısıtlara başvurulacaktır. Önümüzdeki günlerde etkilerini ve neler yapıldığını göreceğiz. Dünyamız, yapay zekânın yıllar sonrasına dönük hedeflerini acele etmeden misafir edecek kadar uzun ömürlü olur umarız.

İŞSİZLİK ZAMANA YAYILARAK ÇOĞALACAK

Korkmalı mıyız peki yapay zekâdan/robotlardan?

İşsizlik tek başına, tek tek bireyler için bu kadar şiddet yüklüyken, kitlesel işsizlik tabii ki çok korkutucu. Çok sayıda firmanın kendi ölçeklerinde çalışan sayısını azalttığını biliyoruz, duyuyoruz. Büyük şirketlerde yüzlerce insanın aşama aşama işten çıkarıldıklarını, buralardaki çalışan insan sayısındaki azalmanın kalıcı olduğunu ve yerlerinin otomasyonla doldurulduğunu okuyoruz. Elbette yüzbinlerce insan bir günde, bir haftada işsiz bırakılmayacak. Zaman içinde, çok fazla sayıda insanın işsizliğine tanık olacağız veya işsiz olduklarını fark edeceğiz. Birikimsel bir süreç işleyecek. Bu süreçler dünyadaki kaynakların paylaşımıyla ilgili, büyük oranda. Bunu aşmak için, neden ve nasıl dünya hepimize yeter diyemediğimizi düşünmek, tartışmak gerekiyor. Çalışma saatlerinin azalması için çabalar, niyet beyanları, tartışmalar artmış durumda. Son yıllarda olası işsizliğe karşı temel vatandaşlık geliri gibi önerilerin tartışıldığını görüyoruz. Bu yıl karantina döneminde de böyle bir gelirin aciliyetini zaten tüm dünya tecrübe ettik ki karantinanın kalıcı olmaması gibi bir ihtimal var. Yakın gelecekte yapay zekâ ile işler nasıl dönüşecek, elbette şimdiden düşünmek, hazırlanmak lazım.

Bir alana, bir mesleğe yıllarca zihinsel, duygusal olarak yatırım yaptıktan sonra günün birinde bir robotla değiştirilebilme ihtimali insanlar için elbette yaralayıcı bir durum. Kişisel ve toplumsal olarak hazırlıklı olmak gerekiyor. Değiştirilme, birbirinin yerini alma seçeneğindense, üretimde yapay zekânın insanla tamamlayıcı olması her anlamda işimizi biraz daha kolaylaştıracaktır.

Yaşam alışkanlıklarımız, düşünme ve insani ilişkilerimiz açısından etkileneceğimiz aşikâr. İnternetin yaygınlaşmasıyla bilgiye erişimin kolaylaşmasının getirdiği üretkenleşmenin yanı sıra bir tembelleşmenin gözlemlendiği söyleniyordu, yapay zekânın yaratacağı kolaylıklarla alışkanlıklarımız nasıl değişir, insanlık bir devrim mi geçirir, gelişmelerin akıl almazlığıyla dijital olanakları tamamen reddeden bir noktaya mı varırız, henüz belirsiz.

Geliştirme sırasında, araştırmalarda, deneylerde yapılan, insanla robotu karşılaştırmak, ikisini bir tür yarışa tutmak. İleride bu değişir mi, yeni bir geliştirme şeması gelir mi, bilmiyoruz. Ama güncel olarak, toplumsal açıdan bu böyle olmak zorunda mı, insanla robot yarışmak zorunda mı? Bunları düşünmek gerekir. İnsanlar şiir yazıyor, besteler yapıyor, filmler çekiyor, teorik bilgi üretiyor, konuşuyor. Yapay zekâ da az çok yapabiliyor bunları. Yapsın, ne iyi. Hepsi birer deneme, yapay zekânın varacağı yerler, sınırlarıyla ilgili birer test. İnsanla aynı saikle yapmıyor ki yapay zekâ bunları. Tüm bunlar, insan için, insanın yaratımı için birer engel mi? Herhalde değil, insanın huzurlu ve doygun yaşadığı, kendini, yaşamını tehlikede hissetmediği koşullarda büyük ihtimalle, değil. Sonuçta robotlar da insan yapısı.. Bu alandaki tartışmalar, bizim yaratıcılıkla ilgili sorunlarımızdan, yaratımla ilişkimizin çarpıklığından kaynaklanıyor olmalı. Şimdiden bu kadar kaygılanmak yerine, yapay zekânın açtığı olanakları kullanmak, bu yepyeni elverişliliklerin tadını çıkarmak, yaratıcı, düşünen insan için herhalde hem kolaylaştırıcı, hem iyi olacaktır. Yapay zekanın insanı tahtından etmesi sorunu açısından, insanın kendi yaratım ve üretim sürecinde, kendi sınırlarını, ufkunun genişliklerini tanıma becerilerini dışsal bir zekaya, yapay zekaya tahvil etmeden, merakını, hayret duygusunu kaybetmeden, eylemini sürdürmesi, herhalde robotla akıl sahasında yer paylaşımı sorununu hafifletebilir. Yapay zekânın yıkıcılık ihtimaline gelirsek, robotların kentler, devletler kurup insanı yok etmesi, insana, değerlerine zarar vermesi gibi sorunlar da yine insanın insanla ve doğayla problemlerinin uyanıkça geçiştirilip uzak bir gelecekte olabilecek şeylerle oyalanma oyunu olabilir mi diye düşünmek gerekir, bence. Günümüzde savaşlar, kıyımlar bitmiş, ortadan kalkmış gibi, yıkıcı yapay zekânın kökeni insanın ilişki ve üretim evreni değilmiş, robot varlığı uhrevi bir şeymiş gibi bunları tartışmanın nasıl bir rahatlatıcılığı, insanlığa nasıl katkısı var bilmiyorum.

Geçmişte iki dünya savaşı gördük. Bugün halen dünyanın çeşitli yerlerinde savaşlar irili ufaklı devam ediyor. Yapay zekânın geleceği  bu amaçla kullanımda da çok ön planda. Yapay zekâ bizi en çok bu anlamda korkutmalı mı?

Elbette. Tüm dünyada savaş karşıtı insanlar bir araya geldiler ve savaşa karşı bir baskı gücü oluşturdular da mı korkmayalım? Veya birer silah olarak üretilmiş robotlar biz savaşmıyoruz mu diyecek? Sonuçta her dönem kendi tekniğini getiriyor, bir öncekini ilerletiyor ama her durumda savaş yıkıcı, ölümcül. Savaşlar sürdüğü sürece silah teknolojisi güçlenecek, ilerleyecek; teknoloji ilerlediği sürece de savaşlar şekil değiştirecek. Umarız bu yarış da yakın gelecekte bir gün biter.

Sermayenin elindeki yapay zekâ ile on yıl sonra nasıl bir değişim ile karşı karşıya olacağız?  

Hala sermayenin elindeyse herhalde yine bugünkü gibi çalışmak zorunluluğuyla baş ediyor, hayatın zorluklarıyla boğuşuyor, yine acı çekiyor oluruz, bugünkü kadar mı olur, daha fazla mı olur, bilinmez. Üretim şeklinin neye evrileceği üretim ilişkilerine bağlı. Nasıl yaşayacağımıza, nasıl ve neler üreteceğimize biz karar vereceksek bunun adımlarını atmak zorundayız.

YAPAY ZEKÂ TIPTA YÜZ GÜLDÜRECEK

Teknoloji açısından bu soruya bakarsak yapay zekânın tıptaki araştırmalara, teknolojilere önemli katkılarının olacağını söyleyebiliriz, pek çok hastalığa çare bulunmuş olacaktır. Yaşamımız teknik olanaklarla biraz daha kolaylaşacak. Tarif uyduran, yemek yapan robotlar şimdiden piyasada. Şoförsüz araçlar geniş, planlı caddelerde yaygınlaşacak muhtemelen. Birer arkadaş olarak robotların çoğalacağını da söyleyebiliriz. Zaman içinde avukatlık da dâhil edebiyat-dışı çevirmenlik, belli hizmet işleri gibi pek çok mesleğin ortadan kalktığını, bunların çok büyük ihtimalle çok fazlasını da göreceğiz. Görüntülü ve sesli içeriğin çoğaldığını, giderek çoğalacağını ve görüntü işlemede çok ilginç gelişmeler olduğunu görüyoruz. Belki yakın gelecekte yazı dediğimiz şey kaybolacak, kim bilir.

Son soru.. Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapay zekâ bakanlığı kuruldu ve bir yapay zekâya da vatandaşlık verildi. Türkiye’de neler yapıyorlar?

Birleşik Arap Emirlikleri, sayısız yazılım firmasına ev sahipliği yapan Dubai’yi de içeren, çok zengin bir ülke. Böyle bir bakanlık kurmaları ve bir robota vatandaşlık da vererek frapan bir duyuru yapmaları oldukça tutarlı; bir cumhuriyetleri bile yok dense de, denmese de zengin bir ekonomi her durumda belirleyici.

UMUT VAR

Türkiye’de üniversitelerde önemli lablar, gruplar, çalışmalar var ama aralarında bir örgütlülük, bütünlük yok, benim görebildiğim. Böyle olunca da çalışmalar parçalı, birbirinden habersiz, görece kısa vadeli oluyor. Buralarda araştırmacı olarak çalışmanın geliri çok düşük, sanki gönüllü bir iş yapılıyor gibi, böyle olunca da durgunluk kaçınılmaz. İnsanlar çok doğru bir tercih yaparak yurtdışına gitmeyi seçiyorlar, sadece bilimsel faaliyetleri için değil yaşam koşulları için de. Bu arada, birkaç üniversitede yapay zekâ üzerine bölümler açıldı, birkaç yıldır öğrenci alıyorlar. Yine Türkiye’de endüstride durum üç-dört yıl öncesine göre epey değişti; artık yapay zekâyla ilgilenen, buna dönük yazılımlar üreten çok sayıda firma veya firma içi gruplar, birimler var. Büyük çoğunluğunun artık bir veri bilimci veya yapay öğrenme uzmanı/mühendisi gibi tanımlarla yapay zekâyla ilgilenen insanlar aradığını, işe aldığını görüyoruz. Dünyadaki trendlere uygun olarak burada da veri bilimi denen alan epey popülerleşti. 2000’ler ortası ortaya atılmış ve bırakılmış bir kavram olduğu söyleniyor, son beş-altı yıldır tüm piyasayı ele geçirdiğini görüyoruz. 2010’lar itibariyle, özellikle 2014 sonrası artan işlemci kapasitesiyle yapay sinir ağlarındaki büyük gelişmeler yapay zekânın gündeme oturmasını ve bu alanda hem bilimsel hem ticari üretimin büyük artışa geçmesini sağladı. Çok kısa sürede de veri bilimci diye bir iş tanımı oluştu; veriyle ilgili hemen her işi yapabilme, yapay öğrenme algoritmalarını iyi bilme, kullanabilme, istatistikle de aşina olma, iyi kod yazma ve mümkünse web’le ilgili işlere de hâkim olma gibi beceriler sıralanıyor bu tanım altında. Kurslar, online eğitimler, youtube veya başka platformlardan izlenebilecek dersler, alınabilecek sertifikalarla Türkiye’de de dünyada da insanların bu alana yöneldiğini görüyoruz. Genel olarak, çok büyük değişimler, çok fazla gelişme var. Tüm dünyada daha fazla insanın katılımının bu alanda ve başka alanlardaki bilgi paylaşımının, üretiminin demokratikleşmesini sağlayacağını, gençlerin yaratıcılığının çoğalacağını umut edebiliriz, umut var.