Adalet ve Kalkınma Partisi İsrail’le Anlaşmayı Onayladı

Etkisi kolayca geçmeyecek büyük ekonomik bunalım, dış politika bunalımlarıyla hem katmerleniyor hem de gereğinden fazla uzuyor

Adalet ve Kalkınma Partisi İsrail’le “ilişkileri normalleştirme” anlaşmasını onayladı.

Ülkenin en tepe yöneticisi geçtiğimiz salı günü bir İsrail-ABD heyetini kabul etti. Anlaşma ile İsrail’le diplomatik ilişkiler en üst seviyeye çıkarılacak.

Bu çok yeni anlaşma yeni yeni duyuluyor ve daha şimdiden (Geniş) Orta Doğu’daki İslamcı gruplar arasında şiddetli tartışmaları başlattı.

Fakat durun, Türkiye’deki, iktidardaki, muhalefetteki İslamcıların durduk yerde yüreklerini ağızlarına getirmeyelim. Anlaşma haberi doğru da anlaşma Türkiye’de değil Fas’ta yapıldı.

Şimdi sorabilirsiniz, “AKP’liler anlaşmayı gizli olsun diye mi gidip ta Kuzey Afrika’nın en ucunda yaptılar?” diye…

Orada yaptılar çünkü anlaşma Fas ile İsrail arasındaydı da ondan…

Adalet ve Kalkınma Partisi meselesine gelince… Evet, Fas’taki iktidar partisinin de adı –ne “tesadüf”- Adalet ve Kalkınma Partisi. İdeolojisi de bizdeki AKP’ye son derece benziyor. Başındaki kişinin ismi de çok ilginç: El Osmani. Bildiğimiz Osmanlı yani…

Partinin amblemi de… Yok, ampul değil… Ama mum! Benzerlik belki biraz mütevazı davranılarak amblemde de sürmüş.

Bir “tesadüf” daha var bugünlerde o da yerli ve “milli” AKP’mizi ilgilendiriyor.

Öyle görünüyor ki Türkiye AKP’si de Batı Afrikalı ihvanın peşinden gidecek. Doğu Afrikalı İhvan’ın, 2013 Sisi Darbesi öncesi bizdeki AKP’nin tavsiyelerinin peşinden gitmesi onlar için pek hayırlı sonuçlar doğurmadı. Bakalım bizimkilerin Batı Afrikalı ihvanı takip etmesi halinde neler yaşanır?

Boşa da konuşmuyoruz bu konuyu zira yine ne “tesadüf” ki, daha bir hafta önce Amerikanın Sesi sitesinde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden başlayabileceği iddiası “Cumhurbaşkanlığı kaynakları”na dayanarak verildi. Amerikanın Sesi’ne göre diplomatik ilişki Mart ayında yeniden başlayabilir.

Diplomatik ilişkiler 2017’de 2017 yılında yükselen tansiyon nedeniyle Mayıs 2018’de karşılıklı olarak büyükelçilerin çekilmesi ile kesintiye uğramıştı.

Normalleşme iddiaları bununla da sınırlı değil. Tel Aviv merkezli haber sitesi Walla, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için arabuluculuk yaptığı iddiasını gündeme getirdi. Haberde, konu hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la telefonda görüşen Aliyev’in, olumlu cevap aldığı iddia edildi. İndependent Türkçe sitesinin Milliyet’ten aktardığı habere göre İsrailli yetkililer bu iddiaları reddetmemiş ancak henüz olumlu bir gelişme olmadığını söylemişler.

Tek kaynak Walla da değil; yine İsrailli Axios internet sitesi de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleştirilmesi için arabuluculuk yaptığını öne sürdü. Axios’un diplomasi muhabiri Barak Ravid’in üst düzey İsrailli yetkililerden aktardığına göre, Aliyev’in danışmanları, Erdoğan’ın geçmişte İsrail hakkında sarf ettiği saldırgan sözlere rağmen İsrail karşıtı olmadığını ifade ederek, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, İsrail’e karşı artık görevde olmayan yardımcıları tarafından kışkırtıldığını öne sürmüş.

Belki de “Aldatıldık” kartı bu kez dış politikada kullanılacak

MART KAPIDAN BAKTIRIR

Bilindiği gibi Azerbaycan son savaşta hem Türkiye hem de İsrail’den silah desteği almış olan her iki ülke ile arası iyi olan bir devlet.

Peki, niye Mart ayında bekleniyor böylesi bir “normalleşme”?

İki sebep var Türkiye açısından… Mart ayı, Ocak’ta yönetimi devralacak ABD’nin yeni başkanı Biden’ın Orta Doğu meselelerine eğilebileceği ilk zaman olarak uzun zamandır siyasi yorumcularca dillendiriliyordu. Aynı zamanda Türkiye’ye fiilen uygulanmaya başlanan ABD yaptırımlarının da daha ileri bir safhaya geçip geçmeyeceği o zaman netleşmeye başlayabilir. Ayrıca 24 Nisan’da bu kez Ermeni Soykırımı meselesinin ABD Başkanınca gerçekten tanınması söz konusu. Hem bu riski engellemek hem de ABD ile ilişkileri az çok düzeltmek için Yahudi lobisine ihtiyaç var; ama o lobiyle şimdiki ilişkiler –kimi istisnalar dışında- ABD yönetiminden bile kötü.

Bir başka mesele de savunma sanayii… ABD’nin yeni getirdiği CAATSA yaptırımlarına bir nevi “acımadı ki!” tepkisi verilmiş olsa da durum ciddi. Bu zamana kadar S-4002leri saymazsak on milyarlarca dolarlık savunma sanayii yatırımları tümüyle Batı teknolojisine bağımlı. İsrail Batı’nın “en müsaadeye mazhar ülkesi” olarak bu yaptırımları geçici de olsa delmek için uygun bir partner olarak göze kestirilmiş olabilir. Aksi halde elde korkunç pahalı bir “çöp” kalacak.

Mart ayının bir özelliği daha var Meclis’te yaşanan Bütçe krizi nedeniyle İsrail Mart ayında bir kez daha erken seçime gidecek. Netanyahu’nun Likud Partisi’nin seçimden 1. Parti çıksa da yine bir koalisyona mahkûm olacağı ve bu kez sandalye sayısın daha da azalacağı yönünde tahminler var. Bu durumda Türkiye üst yönetimi pekâlâ daha zayıf ve dolaysıyla daha az inatçı bir Netanyahu ya da “körün istediği bir göz” misali Netanyahusuz bir alternatife ümit bağlamış olabilir.

Nitekim İsrail’e yönelik ilk yumuşama belirtileri, tabiri caiz ise “Biz de size karşı boş değiliz” sinyalleri Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Mesut Hakkı Çaşın’dan geldi: “İsrail bir adım atarsa, Türkiye iki adım atabilir.”

Fakat Netanyahusuz veyahut dişleri eksilmiş bir Netanyahulu çözüme yönelik açık işaret Cumhurbaşkanı tarafından 25 Aralık’ta hem de bir Cuma namazı çıkışında verildi: (İsrail’le normalleşme sorusu üzerine) “Bizim İsrail’le istihbari noktada münasebetimiz kesilmiş değil. En tepe noktadaki kişilerle sorunlar yaşıyoruz, bunlar olmamış olsa İsrail ile münasebetler çok daha farklı olabilirdi.”

ZARURİ YA MUSA!

Dış politikanın başka zaruretleri de Hz. Musa’nın torunları ile münasebetlerin acilen düzeltilmesini gerektiriyor.

Mesela Doğu Akdeniz gerilimi… Bu gerilim Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerini hiç olmadığı kadar kötüleştirdi. Ezeli rakip Yunanistan’ın eline de müthiş bir koz verdi. İsrail’in Türkiye ile bozuştuktan sonra Doğu Akdeniz doğal kaynakları hakkında Mısır ve Yunanistan’la ittifaka girmesi Türkiye’yi ciddi anlamda sıkıştırmıştı. İlişkiler düzelirse İsrail’in biraz daha nötr davranmasının Doğu Akdeniz geriliminde Türkiye’yi AB’ye karşı da rahatlatabilir hesapları yapılıyor.

Bir diğer zaruret Arap ülkeleri ve genel olarak Müslüman milletlerin devletlerinde İsrail’e yönelik birbiri ardından gelen yakınlaşmalar…

Geçtiğimiz aylara Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan ve Bahreyn ABD Başkanı Donald Trump’ın gayretleriyle İsrail ile ilişkilerini düzeltmişlerdi. Fas da bu kervana katıldı. Mısır’ın da yolda olduğu ve sırada başka ülkelerin de bulunduğu söylentileri (biraz da İsrail’in teşviki ile) diplomatik mahfillerde dolaşıyor. Bir tek Katar bu meselede gönülsüz davranıyor gibi ama ona da bu konuda AKP bile ne kadar güvenir, çok su götürür.

Sonuçta AKP bir anda Orta Doğu’da şüphesiz ki yine çok sıkı bir İsrail dostu olarak sahneye girecek Biden yönetimi ile bir de bu bakımdan ortadaki tek arıza çıkaran pozisyonunda karşı karşıya kalmak istemeyecektir.

“Peki, güzel anlaşalım gitsin” diyenler çok olacaktır, şüphesiz iktidar kanadında bile. Gelgelelim bu zamana kadar elde kalan neredeyse iç ve dış politika malzemesi olan “Ümmetin haklarını koruyan lider” konumu ne olacak? Filistin’de var güçle desteklenen Hamas, pek zarar görmeden nasıl “satılacak”?

Türkiye’de epeydir iktidarın bol sıfırlı maaşlarına teslim olan “eski mücahit yeni müteahhit” İslamcılar çok ses çıkaramaz belli ki, ama yine iktidarın gölgesinde epeydir semiren ve son zamanlarda kimi tarikat temsilcileri tarafından bile hızla silahlandıklarına dikkat çekilen “Selefî gruplar” ne olacak?

Selefi grupların bir kısmı Suudi beslemesi… Onlar Suud’la ara bir miktar düzelse gemlenebilir. Bir kısmı Cihadist Selefîler, aslında Erdoğan rejimini de “tağut” olarak görmesine rağmen o rejimin nimetlerinden faydalandıkları müddetçe ses çıkarmayabilir hesabı doğrusu fazlaca iyimser sayılmalı. Hele de Suriye’de İdlib’de AKP tarafından satıldıklarını düşünenler cihadçı kesimini hesaba katacak olursak…

Üstelik bu tür gerginlikler, en azından bunların bir kısmıyla, yakın dönemde Suriye’de yaşanacak ek gerginliklerle daha da şirazeden çıkabilir.

İktidar tarafından, ABD’de iktidar boşluğu dönemini hem İdlib’de hem “Fırat’ın Doğusu’nda sınırlı ya da daha az sınırlı operasyonlarla değerlendirme harekâtları ihtimali de gündemde. Tek sorun Putin’i bir miktar daha göz yummaya razı etmek. Fakat Türkiye’yi NATO blokundan resmen değilse de fiilen iyi kötü koparmak havucu o kadar lezzetli ki, Putin bir miktar daha politik avans vermeye razı olabilir.

Önümüzdeki dönem Suriye’de fazla iş karıştırmak istemeyen Trump da ortada olmayacağına göre ABD son bir kez şansını Biden’la deneyebilir: “Bize az destek ver, Suriye’de Esad’ı…”

Fakat AKP yüzünden Türkiye, herkesin, biraz müsaade verildiğinde daha fazla şeylerin koparılacağı, işler sertleştiğinde ise bir iki tehditle hemen yelekenleri suya indireceği bilinen bir ülke olarak görülmeye başlandı. Trump’ın tehditlerinin ve Rus ambargosunun sonu malum!

AKP’nin bizzat bu itibarsızlığı Türkiye’nin elinde halen var olarak gözüken kimi manevraları artık yeterince mahirane yapamayacağı kuşkuları doğuruyor.

AKP’nin elinde 2023 seçiminden önce en fazla 2 yıl var. Etkisi kolayca geçmeyecek büyük bir ekonomik bunalım, dış politika bunalımlarıyla hem katmerleniyor hem de gereğinden fazla uzuyor.

Çare yok. Bu şartlar altında işlerin kendiliğinden düzelip seçim kazanması imkânsız hale gelebilir.

Önce son kozlarını oynayıp ılımlı AKP dönemine dönüşü içte ve dışta satmayı deniyor, deneyecek!

SON KOZLAR VE KALAN HIZLA TÜKENEN İKİ SENE

Böylece bir taşla üç kuş vurmak olası…

İlk kuş… Babacan ve Davutoğlu gibi “Hadi gel AK Parti’nin bizim zamanımızdaki eski güzel zamanlarına götürelim ülkeyi” mesajını pazarlayan rakipleri saf dışı etmek: Yapacaksak bunu da biz yaparız!

Diğer kuş: Ekonomik cephede muhtaç olunan Batı parasını az veya çok yeniden cezbetmek

Sonuncu kuş: Dış politikadaki kuşatılmışlık krizini bitirmek… İsrail aslında her üç kuş avı için de kritik bir faktör.

Ya olmazsa o yumuşama veya daha kötüsü ve daha muhtemeli, yumuşamaya rağmen ümit edilen kuşlar avlanamazsa?

O zaman elde kalan gitgide yutulan kumarbazın tüm paralarını “ya herru ya merru” diyerek tek bir büyük oyuna koyması… Ne AKP’nin böyle bir aymazlığa gireceğini ne de henüz böyle bir sıkışıklığın sahneye çıkacağını düşünmek için esaslı bir sebep var.

Fakat günler çok hızlı geçiyor, içeride dışarıda AKP için kanallar çok hızlı tıkanıyor.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

Gazeteci, İktisat Dr.
3,786BeğenenlerBeğen
126,360TakipçilerTakip Et
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
Sınıf mücadelesi kavramı, normal olarak, Emek Partisi’nin (EMEP) anayasa tartışmalarındaki hareket noktasını oluşturuyor. Parti, tarihsel bir perspektiften, sınıf mücadelesi ile demokratik laik anayasa mücadelesini...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...
Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...

YAZARIN DİĞER YAZILARI