Sağ Siyaset Taktiksel Enstrümanı olarak Nefret Objeleri (2)

Kutuplaşmış olmak, kabaca yüzde 50 / yüzde 50 olarak saflaşmak 18 yıldır izlenen politikaların, kullanılan araçların, siyaset yapış biçiminin sonuçlarından, ürünlerinden birisidir. Ancak, aynı zamanda tüm o politikaların, siyaset yapış biçiminin ihtiyacı olan zemindir. Nefret Objeleri bu zemini kısmen besler ama esas olarak bu zeminden beslenen onlardır.

İlk yazıda sol ve ilerici kesimler için “nefret objesi” olmuş karakterlerin nasıl bir işlevleri ve yetenekleri olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Kutuplaşmış toplumda bu özelliklere sahip kişilerin karşı tarafta da olması gerekir düşüncesi aklımıza geliyor. Ama sağ , gerici, iktidar yandaşı kesimin nefret objesi olmuş kişilere ilerici solcu insanlar arasında rastlamıyoruz. TV’lerde onları eleştiren, temsilcileri ile kavga eden, kendini net olarak siyasal iktidarın karşısında konumlandırmış kişilerin nefret objesi olamadığı, sadece süreli nefret edilen kişiler olabildiklerini görüyoruz.

Bunun sebepleri arasında en önemlisi, sağcı/faşizan zihniyetin toplumu bir mermer blok olarak görmek istemesi yatıyor diyebiliriz. Solcu, ilerici kesimlerin karşı saftan insanlara empati kurmaya çalışması, herhangi bir sosyal statüsünün (emekçi olmak, azınlık olmak, mesleki başarı vb.) onları mazur, affedilebilir, dönüştürülebilir görülmesine izin vermesi “nefret objesi” gibi mutlak kötü, simsiyah unsurları ayırmalarına yol açıyor. Nefret Objesi ne yaptığının farkında, doğruyu yanlışı ayırt edebilecek zekâ ve imkanlara sahip, bilinçli tercihiyle ve gönül rızasıyla işini yapmaktadır. Sağcı/faşist zihniyet için kendisi çok dar bir kümedir ve bu küme dışında kalanlara sempati duyulmaz, empati yapılmaz. Kendisi hariç herkes aslında birer nefret objesidir, olgu bu kadar esnetilince mistik özelliklerini kaybediyor. Sağcı kesimlere yaranmak için her hafta bir sağcı/sağcılık güzellemesi yapan muhalif siyasetçi ile muhalif düşünceleri ve eylemi yüzünden ömrü bedel ödemekle geçmiş solcu arasında fark görememek nefret objesi olabilmeye değilse de nefret objesi edinmeye engel teşkil ediyor.

Bir diğer önemli sebep de karşılaşılan ortamlarda (işyeri, okul, TV programı, mahalle vb.) solcu ilerici kişilik ikna etmeyi öncüllüyor. Bilimsel veriler, deliller, tarihsel bilgiler vs ile derdini anlatmaya çalışıyor, sağcı gerici kişilik ise suçlama, hakaret, korkutma ile karşılaşmayı kazanmaya çalışıyor. Yazının tam burasında en nefret ettiğiniz, sizin nefret objeniz kişiyi gözünüzün önüne getirin, onunla kamu önünde tartıştığınızı varsayın, önceliğiniz onu teşhir edip seyirci/dinleyici kitleyi ikna etmek olacaktır. O ise sizi konuşturmamak, sizi itibarsızlaştırmak yolunu izleyecektir. Sözünüzü kesecek, sinirlenip aklınızın karışmasını sağlamaya, sizi tanımıyor olsa bile ad hominem ile sizi kategorize edip seyirci/izleyici kitleye kendi tariflediği bir “siz” göstermeye çalışacaktır. Gerçeği anlatmaya çalışan ile yalanı sürdürmeye çalışanın tarz farkı olması doğaldır, bu doğallık solcular içinden nefret objeleri çıkmasını engelliyor.

Nefret Objelerinin neden kimseyi ikna edemedikleri sorusunun yanıtı da yukarda. Her şeyden önce, işi o değil. Amacı o değil, becerisi o değil. Karşısındakini bozmak, bloke etmek, gündemi saptırmak üzerine kurulu bir stratejiyi uygularken karşı taraftan kimseyi ikna edemez ama yılgınlığa sürükleyebilir. Sorun buydu, ana akım medya dediğimiz, prime time tartışma programlarında muhaliflere de mikrofon verdiği için ‘tarafsız’ zannedilenlerin hepsi aslında 18 yıldır muazzam bir toplum mühendisliğine dekor oldular.

‘Torba Yasa’ olarak adlandırılan, birbirinden farklı yasal düzenlemelerin bir arada yasalaştırılması eylemi ancak kutuplaşmış, trol aktivitesi olan, nefret objelerinin görev başında olduğu bir dönemde yapılabilir. Çiftçiye düşük faizli kredi önergesini, demir çelik fabrikalarının yok pahasına özelleştirilmesi ve emeklilik yaşının 95’e yükseltilmesi önergeleri ile beraber oylatıp, TV’de kamuyu bilgilendirecek olan muhalefet temsilcisinin karşısına Nefret Objesini koyduklarında kaybetmiyorlar. 4 saat söz hakkı olan muhalif 2 saatini kendisinin çiftçi düşmanı olmadığını, 2 saatini de düşük faizli kredinin çiftçilerin sorunlarını çözemeyeceğini anlatmaya çalışıyor. Torba Yasanın alt kısımlarındaki maddeler hatırlanmıyor bile.

Kutuplaşmış olmak, kabaca yüzde 50 / yüzde 50 olarak saflaşmak 18 yıldır izlenen politikaların, kullanılan araçların, siyaset yapış biçiminin sonuçlarından, ürünlerinden birisidir elbet. Ancak, aynı zamanda tüm o politikaların, siyaset yapış biçiminin ihtiyacı olan zemindir. Nefret Objeleri bu zemini kısmen besler ama esas olarak bu zeminden beslenen onlardır.

2002 öncesi ilerici/gerici kesimlerin saflaşması kutuplaşma olarak tariflenmez zira, sosyal ve kültürel anlamda ortaklıklar vardır. Yaşam bölgelerinin karışıklığı, ortak zevkler, ortak sevinçler ve üzüntüler kutuplaşmaya engeldir. Sırp faşizmi gibi, İsrail devlet terörü gibi ortak nefret edilen olgular, Kemal Sunal, Barış Manço, Ahmet Kaya gibi ortak bölenler vardır; Erdoğan’ın şiir okuduğu için cezaevine girmesi bugünün muhalifi birçok kesimde o zaman tepki almıştır mesela. Tam da o cezaevine girmeden Barış Manço, çıktıktan bir süre sonra da Kemal Sunal, Ahmet Kaya gibi ortak bölenler, ilerici ya da gerici kesime ait olmayan toplumsal değerler kalp kriziyle aramızdan ayrılınca, saflaşmışlıktan kutuplaşmışlığa geçiş imkânı doğmuştu. 57.Hükümetin mükemmel başarısızlığı ile mevcut siyasi kurum ve kişiler topluca tasfiye olup yedi göbek Demirel’ci Anadolu insanında dahi ‘yeni bir şeyler’ yönelimi üretildi. Sonrası hala hafızalarda, sol ve sola dair tüm değerler itibarsızlaştırıldı. SGK’nın ilaç fabrikası kapatılıp Türkiye Batılı ilaç tekellerine teslim edilirken sosyalistler Kemalist olup olmadıklarını tartışmaya zorlandılar. Yoksul, emekçi sağ seçmen ile temas kurma kabiliyeti olan Sosyalistler o mahallelerden uzaklaştılar ve kutuplaşmanın önünde hiçbir engel kalmadı.

Post Truth bizde ABD’den önce başladı. Neoliberal Yıkım Ekibi hızla yoksul ve orta kesimlerin sosyal ve ekonomik haklarını sermayeye pazarlarken kitle desteğini gene bu kesimlerden aldı. Bu kesimlerle nasıl bağ kuracağını bilemeyen CHP hızla büyüyen AKP karşısında tutunabilmek için yüzde 20’nin altına asla düşmeyeceği ama yüzde 30’un üstüne de asla çıkamayacağı bir örgütlenme biçimini ve siyasi temsili hedefleyince kutuplaşmanın diğer mimarı da ortaya çıkmış oldu. 2015’te AKP yükselişi durup, oy kaybı başlasa da yüzde 25’e kazık çakmış CHP stratejileri 1 tane bile AKP seçmenini yakalayamadı. Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komplosu da buydu. AKP’nin olanca başarısızlığına rağmen zerre güçlenemeyen bir Ana Muhalefet, stratejileri ve liderliği asla sorgulanmadı. AKP yönetimi, medyası ve Nefret Objeleri özellikle kitlelerin şu yüzde 25’e saplanmışlığı tartışabileceği her dönemeçte CHP üzerine taciz ateşi açarak kutuplaşmanın ekmeğinden pay vermiş oldular.

Evet, Kutuplaşma bir ‘rahat yönetmek’ zemini olarak kullanıldı. Önce Parlamenter Sistem’in sonra Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ihtiyacı olan ittifaklar, ortaklıklar, dışardan destekler ile şekillendirildi. Siyasal İktidarın destekçisi aynı insan önce Barış Süreci’ni savundu, sonra Savaş Süreci’ni savundu. Çalıştığı fabrika özelleştirildi işsiz kaldı, ama diğer kutbu suçladı. Çocuğu okul bitirince işsiz kaldı ama o sorunu 80 yıl öncesinde gördü. Kutuplaşma bütün bu abeslikleri normalize eden, gerçek çelişkileri donduran, gerçek düşmanı perdeleyen bir zemin olsa da yoksullaşan, sosyal haklarını kaybeden, geleceksizleşen insanların öfke ve korkuları ne donuyor ne buharlaşıyor. O yüzden Nefret Objeleri net konuşur, bağırarak konuşur, sürekli konuşur, hep bir düşman işaret eder ve özgüvenli, güçlü imajını zinhar bozmaz. Tabanın öfke ve korkusunu yönlendirmek, algısını yönetmek işlevi ile İktidarı sıkıştırabilecek basıncı tahliye eder.

Biz “bizimki ne güzel morarttı” diye keyiflenirken onlarınki görevini başarıyla ifa etmenin haklı gururunu yaşar. Kutuplaşmayı sonlandırmak ve gerçekçi, doğal saflaşmalara dönmek buz üreten mekanizmalara katılarak maalesef olamadı. Nefret Objeleri ile arenaya çıkarak da olamadı. Yüzde 50’şer kutuplaşmış olmak başarı gözükse de karşı yüzde 50 ne bu tarafta ne o tarafta meşruluk sorunu yaşamazken, bizim yüzde 50, karşının kurduğu ve kurallarını koyduğu oyunda oluştuğu için pamuk ipliğine bağlı. Kendi içinde dahi meşruluk zemini zayıf olduğundan mutlak bir başarısızlık aslında.

Denklemin bozulduğu 2019 Mart – 2019 Haziran süreci boşuna milyonlarca kez analiz edilmedi. Nefret Objelerinden ve tüm kutuplaştırma mekanizmalarından uzak durmak, ama bunu yaparken saklanmamak, savunma değil hücum oynamak, oyunu rakibin sahasına yıkmak ve hataya zorlamak. Sert oynayan, elini şortunun içine sokan, bizim tribünlere el kol yapan Nefret Objeleriyle dalaşmak yerine topu alıp rakip kaleye sürmek. Onun taktik agresifliğini doğaçlamaya çevirmesini sağlayıp kırmızı kartla oyundan attırmak. Ve tabi, takımını bu becerilere ve mantaliteye sahip oyuncularla kurmak. Sırada yoksul, yoksullaşmış ve yoksullaşacağı görülen AKP mahallelerine tekrar dönebilmek var. Emekli ikramiyesi gasp edilmek istenen, tek öğün yemek için ölümüne çalıştırılmak istenenlerin mahallelerine tekrar girmek var. Nefret Objeleri değiliz, arenada bu dezavantajdı ama mahallelere dönerken avantaj. Neoliberal Yıkım Ekibi’nin artık Goebbels’leri yok. Demokrat makyajı yapan Liberalleri yok. Bahar görecek bir kutupları var. Giderilecek korkuları ve artık tahliye edilemeyen öfkeleri var.

Bir Cevap Yazın

Geçtiğimiz hafta Salı günü döviz kurundaki ani yükseliş sonrası birçok kentte toplumun değişik kesimlerinin sokağa çıkarak ekonomi politikalarından kaynaklı zamları protesto etmeleri önümüzdeki günlerde...
Geçtiğimiz hafta Kitaba Dair’in konuğu Gökhan Atılgan’dı. Gökhan Hoca’yla Yordam Yayınları’ndan çıkan Türkiye İşçi Partisi Radyoda: Proletaryanın Büyülü Kutusu kitabı üzerine sohbet ettik. Mete Kaan...
Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sına gidip, çağdaş, entelektüel, özgür düşünceli, sol siyasal duruşa sahip bir erkeğe, kadınların seçimlerde oy kullanması üzerine fikirlerini sorabilseydik, alacağımız...
son yıllarda günden güne artan bir kriz yaşıyoruz… bu kriz genel bir kriz değil elbette; kriz emekçiler, çiftçiler, işsizler için söz konusu. daha doğrusu...

YAZARIN DİĞER YAZILARI