Perşembe, Aralık 2, 2021
spot_img

Diyanet’e Abuk Sabuk (!) Sorular

Her şeyde Hz. Muhammed’i örnek gösterenler, Peygamber ve Dört Halife döneminde imamların, müezzinlerin ücret almadıklarını görmek istemezler. Diyanet yetkilileri, karides, ahtapot, midye fetvalarına ek olarak bu konuda da fetva verir misiniz?

Diyanet İşleri Başkanlığı deniz ürünlerinin helal olup olmadığına ilişkin bir fetva yayımlayınca tartışmalar başladı. İşkence, baskı, yolsuzluk, adalet, dinci kurumlarda ve tarikatlardaki cinsel tacizler konularında sus pus olan bir kısım mütedeyyin halkımız; fındıkkabuğunu doldurmayacak birçok konuda diyanete sorular soruyormuş. Örneğin suşi yemek haram mıdır, gibi. Diyanet, ülkemizde özellikle denize kıyısı olan kentlerde çok tüketilen karides, kalamar, midye vb. deniz ürünlerinin haram olduğunu duyurdu. Yiyeceklerin ve içeceklerin helalliği ve haramlığı konusunda aşırı hassas(!) olan Müslüman kardeşlerimiz bu fetvalardan sonra artık bu ürünleri tüketmeyecekler, böylece cennete gitmenin bir koşulunu daha yerine getirmiş olacaklardır. Hoş bu kardeşlerimizin büyük çoğunluğunun adaletsizlik, yolsuzluk ve partizanlıklar konusunda gıkı çıkmamaktadır; ama olsun, onlar bizim din kardeşlerimizdir. Diyanet, yolsuzlukta dünyanın önde gelen devletlerinden biri olduğumuz konusunda hiçbir uyarıda bulunma gereği duymamakta, kendi adamlarının bile birkaç yerden maaş almasına göz yummaktadır. Olsun, onlar bizim din büyüklerimizdir.

Neyse bu fetvayı duyunca ben de Diyanet’e şu soruları sorma gereği duydum:

Hz. Muhammed döneminde İmamlar maaş alıyor muydu?

Hz. Muhammed döneminin en ünlü müezzini olan Habeşli Bilal maaş alıyor muydu?

Bir imam aynı zamanda müezzinlik yapamaz mı?

Her şeyde asrısaadeti örnek alırken bu konuda neden asrısaadeti ve Peygamberi örnek almıyorsunuz? Böylece Peygamber’in sünnetini terk etmiş olmuyor musunuz?

Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde yukarıdakilere benzer bir soruya şöyle cevap veriliyor:

İslam dininde ilke olarak ibadet karşılığında ücret almak caiz değildir. Çünkü ibadetler Allah için yapılır. İslam’ın ilk dönemlerinde durumu uygun olan herkes namaz kıldırabiliyordu. Dolayısıyla namaz kıldırmak için belli kişilerin görevlendirilmesine ihtiyaç duyulmuyordu. İslam toplumunda kültür düzeyinin farklılaşması, farklı işlerle meşguliyetin artması ve zamanla namaz kıldırmaya ehil kimselerin azalması gibi sebeplerle, mescitlerde sürekli bulunacak görevlilere ihtiyaç duyuldu. Dolayısıyla her vakit namaz kıldıracak görevlilerin belirlenmesi cihetine gidildi; namaz kıldırmak üzere görevlendirilen kimselere de geçimlerini sağlamaları için maaş ödenmeye başlandı. Nitekim İslam âlimleri, imamet, müezzinlik, dini öğretme gibi işler karşılığında ücret veya maaş almayı, bu görevlerin sahipsiz kalmaması gerekçesiyle caiz görmüşlerdir (İbn Nüceym, el-Bahr (Ali et-Tûrî’nin Tekmilesi), VIII, 33; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 60, 302).”

Bu uzun cevabın özü özeti aslında ilk iki cümlededir. İslam dininde ilke olarak ibadet karşılığında ücret almak caiz değildir; çünkü ibadet Allah için yapılır. Sonraki cümleler apolojidir, yani kılıf bulma çabasıdır.

İbni Haldun şöyle der:” Kazanç emeğin değeridir; bu değer emeğe olan ihtiyaca göre farklılık gösterir.” Şayet bir emek (iş ve hizmet) umranda zaruri olup umumun ona ihtiyacı varsa onun değeri daha büyük ve ona duyulan hizmet daha şiddetli olur. Umumiyetle halk bahis konusu dini meslekleri ifa edenlere (ve onların hizmetlerine), zaruri olarak başvurmak durumunda değillerdir. Onlara (ve sahip oldukları bilgi ve hizmetlere) sadece dinine düşkün halk ihtiyaç duyar. Gerçi ihtilafları halletmek için kadılık ve müftülük mesleklerine ihtiyaç vardır. Lakin bu ihtiyaç zaruri ve umumi değildir.  (İbni Haldun, Mukaddime 2.c, s.713, Dergâh y. Çev. Süleyman Uludağ)

İbni Haldun’un vurguladığı şudur: Halkın kadılık, müftülük gibi mesleklere ihtiyacı olabilir ama imamlık, müezzinlik, vaizlik, hatiplik, gibi müesseseleri ihtiyacı zorunlu değildir. Çünkü bu meslekler halkın bütününü doğrudan ilgilendiren işlerle ilgili değildir.

Nedense her şeyde Hz. Muhammed’i örnek gösterenler, her eylemde asrısaadete özlemle, imrenerek yönelenler Peygamber döneminde de Dört Halife döneminde de imamların hele müezzinlerin ücret almadıklarını görmek istemezler. Diyanetin açıklamasındaki gerekçelendirmelerin temelsiz olduğunu Kur’an’daki şu ayetlerden dolaylı olarak çıkarabiliriz: “Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.” Yasin 21

“De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.” Furkan 57, Diyanet Vakfı Meali

Şu hadisler de özellikle müezzin ve Kuran öğreticilerin maaş almaması gerektiğini anlatır:

Katade bildiriyor: Adamın biri Dehak b. Kays’a “Allah için seni seviyorum” deyince şu karşılığı verdi: Oysa ben Allah için seni sevmiyorum. Çünkü sen ezan okuyunca karşılık bekliyor ve Allah’ın kitabını öğretmek karşılığında ücret alıyorsun”. Musannef

Mamer b. Raşid der ki: Katade Ezan karşılığında ücret alınmasını kerih görürdü. Ancak baştan herhangi bir ücret konuşulmamışsa verilen bir şeyin alınmasında bir sakınca görmezdi. Musannef

“Kasım b. Abdillah der ki Ezan okuma karşılığında herhangi bir ücret alınmaz. “  (Abdürrezzak es San’anî,  Musannef En Büyük İlk Hadis Koleksiyonu. C.1. s.649)

Diyanetteki din adamları bunları bilmez mi? Bal gibi bilirler. Ama Büyük çoğunluğu ekonomik ve siyasal çıkarları gereği oralarda oldukları için bu konularda fetva vermeye yanaşmadıkları gibi konunun gündeme gelmesini bile istemezler.

Yukarıdaki ayet ve hadislere göre imamların bile maaş almamaları gerekir. Diyelim ki çağ, imamlara maaş verilmesini zorunlu kılıyor. O zaman şu soruyu sormak gerekmez mi? Müezzinler, vaizler, hatipler niye maaş alıyor. İmamlar bu görevleri de yapamazlar mı?

Günümüz koşullarında hem namaz kıldıran hem müezzinlik yapan hem de vaaz veren din adamlarının maaş alması değil yanlış bulduğum. Sadece beş vakit namaz, Cuma namazı ve cenaze namazı kıldıran, kalan zamanlarında siyaset dâhil başka işler yapan bir imamın yanına maaşlı müezzin, vaiz,  verilmesidir eleştirdiğim. TDV İslam Ansiklopedisinde “ İmamlık ve müezzinliğin aynı kişi tarafından yapılması âlimlerin çoğunluğuna göre müstehaptır.”deniliyor. Yani müezzinlik görevini imam rahatlıkla yapabilir ve yapması sevap getirir. O zaman niye ayrıca müezzin görevlendirilsin ki?

TDV İslam Ansiklopedisi’nde şunlar da yazılı: “Müezzinlerin ücret almasının câiz olup olmadığı ihtilâf konusudur. Bu hususta olumsuz görüş bildirenler, müezzinlik ve imamlık için ücret alınmamasını tavsiye eden hadislerin ve sahâbî sözlerinin yanı sıra (İbn Mâce, “Eẕân”, 3; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 40) ibadetlerin sırf Allah rızâsı için yapıldığında makbul sayılacağı, ibadetin ücret karşılığı ifasını konu alan bir akdin geçerli kabul edilmeyeceği gibi hususları gerekçe olarak ileri sürmüşlerdir.”

Diyanete sorduğumuz soruların cevabını biz büyük ölçüde verdik. Konuyu uzatmayalım ve soruları biraz değiştirerek yeniden soralım: Sadece ezan okumak, kamet getirmek ya da vaaz vermek için bir din görevlisi atamak ve bunlara maaş vermek israf değil midir? Bir imamın, imamlıkla birlikte bu görevleri de yapması çok mu büyük bir külfettir?  Cemaatle birlikte namazını kılıp Allah’a karşı ibadetini yapan bir insana sadece ezan okuyup kamet getirdiği için maaş bağlanması caiz midir? Bu maaşlar helal midir?

Ne dersiniz Sayın Diyanet yetkilileri. Karides, ahtapot, midye konusunda verdiğiniz fetvalara ek olarak bu konuda da fetva verir misiniz? Dikkat edin ama fetvalar hem Kuran ve sünnete hem de maşeri vicdana uygun olsun. Fetvalarınız zihindeşlerinizi, yandaşlarınızı korumaya değil “beytülmalı” korumaya yönelik olsun. Şu tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan beytülmalı…

 

Bir Cevap Yazın

Araştırmacı, Yazar
790BeğenenlerBeğen
43TakipçilerTakip Et
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Kamil Kartal idi. Kamil Bey ile NotaBene Yayınları'ndan çıkan Öyle Mi Alay Komutanı! Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür...
Bugün yıl dönümü. Aladağ yurt yangının üzerinden tam 4 sene geçti. Dört sene önce 11 çocuk eğitim almak istedikleri için öldü. Yangından devlet ve...
Sol Parti, AKP’nin ortaya attığı anayasa tartışmalarını bir “tuzak” olarak    adlandırıyor. Parti başkanlar kurulu, bu konuda hazırladığı bir bildiriyi/mektubu sol kamuoyu, diğer sol...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...

YAZARIN DİĞER YAZILARI