Perşembe, Mayıs 26, 2022
spot_img

İslamcıların Ensar Palavrası

Tarih aynen tekerrür etmez; ama benzer olaylarda benzer sonuçların ortaya çıkışı neredeyse kesindir. Sık sık Ensar olmaktan söz edenler Medineli Ensar’ın kendi yerlerinden yurtlarından edildiğini, sürüldüğünü, hatta katliama uğratıldığını bilmezler mi acaba? Bal gibi bilirler.

“Biz Ensarın ne olduğunu Muhacirin ne olduğunu Peygamberî metot olarak çok iyi biliyoruz. Peygamber muhacirdi ama Ensarla kolkolaydılar.”

AKP Başkanı Sayın Erdoğan’ın sıkça vurguladığı bu ve aşağıdaki sözleri yine gündeme getirdi ENSAR’ı. “Suriyeleri sığınmacılar bizim muhacir kardeşlerimizdir, biz onları Ensar gibi kucaklayacağız.” Suriyeli sığınmacılarla ilgili son çarkını yapmadan önce benzer anlamdaki sözlerini “Onları göndermeyeceğiz” diyerek bir kez daha söyledi Erdoğan.  Sonra Devlet Bahçeli’nin biraz da mecburen yaptığı açıklama ile hemen çark etti ve “Onurlu gönderilme” gibi sözler söyledi.

İslam tarihini en eski kaynakları yeterince bilmeyen özellikle de kendilerini sosyalist ya da Kemalist sayan, İslam Tarihinin Hz. Muhammed ve Dört Halife dönemini sadece kulaktan dolma bilgilerle değerlendiren siyasetçi ve aydınlar çok olunca ne yazık ki Erdoğan gibi siyasetçiler meydanda istedikleri gibi ay oynatıyorlar. Oysa araştırarak, sorgulayarak düşünen her insan, atın topal; süvarisinin de yeterince bilgili olmadığı gibi tam bir demagog olduğunu hemen anlıyor. Bu yüzden de sık sık çark edişlerine tanık oluyor herkes. Ama biz bu yazıda Sayın Erdoğan’ın üstüne basa basa göndermeyeceğiz dedikten üç beş gün sonra tam tersi düşünceleri savunuşunu değil ENSAR’ı ele alacağız. Hani şu küçük çocuklara tecavüzle gündemde uzun süre kalan ünlü vakfa da ad olan Ensar’ı.

Ensar, İslam Tarihinde Mekke’den göç etmek zorunda kalan Peygamber ve öteki Müslümanları Medine’de karşılayan; onlara, kapılarını açan Medineli insanlara deniliyor. Göç eden Peygamber ve arkadaşları da Muhacir olarak adlandırılıyor. Zamanla Ensar ve Muhacir kavramlar adeta İslam’a özgü dayanışmanın anahtar sözcükleri oluyor. Peki, tarihsel gerçek ne? Ensar Muhacir gerçekten dostça mı yaşadılar; bu dostluk her dönem ve koşulda devam etti mi? İslamcılar özellikle de İslamcı siyasetçiler olayı bu yönünü gündeme getirmezler, getirmek istemezler.

İşte İslam Tarihinin en eski kaynaklarından Ensar-muhacir ilişkisi ve Ensar’ın hazin hikâyesi:

Hz. Muhammed 610’da Peygamber olduğunu ilan eder ve tebliğe başlar. Mekke’deki en büyük desteği eşi Hatice ve amcası Ebu Talip’tir. Ancak yaklaşık 12 yıl boyunca Mekke’de tebliğ çalışmasına rağmen Hz. Muhammed çok başarılı olamaz.

620 yılı Hz. Muhammed için oldukça önemli olayların yaşandığı bir yıl olur. Önce amcası Ebu Talip sonra eşi Hatice vefat eder. Böylece Peygamber iki önemli destekten yoksun kalmıştır. Siyer kitaplarında anlatılanlara göre o güne dek Peygambere yönelik tüm baskılara göğüs geren Ebu Talip’in ve ona maddi-manevi bütün gücüyle destek veren ilk eşi Hatice’nin vefatı Hz. Muhammed’i yeni hamiler ve eş aramaya yöneltecektir. Önce Sevde binti Zem’a ile evlenecek hemen ardından da en büyük destekçisi, en samimi arkadaşı Ebu Bekir’in 6-7 yaşındaki kızı Ayşe’yi ondan isteyecektir. Ebu Bekir “Sen benim kardeşimsin ama! “dese de “Sen benim dinen kardeşimsin. Bu, kızınla evlenmemize engel değildir.” gibisinden sözlerle Ebu Bekir’i ikna eden Peygamber, Ayşe’yle nişanlanacaktır. 3 yıl sonra da Medine’de gerdeğe girecektir. Peygamber, Mekke’de İslam’ın yeterince gelişemeyeceğini görünce önce Taif’e gider ve Taiflilerden kendisine destek olmalarını ister. Ancak destek göremediği gibi büyük bir tepkiyle de karşılaşır ve Taif’ten kaçmak zorunda kalır.  Taif’te umduğunu bulamayan, düşünmediği derecede kötü karşılanan Hz. Muhammed yılmadan tebliğe devam eder. 620 yılının hac mevsiminde Medine’den gelen Hazrec kabilesinden insanlarla görüşür. Onlardan birkaçını Müslüman olmaya ikna eder. O sıralarda Medineli Evs ve Hazrec kabilelerinin kendi aralarında yaşadığı Buas savaşının izleri iki kabile arasında devam etmektedir. Peygamberin, hem kabilecilik anlayışını reddeden; mümin ve Müslüman olmayı bütün değerlerin üstünde tutan anlayışı hem de Yahudilere yönelik sıcak mesajları Medinelilerde yansıma bulacaktır. Böylece Akabe biatları gerçekleşecektir.

Medinelilerle yapılan Akabe biatları sonrasında Peygamber Medine’de düşüncelerini yaymaya elverişli bir ortam bulunduğuna inanır ve Medine’ye göç kararı alır. Böylece Müslümanlar, İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Mekke’den Medine’ye hicret etmeye başlar. Dünya tarihini önemli ölçüde etkileyecek bu olay İslam literatüründe HİCRET olarak adlandırılır. Hicret, sonraki yıllarda da Halife Ömer tarafından İslamî tarihin başlangıcı kabul edilir. İlginç olan şudur: Bu olay bir hicret olarak adlandırılır; ama anlatılanlar bir hicretten daha çok bir KAÇIŞ’tır. Özellikle Peygamber’le arkadaşı Ebu Bekir’in Sevr mağarasında saklanmalarını anlatan hadisler olayın bir kaçış olduğunu somutlaştırır.  Göç sürecinde Mekkelilerin tavrı da ilginçtir.  Öteki Müslümanların göçünde Mekkeliler herhangi bir müdahalede bulunmazlar. Ancak Hz. Muhammed’in göçüne engel olmak isterler. Hatta aralarında toplanıp onu öldürme kararı da alırlar. Hz. Muhammed ve Ebu Bekir’in biraz mucizevi biraz menkıbevi kaçış öyküsü Medine’ye sağ salim ulaşmalarıyla sonuçlanır. Medine’ye göç eden Müslümanlara MUHACİR denilecektir. M.Watt’a göre yazın sıcağında 9 günde yaklaşık 500 km yol yürüyerek Medine’ye göç eden Müslümanların sayısı yetmiştir.[1]  Bu yetmiş MUHACİR bir süre takdire değer bir dayanışma ile Medineli ENSAR denilen Müslümanların yanında kalacaklardır. Muhammed Hamidullah hicret sonrasında Mekkeli 186 ailenin Medineli Müslüman ailelerle birlikte kaldığını belirtir. M. Hamidullah Medine’de bir o kadar Yahudi bulunduğunu, ayrıca İslam’ı kabul etmemiş Araplarla birlikte nüfusun hicretin 1.yılında 10.000’den fazla olabileceğini söyler. Nuh Arslantaş, “Hz. Muhammed’in Medine’ye hicreti sırasında şehir nüfusunun çoğunluğunu Yahudiler oluşturuyordu.” der.[2] Sorgulama 2

Peygamber ve ashabı (arkadaşları) Medine’de Medineli Müslümanların yanlarında kalırlar. Peygamber bir süre Ebu Eyyüb el-Ensari’nin evinde kalır. Ancak bu, daha sonra doğal olarak sıkıntılar yaratacaktır.  Çünkü her şeylerini Mekke’de bırakmış muhacirlerin yeni geçim yolları sağlamaları gerekir ve bu çok da kolay değildir. İşte tam bu sırada Müslümanların müşrik Mekkelilere karşı savaşına Allah’tan izin çıkar ve şu ayetler nazil olur: “Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.  ” Müslümanlar artık seriye ve gazveler aracılığıyla özellikle müşrik Mekkelilerin yollarını kesmeye, kervanlarını yağmalamaya başlarlar. Özellikle Bedir‘de Ebu Süfyan başkanlığındaki Mekkeli müşrik kervanının yağmalanması amacıyla yola çıkan Müslümanlar Bedir’de Mekkeli müşrikleri bozguna uğratınca önemli bir güç olmaya başlarlar. Daha sonraki gelişmeler hep Hz. Muhammed’in daha çok etkinlik ve önem kazanmasına yol açar. Nihayet Peygamber M632 yılında vefat eder. Ensar’ın hazin sonu da o zaman başlar. İşte İslamcıların anlatmadıkları, yok saydıkları tarihsel olaylar bundan sonra gelişir.

Ensar’ın karşılaştığı ilk acımasız Muhacir tavrı Peygamber’in vefatıyla birlikte yaşanan lider kim olacak sorunudur. Yani ilk halifenin belirlenmesi sürecidir.

Ensar, Hz. Muhammed’e Mekke’den kovulduğu zaman Medine kapılarını açan, onu ve arkadaşlarını bağırlarına basan insanlardır. Yeni liderin ya da halifenin belirlenmesi için bunlar Beni Saide gölgeliğinde/çardağında toplanırlar. Halifenin Ensar’dan olması gerektiğini öne sürerler. Sa’d bin Ubade, halife adayıdır. Sa’d halifeliğin Ensar’ın hakkı olduğunu şu sözlerle anlatır:

“Ey Ensar topluluğu, sizin öyle bir geçmişiniz ve İslam’da öyle bir üstünlüğünüz var ki bu Araplardan hiçbir kesime nasip olmamıştır. Resulullah, Mekke’de kendi kabilesi içinde on yıldan fazla kalıp onları Allah’ın dinine davet etmiş, fakat Kureyş’ten çok az kesim dışında kimse İslam’a girmemiş ve iman etmemişti. Sayıları çok az bu müminler, Resulullah’ı Mekke müşriklerinin zulüm ve işkencelerine karşı koruyamamıştı. Sonunda Cenab-ı Allah İslam’daki faziletinizi murat edince sizi, Resulullah ile yakınlaştırdı ve olaylar size doğru sürüklenmeye başladı. İman etmeyi size nasip kılan Allah, Resulünü ve arkadaşlarını koruma görevini de size nasip etti. İslam dini ve peygamberini koruyup yüceltmenize fırsat verdi. İslam’ın düşmanlarına karşı yapılan cihat fırsatının büyük payını size yükledi. Böylece bütün kabileler, mücadelemiz sayesinde İslam’a ve Peygamber’e bağlandı. Cenab-ı Allah, Resulünün ruhunu alıp onu aramızdan uzaklaştırdığında sizden hoşnuttu. O halde bu yönetim işi herkesten çok sizin hakkınızdır. Buna kendinizi layık görüp olaya sahip çıkmalısınız.”[3]

Sa’d b. Ubade’nin bu konuşması ne yazık ki Ensar’ın Medine yönetimini ele almasını sağlayamayacaktır. Ebu Bekir, Sa’d’ı biata davet ettiğinde Ensar’ın lider Sa’d, “Allaha yemin ederim ki ok torbamdaki bütün oklarımı size atıp mızrağımın ucunu kanlarınızla boyamadıkça; kılıcım elimde olduğu müddetçe kabilem ve taraftarlarımla size karşı savaşırım. Vallahi bütün insanlar ve cinler, birlik olup benden sizin için zorla biat almaya kalkışsalar, ölünceye ve hesabımı Allah’a vereceğim güne kadar, size biat etmeyeceğim.” der. [4]

Mekke’den kovulmuş, Taif’te hakarete uğramış hatta dövülmüş Hz. Muhammed’in var oluşunda kilit rol oynayan, onu Medine’de ölümsüz bir peygamber ve bir devlet kurucusu yapan Ensar, bu süreçten sonra tümüyle etkisizleşecek, Kureyşlilerin egemen olduğu devletin yönetiminde çok sınırlı roller üstlenebileceklerdir. Liderleri Sa’d b. Ubade Medine’yi terk ederek Şam’a gider. Halife Ömer ona bir adam gönderir. Adam Sa’d’ı Ebu Bekir’e biat etmeye zorlar. “Ben asla bir Kureyşliye biat etmem” diyerek kabul etmez Sa’d. Adam onu mızrakla öldürür. Belazuri ilginç ve gülünç bir rivayeti de aktarır: “Sa’d oturmuş vaziyette ihtiyacını karşılarken cinlerin attığı mızrakla öldürülmüştür.”[5]

İşte Mekke’den muhacir olarak Medine’ye gelenlerin Medineli Ensar’a yaptıkları bu. İşte Erdoğan’ın aklına geldikçe övdüğü Ensar-Muhacir dayanışmasının gerçek yüzü bu. İşte AKP başkanını sözünü ettiği Ensar olmanın hazin sonu bu.

Medineliler yani Ensar, bundan sonraki süreçte kurulan devlette hep dışlanacaklardır. Kureyş kabilesinin etkinliği devam edecek, mücadele bu kabilenin kendi içinde Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları arasında sürecektir. Yaklaşık 60 yıl sonra Medineli Ensar, Emevi Halifesi Yezit’in emriyle belki de Medine tarihinin en büyük katliamını Harre Vakası/Savaşı ile yaşayacak; erkekleri öldürülecek; kadınlarına tecavüz edilecektir. Bu da Ensarın ikinci büyük dramıdır.

Burada bir parantez açıp çoğu kimsenin bilmediği, İslam tarihi güzellemecilerinin anlatmaktan kaçındığı Harre Olayını/Savaşı’nı anlatmak gerekiyor: Harre Savaşı, H.63, M.683 yılında Abdullah b. Hanzala b. Ebi Amir önderliğindeki Medine halkının Yezid b. Muaviye hükümetine karşı ayaklanmasıyla başlar. Emevi Halifesi Yezit b. Muaviye döneminde Medine’dekilerin Emevi Hilafetini tanımamaları üzerine 683 yılında Müslim b. Ukba komutasındaki Emevi güçleri, Medinelilerin savunmasını kırarak şehre girerler. Üç gün her şey mubah diyerek askerlerine izin verirler. Bu üç gün içinde birçok insan öldürüldüğü gibi Medineli Müslüman kadınlara da tecavüz edilir. Bu tecavüz o kadar çoktur ki doğan çocuklara “Evlad’ül Harre: Harre çocukları” denecektir.

Müslüman Emevi askerlerinin birçoğu Ensar’dan olan ya da onların çocukları olan Müslüman Medinelilere ve Peygamber’in bazı arkadaşlarına yaptıkları zulüm ve işkence İslam tarihi kaynaklarında şöyle anlatılır:

(…) Müslim b. Ukbe, savaşın ertesi günü Kuba’da Medineliler’den ‘Yezîd’in kulu ve kölesi olarak’ biat aldı. Alışılmışın dışında insanları halifenin tasarruf ve mülkiyetine sokan bu biat şekline karşı çıkan ve Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer zamanında olduğu gibi, ‘Allah’ın kitabı ve nebîsinin sünneti üzerine biat ederim’ diyen bazı kişiler öldürüldü. Müslim, yaşlı bir arkadaşı olan ve hadise esnasında Muhacirlere liderlik yapan Ma’kıl b. Sinân’ı da idam ettirdi. Hz. Osman’ın oğlu Amr’ın sakallarını yoldurmasına rağmen Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn’e Yezîd’in tavsiyesi uyarınca yüksek mevki vererek iltifatta bulundu. (…) Saîd b. Müseyyeb bir rivayetinde (Buhârî, Meġāzî, 12), üç fitnenin ikincisi olarak Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Harre Vak’ası’nı göstermekte ve bu savaş sonucunda Hudeybiye ashabından kimsenin kalmadığını söylemektedir (DİA, XIII, 157).”[6]

Tarih aynen tekerrür etmez; ama benzer olaylarda benzer sonuçların ortaya çıkışı neredeyse kesindir. Sık sık Ensar olmaktan söz edenler Medineli Ensar’ın kendi yerlerinden yurtlarından edildiğini, sürüldüğünü, hatta katliama uğratıldığını bilmezler mi acaba? Bal gibi bilirler.

Başlıkta “İslamcıların Ensar Palavrası” deyişimizin nedeni budur sevgili okurlar. Haksız mıyız?

 

[1]W.Montogomery Watt, Hz.Muhammed Peyganber ve Devlet Adamı, s.107,İletişim Yayınları

[2] Nuh Arslantaş, Hz Muhammed Döneminde Yahudiler s.133

[3] 18 İbni Kuteybe, Halifeler ve Siyaset, s.27 Dipnottan aktarıldı. İbni Esir El Kamil fittarih c.2, s.193’ten dipnotta aktarılmış. İbni Esir’in Ocak Yayınları çevirisi, İslam Tarihi’nde yok.

[4] İbni Kuteybe, Halifeler ve Siyaset, s.33.

[5] Davud el-Belazuri, Ensab’ül Eşraf, s.296.

[6] Mustafa Sabri Küçükkaşçı, TDV İslam Ansiklopedisi.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

Araştırmacı, Yazar
790BeğenenlerBeğen
57TakipçilerTakip Et
Saray/AKP/MHP iktidarının içerde ve dışarda ideolojik, siyasi önceliklerine göre belirlediği, kendine (ideolojik, siyasi, askeri, kültürel) bir egemenlik alanı yaratmayı amaçlayan fakat gerçeklikten kopuk Yeni...
reşit olmak çocukluktan yetişkinliğe, yasal olarak kendi sorumluluğunu alacak yaşa gelmek olarak açıklanabilir kısaca… eşitlik de fiziksel, sınıfsal, ırksal, dinsel, cinsel, etnik vb. kimliklerin...
Bu yazının konusu başlığından da anlaşılacağı üzere mitsel bir hikâyeye ve onun psikoloji literatürüne kazandırdığı bir teoriye dayanıyor. Öyleyse, öncelikle mitoloji ve mitoloji-psikoloji bağlamı...

YAZARIN DİĞER YAZILARI