Çarşamba, Eylül 29, 2021
spot_img

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Olayı ve Müslüman Hoşgörüsüzlüğü

Her şey gazeteci İsmail Saymaz‘ın İlahiyat Profesörü Mustafa Öztürk hakkında WhatsApp’ta paylaşıldığını gördüğü bu “fetva” ile hareketlendi. Aslında onlarca yıldır devam eden bir tartışmada daha insani bir İslam yorumunda olanlara bağnaz selefi –Vehhabi anlayışın son ve öldürücü hamlesiydi bu. Ne yazık ki Devlet de İslamcı iktidar da etkili bir tepki göstermedi şu çağdışı fetvaya.

Mustafa Ozturk min

İlahiyat profesörü Mustafa Öztürk aldığı tehditler, gördüğü baskılar yüzünden Marmara Üniversitesindeki görevinden emekliliğini isteyerek ayrılmak zorunda kalmıştı. Daha sonra da düşüncelerinde ısrar etmesi ve zaman zaman da sert eleştiriler yöneltmesi şimşekleri üzerine çekmiş; hatta yukarıdaki paylaşım yapılmış; ama o düşüncelerinden hiç ödün vermemişti. Sonunda Almanya’da bir üniversiteden teklif gelince orada çalışmak üzere yurt dışına çıkmıştı. Ülkemizde İslam‘a karşı, İslam’ın en önemli değerleri Kur’an, hadisler ve Peygamber Hz. Muhammed’e karşı reddedici eleştirileri yüzünde aydınlanmanın cesur düşünürleri Turan Dursun katledilmiş; İlhan Arsel ve Arif Tekin yurt dışında yaşamak zorunda kalmıştı. Mustafa Öztürk’ün bunlardan farkı İslam’ı reddeden bir çizgide değil İslam’da reformu isteyen bir çizgide oluşudur. Bir İlahiyat profesörü olarak geleneksel İslam anlayışlarını, bu anlayışların durağan, donuk yorumlarla Müslümanları çağdaş, adil ve erdemli bir yaşamdan uzak tutuşlarını eleştiriyordu. Özellikle tarikat ve cemaatlerin İslam’ı kendi çıkarlarınca biçimlendirme, buralardan rant elde etme çabalarını gündeme getiriyordu. Havaalanındayken İnstagram’da paylaştıkları bile bu bakışın feveranı gibiydi. “Artık gidelim… Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim…” Mustafa Öztürk selefi- Vehhabi anlayışın egemen olduğu ilahiyat camiasını ironik bir dille şöyle eleştiriyordu. “Doktora tez danışmanlıklarımı Cübbeli ile Sakarya’daki tacizci Nurullah’a devrettim. İlahiyat işleri artık onlara teslim.

Mustafa Öztürk’ün yurtdışında çalışmaya zorlanması aslında aydınlanmanın korkusuz aydını Turan Dursun’a yapılanları düşününce “şükredilesi” bir durumdur. Olayın İslamcı bir iktidar döneminde gerçekleşmesi iktidarın ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu olayda Mustafa Öztürk’e arka çıkmaması başka ilginç ve önemsenmesi gereken noktalardır.

Şeriata dayalı yönetimlerde tarihin hiçbir döneminde özellikle Müslüman bir âlimin Kur’an’a ve hadislere farklı yorumlar getirmesi, eleştirel bakması hoşgörüyle karşılanmamıştır. İslam Şeriatı ile yönetilen tüm ülke ve devletlerde Müslüman bir din adamının, bir ilahiyatçının, Gelenekçi İslam’a, günümüzdeki adlandırmayla Selefi- Vehhabi İslam yorumuna aykırı görülen yorumları, yaklaşımları kâfirlik, mülhidlik, zındıklıkla itham edilerek ilgililerin ölümüne karar verilmiştir.  Bu eylemlerde büyük ölçüde öteki din adamlarının yani iktidardan yana olan statükonun muhafızı din adamlarının etki ve yönlendirmeleri söz konusu olmuştur.

İşte Müslümanın Müslümana hoşgörüsüzlüğünün tarihsel örnekleri.

Bu, Abbasiler döneminde 930’lu yıllarda İbni Şenebuz’un öldürülmesi

Yaklaşık M934 (H323)’te Bağdat’ta ünlü dil bilgini İbni Şenebuz, Kur’an’ı farklı kıraatlarla (Halife Osman tarafından oluşturulan kıraat dışında kabul edilenden farklı bir mushaftan okuma) okuduğu haberi yayılır. Dönemin bağnaz din adamları halkı onun aleyhine kışkırtır, olay büyür, İbni Şenebuz yakalanır ve Abbasi Halifesi Razi Billah’ın sarayına getirilir. Dönemin veziri İbni Mukle ve din âlimi İbni Mücahid, İbni Şenebuz’a yaptıklarından vaz geçmesini ve tövbe etmelerini isterler. İbni Şenebuz vazgeçmez. “Çok şiddetli acı ve ıstıraplara maruz bırakılır. Toplumdan tecrid edilerek hapsedilir. Sonra Bağdat’tan Basra’ya sürülür. Orada yaşamaya mahkûm edilir. Nihayet dayağa acıya ve tecride, manevî işkencelere sabredemez hale gelince şaz okumalardan vaz geçtiğini bildirir İbni Şenebuz.(…) Zehebî’ye göre İbn Şenebûz 328 senesi Safer ayında hapiste hayatını kaybeder”[1]

Yani bundan yaklaşık 1075 yıl önce Müslüman din adamları bir başka Müslüman din adamını hoş görememişler, ölümüme neden olmuşlar. Üstelik adamın dinden çıktığı; dine, değerlere hakaret ettiği de yoktur. Sadece Peygamber’e gelen vahiler olarak İbni Mesut’un Mushafı’nı kabul edip onunla ibadet ettiği için.

Bu, Endülüs Emevileri döneminde Lisanuddin b. Hatib’in öldürülmesi

“776/1324 senesinin acıklı bir hadisesi de İbni Haldun’un dostu olan ve o sırada Gırnata sultanı olan İbni Ahmet’le arası açıldığı için Fas’a sığınmış bulunan meşhur âlim, edip, şair ve siyaset adamı Lisanuddin b. Hatib’in öldürülmesidir. Lisanüddin zındık olmak, şeriata karşı çıkmak ve dinsiz filozofların yolunu takip etmek gibi şeylerle itham edilerek bazı fıkıhçıların verdikleri fetva ile zindanda boğdurulmuş ve cesedi yakılmıştır. Bu suretle haset, rekabet, cehalet ve taassuba kurban edilmiştir. Bu olay İbni Haldun’u çok etkilemiştir.”[2]

Bu da Osmanlılar döneminde 1530’lu yıllardan…

Oğlan Şeyh diye de bilinen İsmail Maşûkî, doğum yeri Aksaray’dan İstanbul’a Kanuni Sultan Süleyman tarafından getirilir. Bayramî-Melâmî kutbu Pîr Ali Aksarâyî’nin oğludur, İstanbul’da kısa zamanda çok sevilen heyecanla dinlenilen, sayılan bir şeyh olur. Ayasofya ve Bayezid camilerinde verdiği vaazlarla çevresinde coşkulu bir mürit kitlesi oluşur.  Geniş kitleleri etkilemeye başlayınca şikâyet edilir.“ Tartışmaların sonunda mahkeme, Oğlan Şeyh’in bir zındık ve mülhid olduğu sonucuna varmış ve Şeyhülislam İbn Kemal’in verdiği, Ebussuud Efendi ile Şeyhî Efendi’nin de katıldıkları fetva ile 25-30 yaşlarındaki bu genç ve ateşli şeyhi müritleriyle birlikte idama mahkûm etmiştir.”[3]

Örnekler çoğaltılabilir. Türkiye’de İlhan Arsel, İran’da Şah döneminde Ali Şeriati, Mısır’da Nasır Hamid Ebu Zeyd, Taha Hüseyin vb. gibi birçok Müslüman aydın ve düşünür İslam’ı daha çağdaş yorumlama çabasına girdikleri ve de eleştirdikleri için ya hayatlarından olmuşlar ya da yurtlarından uzakta yaşamak zorunda kalmışlardır.

Acı olan, acıtıcı olan Müslümanların yaklaşık bin yılı aşkın bir süredir hep aynı düşünce kalıplarının içinde birbirini yiyip durmalarıdır. Ne yazık ki Ebu Suud gibiler, İbni Mücahit gibiler her dönemde var. Kendilerince Allah’ın dinini koruyorlar. Oysa korudukları engizisyon papazları gibi kendi egemenlik ve çıkarlarıdır. Engelledikleri, Müslüman zihninin özgürleşmesidir. İstemedikleri, Müslüman toplumların daha adil daha müreffeh; İsveç gibi, Finlandiya, Yeni Zelenda, Almanya gibi imrenilerek yaşanılan ülkeler oluşturmalarıdır.

 

[1]  Abdulmecit OKCU (*)İBN ŞENEBÛZ: HAYATI, KIRÂAT İLMİNDEKİ YERİ VE RESMİ HATTA MUHALİF OKUYUŞLARI Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 42 ● Erzurum 2014

[2] İbni Haldun Mukaddime, Süleyman Uludağ, 1.c.38.s.

[3] Ahmet Yaşar Ocak, Osmanli Toplumunda Zindiklar ve Mülhidler

 

İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYA

4,314BeğenenlerBeğen
6,442TakipçilerTakip Et
2,300AboneAbone Ol
spot_img

SON YAZILAR