Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Benim Bedenim… Kimin Kararı???

Adına ister devlet, ister din, ister psikiyatri, ister baba, ister koca, ne derseniz deyin, iktidarların toplumu dizayn edebilmesinin yolu, bedeni dizayn etmekten geçiyor.

Bu yazıya şöyle başlamayı çok isterdim: “Bir sabah uyandığınızda dev bir böceğe dönüşmemek için yapmanız gerekenleri sıralıyorum…” Üzerinde çok düşündüm ama buna imkan yok maalesef. Ne yaparsak yapalım bir sabah hepimiz dev bir böceğe dönüşeceğiz. Bunda korkulacak, endişelenecek bir şey yok. Nihayetinde “Hepimiz Gregor Samsa’yız!” İçinde yaşadığımız bedenin form değiştirmesi neden bu kadar ürkütücü olsun ki? Lacan; “Aynaya baktığında kişi kendisini görmez. Kendisinin başkaları tarafından nasıl görüldüğünün düşüncelerini görür” der. Yani başkaları evreninden bir kişi bile bizi dev bir böcek olarak görüyorsa, aynada bir gün o dev böceği göreceğiz. Şimdi tekrar aynaya bakın ve karar verin. Belki de çoktan dönüştünüz o böceğe? Ya da şöyle sorayım: Gerçekten şişman mısınız? Ya da çirkin? Burnunuz mu eğri? Dişiniz mi yamuk? Belki de kadın bedeninde bir erkeksiniz… Kararınızı gözden geçirirken, benim sizin hakkınızda ne düşündüğümü sakın hesaba katmayın. Çünkü bence hepsi evet ve hepsi hayır.

Zihin ve bedeni birbirinden ayırdığımızda -ki yapılmışı var- zihinsiz/akılsız bir bedeni et yığını olarak görebiliyoruz. Ne geliyorsa başımıza bu ikilikler yüzünden geliyor. Yaşam-ölüm, kadın-erkek, iyi-kötü, siyah-beyaz, Laurel-Hardy… Neyse ki 20. Yüzyıla gelindiğinde bir şair (Attila İlhan) “Çünkü ayrılık da sevdaya dahil / Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili” diyerek bu işe son noktayı koymuş. Zihin, beden ve ruhun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini şairane bir biçimde anlatıvermiş. Ondan önce bunu çoktan söylemiş olanlar kusura bakmasın, bu şiirin yeri bende ayrıdır. Zihin ve akıl birbirinden ayrıldığında, zihin erkekte, beden kadında kalmış. Aklı başından giden kadın da, bir anda et yığınına dönüşüvermiş. Bu et yığınına şekil vermek derdi de aklı başında olan(!) ‘erk’e(ğe) kalmış. Kalçası, memesi, göbeği, kaşı, gözü, kılı, tüyüne varana kadar her şeyine o karar verir hale gelmiş. Keşke o kadarla kalsaymış, yetinmeyip erkek bedenine de el atmış. Daha dünyaya gelmeden; ne giyeceğine, hangi renkleri sevmesi gerektiğine, hangi oyuncaklarla oynaması gerektiğine kadar her şeye karar vermiş. Ne emek ama!!! Adına ister devlet, ister din, ister psikiyatri, ister baba, ister koca, ne derseniz deyin, iktidarların toplumu dizayn edebilmesinin yolu, bedeni dizayn etmekten geçiyor. Makro ölçekten, mikro ölçeğe her alanda bu dizayn işi öyle ince ince planlanmış ki; aklınızı, ruhunuzu devreye sokmaya kalkıştığınız anda kafanıza balyoz yiyip oturuyorsunuz oturduğunuz yerde.

Sırf kız çocuk olarak dünyaya geldiği için diri diri gömülen kız çocuklarının çalınan hayatlarında, kendi evinin içinde yakını bildiği birisi tarafından tecavüze uğrayıp, bunun kendi suçu olduğunu düşünen bir çocuğun duygusunda, 20 kiloya düştüğü halde, aynada hala kendini şişman gören bir kadının bu sorununda, regl olduğunu gizlemesi gerektiği bilgisiyle, kendi bedenine yabancılaşan kadının dünyayla temasının azalmasında, kendi cinsinden birini sevdi diye toplumun vebalısı ilan edilen birinin öfkesinde bu beden politikalarının hiç mi payı yok! Şimdi “hastalık” olarak tanımlanan bir çok ruh sağlığı sorunun kaynağını sadece bireylerin kendi kişisel hikayelerinde aramak ya da beyin kimyalarında bir problem olduğunu iddia edip, işin içinde sıyrılmak koca bir toplumun dev bir böceğe dönüşmesine engel olabilir mi! Cevap veriyorum: Hayır!

Şimdi tekrar aynanın karşısına geçin ve gördüğünüze inanmayın. Çünkü gördüğünüz yansımanın içinde, sizin bedeniniz üzerinden dizayn edilen koca bir toplum, upuzun bir tarih, katman katman işlenmiş inanç sistemleri olduğunu hatırlatın kendinize. Bedeninizi ve ona ait bir parçayı reddetmeden önce iktidar araçlarının kullandığı bu bağlamı reddederek güne başlayın. Belki de böcek halinizi seversiniz, kim bilir? Sonuçta senin bedenin senin kararın:)

Bir Cevap Yazın

1,352BeğenenlerBeğen
607TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI